Slider[Style1]

Style2

Style3[OneLeft]

Style3[OneRight]

Style4

Style5

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 1


Franz Kafka Aforizmalar | 1

“Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de, hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. Üzerinde yürünmek değil de, insanı çelmelemek içindir sanki.”


Franz Kafka Aphorismen | 1

“Der wahre Weg geht über ein Seil, das nicht in der Höhe gespannt ist, sondern knapp über dem Boden. Es scheint mehr bestimmt stolpern zu machen, als begangen zu werden”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 69


Franz Kafka Aforizmalar | 69

“Kuramsal olarak eksiksiz bir mutluluk olanağı vardır: İçimizde yokedilemez bir varlık olduğuna inanmak, ve ona ulaşacağım diye çaba harcamamak.” 



Franz Kafka Aphorismen | 69


 “Theoretisch gibt es eine vollkommene Glücksmöglichkeit: An das Unzerstörbare in sich glauben und nicht zu ihm streben.”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 54



Franz Kafka Aforizmalar | 54

“Tinsel dünyadan başka bir dünya yoktur; duyular dünyası dediğimiz tinsel dünyanın kötülüğüdür, ve kötülük dediğimiz de bizim sonsuz gelişimimizde bir anın gerekliliğidir ancak. 

Alabildiğine güçlü bir ışıkla dünya eritilebilir. Zayıf gözlere katı görünür dünya, daha da zayıf gözler için bir yumruğa dönüşür, çok daha zayıfların önünde utangaçlaşır ve kendisine bakmaya yeltenenleri vurup devirir.



Franz Kafka Aphorismen | 54

“Es gibt nichts anderes als eine geistige Welt – was wir sinnliche Welt nennen, ist das Böse in der geistigen, und was wir böse nennen, ist nur eine Notwendigkeit eines Augenblicks unserer ewigen Entwicklung.


Mit stärkstem Licht kann man die Welt auflösen. Vor schwachen Augen wird sie fest, vor noch schwächeren bekommt sie Fäuste, vor noch schwächeren wird sie schamhaft und zerschmettert den, der sie anzuschauen wagt.”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 42




Franz Kafka Aforizmalar | 42

“Tiksinti ve nefret dolu bir başı önüne eğmek.”



Franz Kafka Aphorismen | 42

Den ekel- und haßerfüllten Kopf auf die Brust senken

Şeref Meselesi'ni Gala Gecesinde izledim!

Şeref Meselesi dizisi televizyonda başlamadan önce gala gecesinde ilk bölümü izleyen şanslılardan biri de bendim. Hürriyet Bumerang sayesinde bulundum bu unutulmaz gecede. Galanın detaylarına girmeden önce diziden söz etmek istiyorum meraklıları fazla yormadan.

Açıkçası beklentimin çok çok üzerinde başarılı buldum diziyi. İlk bölümü izlediğinizde bence siz de bana hak vereceksiniz. Bakın neden başarılı olmuş dizi?

Şeref Meselesi'ni Gala Gecesinde izledim!

1- Dizinin senaryosu roman tadında
Zor beğenen izleyicilerdenim ben. Bir diziyi sevmem için güzel bir hikaye anlatmalı senarist, beni sarmalı söyledikleri. Edebi bir lezzeti olmalı diyalogların. Bir cümlelik fikirden yola çıkıp o cümlenin etrafını entrikalarla, saçma diyaloglarla, gerilim yaratma amacı sırıtan gereksiz çatışma sahneleriyle, “yok artık!” dedirtecek absürt tesadüflerle dolduran senaristlere diş biliyorum. Hatta çoğu uyarlamaları için “edebiyat katilleri, bırakın romanları katletmeyi!” falan dediğim de oluyor.
Şeref Meselesi'nin uyarlama senaristi Seray Şahiner ise ilk bölüm için gerçekten de takdirimi kazandı. 

Bir kere çok güzel bir hikayesi var dizinin. Roman tadında, daha doğrusu gerçek hayattan bir kesit gibi. Ne çok hızlı anlatılmış, ne gereksiz yere uzatılmış. Hikayede yaşananlar içimizden birinin başından geçse yadırgamayacağımız cinsten. Uyarlama senaryoymuş, romandan mı yoksa yabancı bir diziden mi onu bilemiyorum ama sonuçta yine de tebrik etmek lazım; öyle güzel uyarlamışlar ki hikayede sırıtan hiçbir taraf bulmadım ben.

2-Kahramanlarla kolay tanışıyoruz.
Dizilerin de romanlarda olduğu gibi ilk bölümleri önemlidir benim için. Hikaye içine çekmezse eğer kitabı yarım bırakırım, ya da dizinin devamını izlemem. Şeref Meselesi'nde çok dozunda tatlı tatlı başlıyor olaylar. Konunun içine yavaş yavaş dahil olurken eş zamanlı olarak karakterleri de tanımaya başlıyoruz.

Bazı dizilerin ilk bölümlerinde her yerden bir karakter çıkar, kim kimdir bir türlü kafamızda oturtamayız. Bazı dizilerde de sanki ders anlatır gibi sırayla kahramanlara odaklanarak insanı hikayenin bütününden koparırlar bilirsiniz. Hatta ilk bölümündeki senaryo başarısızlığı yüzünden yayından kalkan bir çok dizinin adını sayabilirim size. Şeref Meselesi'nde ise böyle sorunlar yok. Karakterler olabildiğince karmaşadan uzak ve yalın anlatılmış. Yani ilk bölüm bittiğinde bütün karakterlerin isimlerini ezberlemiş oluyorsunuz, kişilik özellikleri kafanızda oturuyor ve bu doğal anlatım, tanıdık bir yazarın yeni romanını okuyormuş hissi veriyor.

3-Bu dizideki kahramanlarımı hemen seçtim.
Size de olur mu bilmem, bir diziyi ilk kez izlerken empati kuracağım kahraman yoksa hemen  o diziyi yarıda bırakırım. Sevdiğim kahramanların gözlüğünü ise kolayca takıveririm, hemhâl olurum kendileriyle. Kahramanlarımın başına kötü bir şey gelirse de senaristlere diş bilerim ne yalan söyleyeyim.

Şeref Meselesi'ndeki kahramanlarım da  belli. Zeki, başarılı, sağ duyulu, mantıklı, vicdan sahibi, idealist, dürüst ve aynı zamanda duygusal yönü ağır basan, hoşlandığı kıza “Hangi tür kitapları okumayı seversin?” gibi şahane bir soruyu soracak kadar da saf bir aydınlığı olan Emir baş kahramanım olacak belli ki. Emir'i sevdiren bir diğer sahneyi daha anlatayım.
Avukatlık stajı yaptığı büronun sahibine bütün idealistliği ve vicdanıyla soruyor:
“Neden sadece icra davalarına bakıyoruz ki? Oysa bize okulda hukukun çok değişik yönlerini de anlattılar. Burada birkaç ay çalışan kişi hukukun alacak-verecek işleri olduğunu sanır!”
Bir de Şükran Ovalı'nın oynadığı Derya karakterini çok sevdim. Dürüst ve kendi içinde çok tutarlı, hayat mücadelesini en ağırından verse de, hakkını savunmak için çoğunlukla kavga etmek zorunda kalsa da, gülümsemeyi ve eğlenmeyi de becerebiliyor Derya. Yaşadığı koşullar arabesk aslında dışarıdan bakıldığında. Üvey baba, huzursuz ev, pısırık anne, az para... Başka yönetmenin elinde olsa ağlak sahneler çıkar Derya'nın hayatından. Ama bölümün sonunda benim aklımda kalan Derya bırakın arabeski, neşe dolu hayat dolu bir kız. Belki de Şükran Ovalı'nın dizide çok başarılı bulduğum oyunculuğunun da etkisi olmuştur böyle düşünmemde bilemiyorum. Sevgili senarist Seray Şahiner'e seslenmek istiyorum daha yolun başındayken.

-Seray Hanım, lütfen Emir ve Derya'ya torpil yapın, başlarına kötü şeyler gelmesin, onlar benim bu dizideki sevdiğim kahramanlar!

4-Sinema Tadında
Dizilerden biz izleyicileri soğutan şeylerin başında uzun bakışmalar, tirat atar gibi yapılan konuşmalar, zaman doldurmak için eklendiği belli olan gereksiz hatırlama sahneleri gelir bilirsiniz. Şeref Meselesi'nde öyle sahneler yoktu, en azından ilk bölümünde yoktu ve umarım devamı da böyle olur. Yönetmen Altan Dönmez'i bu anlamda tebrik ediyorum gerçekten de. Sinema filmi izliyor hissine kapıldım inanın, gerçi böyle hissetmemde bölümü sinema salonunda izlememin de etkisi vardır mutlaka. Bence siz de ilk bölümü izlerken ışıkları kapatın, varsa ses sistemenizi açın, sinema ortamı yaratın evinizde; bakalım siz de benim gibi düşünecek misiniz?

5-Dizinin müziği şahane
Müzikler gerçekten de şahane, Salvatore Riccardi ve Yıldıray Gürgen'in adı geçiyor. Dediğim gibi varsa evinizde ses sistemi, izlerken mutlaka açın. Ben dizinin müziklerine bayıldım.

6-Kıyafetler ve ortam samimi
Sizi bilmem ama ben şahsen evin içinde topuklu ayakkabı ile dolaşan, parıltılı kıyafetler giyip havuzlu villalarda yaşayan insanların marjinal ve de entrika dolu abuk hayatlarının anlatıldığı dizilerden hiç haz etmiyorum. Hangi dizide karakterler evin içinde terlik giyiyorsa o diziyi daha fazla seviyorum, çünkü samimi buluyorum. Hele ki dizinin konusu sıcak bir mahallede geçiyorsa değmeyin keyfime...  Şeref Meselesi bu anlamda da beni cezbetti. Balat'ın özgün mimarisinde sıcak bir mahalle ortamında geçiyor dizi, kıyafetlerde ve makyajlarda aşırılık yok. Doğal ve samimi halleriyle benden geçer not aldılar, ama ne yalan söyleyeyim evde terlik mi giyiyorlardı aklımda kalmamış, pazar günü ikinci kez izlerken gözüm oyuncuların ayaklarında olacak.
Anlatacaklarım şimdilik bu kadar, kaçırmayın bu diziyi diyorum. İlk bölümü izledikten sonra yorumlarınızı da bırakmayı ihmal etmeyin. Üzerinde konuşur eğleniriz birlikte.
Biraz da gala gecesi hakkında gözlemlerimi anlatayım size.

Şeref Meselesi Gala Gecesi
Hayatımda ilk kez katıldım böyle bir gala gecesine. Canlı yayınlarda denk geldiyseniz görmüşsünüzdür siz de, ortam çok kalabalıktı. Daha dizi başlamadan nasıl biraraya geldiklerini bir türlü anlayamadığım genç fan'lar grubu mu dersiniz, Kanal D'nin yarışması sayesinde galaya katılma hakkı kazanan heyecanlı tipler mi dersiniz, Ulan İstanbul'un çok sevdiğim sıcak kadrosu mu dersiniz, hangi birini anlatayım. Ortalık kamera ve fotoğraf çekenle dolmuştu. Biz de karıştık aralarına şanslı on blogger olarak. Kurulan sahnede dizi oyuncuları yerlerini aldılar, flaşlar patlamaya başladı, kameralar canlı yayınlara geçtiler.

Zor zanaat oyuncu olmak, gözler üzerindeyken insanın saatlerce poz verip sürekli gülümsemesi kolay iş değil bence.
Genç kızlar dizideki Yiğit karakterini canlandıran Kerem Bürsin'i adeta ablukaya aldılar. Ben kendisini daha önce hiç izlememiştim, internetten baktım hayat hikayesine. Hollywood-Türk yapımlarında çift dilli oyunculuk yapıyormuş. Güneşi Beklerken adlı dizide oynamış, Çağan Irmak'ın “Unutursam Fısılda” filminde de Erhan olmuş. Amerika'da filmler yapmış. Tamam yakışıklı da,  ama Emre rolündeki Şükrü Özyıldız'ın da hakkını yememek lazım bence. Çok başarılı bir oyuncu ve görüntüsüyle gayet de ekrana yakışıyor. Tarık Akan'ın gençliğini anımsatıyor hatta biraz.  Oyun Atölyesi'nde devam eden “Kim Korkar Hain Kurttan” adlı oyunda da oynuyormuş Şükrü Özyıldız, ki bilet bulabilirsem gitmeyi düşünüyorum o oyuna.
Kadın oyuncular, ekranda göründüklerinden çok daha güzelmişler bunu da not olarak belirteyim.
Renkli bir dünyaya gözlemci olarak katılmak keyifliydi açıkçası.
Keyifli seyirler efendim, yorumlarınızı merakla bekliyorum.
Bu içerik http://evdeyazar.blogspot.com.tr/ tarafından hazırlanmıştır.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Mağaradakiler Dergisi 4.Sayı Çıktı!

Edebiyat Dergisi

Vaatlerin ve telkinlerin sonucu dışarı çıktığımızda hırsla köpürtülen bedenler ve kalıplara dökülmek için eritilmiş ruhlar tercihleri arasında kaldık. Sorulara verdiğimiz her cevap bizi yanlışın bir başka tonuyla boyuyordu. Şıklara alışmamız yani imza ateşiyle izdihama katılmamız beklenirken mağaramıza geri döndük.

Topluca çıktığımız yere aldatılmışlığın hüznüyle geri dönmüştük. İçerideki birliğimiz dışarının bütün hücumlarından muaf olsa da bir kere dışarıya bulanmıştık; öfkemiz bizi mağaranın ayrı köşelerine çekti.

İddiaları karşısında bir iddia taşımadığımızı dillendirmek dahi onların ispat çabasına yontulacağı için yanlış kişiler tarafından anlaşılmak yerine sustuk. Tek gerçeğin gölgeler olmadığını bilmemize rağmen gölgemizde kaybolmadan kaynağa varılamayacağını da biliyorduk. Onlar ise aydınlıktaydılar; ışık sarhoşluğu ile gerçeğin elde edilemeyeceği sanrısına tutuldular. İfade derdinin yalnızca kendi aramızda olabileceğini bilenlerle buluşmak için küfür addettikleri körlüğü bir nişan yaptık ve astık göğsümüze; en başta dediğimiz sözün arkasına yeniden birleşiyoruz: "Sen dışarıda gözlerini kaybetmişsin arkadaş, biz yerimizden çok memnunuz." Hayatı pespaye hazların dışında umursayan gölgelerimizi sunuyoruz; çünkü edebiyat yarayı değil yaralıyı sever.

Mağaradakiler dördüncü sayısıyla sizleri bekliyor.

Nerelerde?


Nerelerde?

Hem Bahar Hem Güz (Kişisel sergi)

Zeynep Perinçek Signoret
30.10/ 29.11.2014
“Hem Bahar Hem Güz”

Ben beni bilirim
Gel gör anlatamam
Gir bak içerde
Hem bahar hem güz
Dünya malında
Komşu bağında
Billa gözüm yok
Dururum dümdüz

Sezen Aksu «Gözlerine Göz Değmiş »

Hem Bahar Hem Güz

Hem Bahar Hem Güz

Hem Bahar Hem Güz

Hem Bahar Hem Güz

Hem Bahar Hem Güz

Sanatçı, Galeri Apel’deki dördüncü kişisel sergisi “Hem Bahar Hem Güz” ile bir kez daha izleyicileriyle buluşuyor.

“ Between the Blue and the Grey ”

There’s a battle
going on
Between the blue
and the grey

Tom Waits «  Back in the Crowd »

Zeynep Perinçek Signoret is realizing her fourth solo show at Gallery Apel.

Galeri Apel
Hayriye Cad. No:5A 80060 Galatasaray / İstanbul
Tel: +90 212 292 72 36
Fax: +90 212 251 71 74

Galeri pazar-pazartesi dışında 11.30-18.30 saatleri arasında açıktır.
Sanatçı'nın website : www.zeynepperincek.com
Galerinin website : www.galleryapel.com

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 87



Franz Kafka Aforizmalar | 87

“Giyotin gibi bir inanç, onun kadar ağır, onun kadar hafif.” 


Franz Kafka Aphorismen | 87


“Ein Glaube wie ein Fallbeil, so schwer, so leicht.”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 43



Franz Kafka Aforizmalar | 43

“Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar.” 



Franz Kafka Aphorismen | 43


“Noch spielen die Jagdhunde im Hof, aber das Wild entgeht ihnen nicht, so sehr es jetzt schon durch die Wälder jagt.”

Bir Balık Hikayesi

Bir Balık Hikayesi

Sen bu sabah en sevdiğin şeyi gerçekleştirmek için mavi sulara doğru yola çıktın. Ben seni uzaktan izledim. Yolculuğunun bütün adımlarını paylaştın benimle… Sabahın ilk ışıklarıyla gün doğarken, griden pembeye ve hatta sarıya boyanan gökyüzünü gösterdin bana. Ve sonra, mavi sulara vardığında, sonbaharla birlikte iyice laciverte dönen denizi... En sevdiğin şey balık tutmak imiş. Bunu yeni öğrendim. Sen "çok rüzgar var," dedin. Esinti çok olursa balığa çıkamazsın diyebiraz kaygılıydı sesin. Ben seni cesaretlendirmek için "essin bakalım!” dedim. Kendini öyle iyi hissediyordun ki; sen "hayat!” diye başladın söze, ben “ne güzel değil mi” diye devam ettim ve sen“eğer yaşamayı bilirsen” diyerek bitirdin cümlemizi. Ve nihayet tekneniz yola çıktı. Seni iyice heyecanlandırmak için “en büyük ve en güzel balığı tut," dedim. Bunu yapabileceğinden zaten emindin ama yine de kibarca “peki," dedin. Senin bulunduğun şehirde deniz lacivert, gök gri… benim bulunduğum şehirde yer asfalt, gök mavi idi. Lakin sen beni kendine çoktan dahil ettiğinden, benim de gözlerim lacivert-gri görüyordu. Aradan birkaç saat geçti ve nihayet henüz tutmuş olduğun balıkların fotoğrafını gönderdin bana; aynen söz verdiğin gibi… Ben, “zavallı balıklar!” dedim. Sen, “salayım mı?” diye sordun… “Evet," dedim. Mühim olan o balıkları tutmuş olman değil miydi? Pekala özgür bırakabilirdin. Sen, “yanımdakiler olmasa, bunu yapardım," dedin. Ben, senden vazgeçmedim; “madem öyle, kendi tuttuklarını bırak," dedim. Sen sustun, ben bekledim. Bir süre sonra “yaptım!” dedin,”şimdi tuttuğumu bıraktım." Gurur duydum seninle... O son yakaladığın balığı, salacağını bildiğin halde tutmak ne kadar da güzel oldu değil mi?

ep.

Kitap İnceleme

Aforizma

Öykü


Başa Dön