Slider[Style1]

Style2

Style3[OneLeft]

Style3[OneRight]

Style4

Style5

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 25


Franz Kafka Aforizmalar | 25

“Aceleyle kaçıp ona sığınmadıktan sonra insan yaşamdan nasıl zevk alabilir?”


Franz Kafka Aphorismen | 25

“ Wie kann man sich über die Welt freuen, außer wenn man zu ihr flüchtet ?”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 24


Franz Kafka Aforizmalar | 24

 “Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur.”



  Franz Kafka Aphorismen | 24


 “ Das Glück begreifen, daß der Boden, auf dem du stehst, nicht größer sein kann, als die zwei Füße ihn bedecken.”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 23


Franz Kafka Aforizmalar | 23

“Gerçek düşmandan sınırsız bir cesaret akar içinize.”


Franz Kafka Aphorismen | 23

“Vom wahren Gegner fährt grenzenloser Mut in dich.”

“Her şeye yüksek bir sadakat ve derin bir nefretle bağlıyım. Her nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi gelir.”
                                                             Baudelaire

           
Kulağımda Beethoven’ın Moonlight Sonat’ı, gişenin önüne uzayan insanların arasında sıramın gelmesini beklemeye başladım. Bir yerden bir yere gitmek için ayaklarımdan başka bir şey beni taşıyalı uzun zaman olmuştu. Öyle geliyordu ki insan, özellikle terk ettiği yere yürüyerek dönmeliydi, çünkü en ağır yük insanın kendi etiydi. Bir bedel ödenmeliydi ve ayaklar taşımalıydı bu yükü.
            Ama bunu yapamadım, terk ettiğim hızla dönmek istiyordum terk ettiğim insanlara. Yalnızlığımı kalabalık perondaki yorgun insanların suratına sigaramı üfleyerek azaltmaya çalıştım, bir şekilde dokunuyordum yüzlerine, gözlerine, ciğerlerine.
            Birden; “Hanımefendi nereye gidiyorsunuz?” diye sordu gişedeki adam. “Evime.” diyebildim.  Bu sefer “Peki, eviniz nerede?” dedi ağzındaki siyah taşları göstere göstere gülümseyerek. Gülünecek ne vardı bunda, insan evine gidemez miydi terk etmiş olsa da? Terk ettiğiniz yere geri dönemezsiniz diye bir levha mı vardı; kim, nereye asmıştı? Her şeyi cevaplamak mümkün değildi, insan yaşadığı kadarını bilebilirdi. Benim tecrübem “gitmek” fiiliyle sınırlıydı, şimdi çizgili defterime “geri dönmek”  yazıyordum ardı ardına, bin defa.
            Uzun süredir kendimi tuttuğumu fark ettim, daha fazla dayanamadım. Üzerimdeki uzun kloş elbise bacaklarımdan kayıp giden ıslaklığı örtüyordu. Yüzüm kıpkırmızı oldu. Adam; “iyi misiniz?” diye sorunca, “İzmir’e bir bilet lütfen.” dedim çabucak. Biletimi alıp tuvalete koşturdum. Leş gibi sidik kokusundan bayılacak gibi oldum. O koku sanki geleceğine siniyordu oraya uğrayıp giden insanların; yemyeşil bozkırlara uzanıyorduk, sözgelimi bir kırlangıca dönüşüyorduk ama kendimizi bir kırlangıç gibi değil de kırlangıcın ağzındaki solucan gibi hissediyorduk. Uğrayıp geçilmiyordu peronlardan, insanlardan, kokulardan; bir parçası hep sizinle geliyordu. Gitmek, sizi değil sadece kütlenizin yerini değiştiriyordu. İster tren yolculuğu yapsın insan, ister otobüs, ister uçak, isterse yürüsün. Bu yalnızca, vardığınız yerde bulmayı umduğunuz her ne varsa, aradığınızın orada olmadığını gösterecek anı uzatıp, kısaltıyordu.
            Sonunda koltuğuma oturduğumda bir parça daha evime yaklaşmış hissettim kendimi. Korkuyordum, gözlerimi sıkıca yumdum. Evimle aramdaki her şeyi yok ettim. Tüm sesleri susturdum. Bütün görüntüleri sildim. İneceğim durağı bekledim ve indim. Mahalleye vardığımda, her şeyin nasıl aynı kaldığına hayret ettim. Bakkal Emin, üzerinde çekirdek çıtlattığımız duvar, basıp basıp kaçtığımız komşu zilleri, gizlice sigara içtiğimiz apartman boşluğu, üzerindeki boyaları atmış ahşap sokak kapımız. Her şey aynıydı sanki. Kapının önünde öylece kaldım bir süre. Elim kalkmıyordu zili çalmak için, ağırdı; bir ton, bin ton ağırlığında. Varlığıma yüklediği onca ağırlığa rağmen kaldırıp da kolumu zili çaldığımdaysa kapıyı kimse açmadı. Pencereden içeri baktığımda herkes oradaydı oysa. Neden duymuyorlardı beni? Ölmüşler miydi?
Herkes mi ölmüştü; çocukluğum, annem, babam, o çok sevdiğim tütün bakışlı ağabeyim? Kedim, sessizliğime hüzün katan mırıltılarıyla gitmişti demek! Mahalledeki önüm arkam sağım solum sobe diyen arkadaşlarım bulunamamıştı saklandıkları yerde. Nafile arayışlarla kırpıyordu gözlerini şehir bir bir ve kimsenin aklına gelmiyordu belki de elma dersem çık demek. Kimse kimi kaybettiğinin farkında değildi, kim kimi bulacaktı? Asıl ölüm; bir diğerinin içinde kaybolmak mıydı?
Bana ne olmuştu? Belli ki büyük bir yanılsamanın içindeydim. Herkes, olduğu yerdeydi, giden yalnızca bendim. Ölüm gibi bir şeydi; kulağıma yemenili kadınların ağıtları doldu, toprağa çocuk veren, eş veren kadınların yakarıları, oyaları ilmek ilmek işledikleri tığlar gözlerime batıyordu.
Ağlıyordum, hiçbir şey bıraktığınız gibi kalmıyordu.



Nergis Seli
instagram.com/nergisseli

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 22


Franz Kafka Aforizmalar | 22

“Sen ödevsin. Ama görünürde öğrenci yok.” 


Franz Kafka Aphorismen | 22

“Du bist die Aufgabe. Kein Schüler weit und breit.”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 10


    Franz Kafka Aforizmalar | 10

“A.'nın burnu pek havalarda, iyilik yolunda hayli ilerlediğini sanır, bunun nedeni - çekiciliği sürekli artan biri olarak görüyor ya- kendini giderek daha çok ayartı karşısında hissetmesi, ve üstelik ayartıların şimdiye dek hiç fark etmediği yönlerden geldiğini düşünmesidir. Ama bunun gerçek nedeni, büyük bir şeytanın içine girip yerleşmesi, sayısız küçük şeytanın da büyüğüne hizmet etmek için koşuşturup durmasıdır.”



Franz Kafka Aphorismen | 10


“ Die richtige Erklärung ist aber die, daß ein großer Teufel in ihm Platz genommen hat und die Unzahl der kleineren herbeikommt, um dem Großen zu dienen.”

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 21


Franz Kafka Aforizmalar | 21

“El taşı olabildiğince sıkı kavrar. Daha da uzağa fırlatabilmek için sıkıca kavrar taşı. Ama o kadar uzağa da götürür yol.”

Franz Kafka Aphorismen | 21

“So fest wie die Hand den Stein hält. Sie hält ihn aber fest, nur um ihn desto weiter zu verwerfen. Aber auch in jene Weite führt der Weg.”

Korkudan Yaşamak




  Bırakın yalnız kalayım biraz. Bırakın bir şeyler söyleyeyim kendime. Biraz daha homurdanayım. Yemek yiyeyim, yıkanayım, kirim kalsın. Bırakın biraz oturayım şu çimde. Ağaçlara bakınayım. Kuşlardan utanayım. Bırakın biraz yalnız kalayım. Niçin anlamıyorsunuz? Niçin her yerdeyiz ? Neden karşılaşmak durumundayız sizle ? Bırakın şu masada içeyim ne içeceksem. Bırakın şu salıncakta sallanayım çocuk gibi. Canım insan! "Ben olmasam kim getirecek içeceğin şeyi ?" diyorsun. "Sallamasam seni çocukluğundan beri, kim bilir ne kadar çabuk sıkılırsın bir başına sallanmaya çalışmaktan ?" Canım insan! Ne çok önemsiyorsun kendini. Ne çok varsın ve ne çok var olmak için çaba harcıyorsun.  
 Bir gün sizden bıkacağım. Bir farklılık olmaz mı hayatımda ? Olur elbet. Elimi yüzümü filan yıkarım uzun bir aradan sonra. Sonra, sanki siz hiç olmamışsınız gibi çocuklara olamayışınızı anlatırım. İşte, olmamayı sonuna kadar hak ettiler derim içten içe. Ne çok yorduğumuzu ve yorulduğumuzu; ne çok birbirimizle savaştığımızı ve ne çok öldüğümüzü söylerim onlara. Sizi severler biraz; kendilerine yakın hissederler. Sonra sizin gibi olmamak için dua ederler. Ne çok var olmak istiyorsun canım insan! Yüzünüze hiç söylemedim ama elbet ben de sizi sevdim bir vakit. Acımı paylaştım, derdime ortak ettim hepinizi. İşte denizi seyrettik biraz, kestane kokusu çektik kışın ve niyetçilere dadandık birlikte. Ve güldük. Ve ağaçlardan meyveler kopardık. Ve Arife teyzenin camını kırdık beraber. Ve okuduk. Ve alay ettik kendimizle. Ve şarkılar söyledik. Ve sevdik, sevildik bazen. Ve resimler çizdik ışıksız. Ve parasız kaldık. Ve hayal ettik onca şeyi. Ve müzelere gittik. Ve Orhan Veli okuduk bir gece vakti. Ve ne iyi olduk bazı zamanlarda. Ve ne kadar yalnız kaldık. Ve ne çok uzaktan konuştuk sizinle. Ve ne çok özledik birbirimizi. Ve ne çok dokunmak istedik. Ve ne çok güzeldik. Meğer ne çok şey varmış aramızda canım insan! Meğer ne çok şey yaşamışız farketmeden. Meğer ne çok, oltamız birbirine karışmış ayrı yerlerden, ev için balık tutarken. Meğer ne yanmışız aynı dertlere beraber. İnanasım gelmiyor pek ama kim bilir ne çok izlemişizdir aynı yıldızı ayrı yerlerden.

 Canım insan!
Bırak yalnız kalayım biraz. Belki bir şeyler durduk yere yoluna girer. Başımıza olur olmadık dertler açılmaz. Ey İnsan! Köpek gibi sarılmak istiyorum sana. Köpek iştihasıyla yırtmak istiyorum etini. Allah kahretsin! İstemeye istemeye ne çok seviyorum seni. Ne çok kurtulmak arzusuyla doluysam, bir o kadar da tutunmak istiyorum sana. Neden korkuyorum senden ? Yorduğun için mi ? İnandırdığın için mi ? Yoksa beni kandırdığın için mi ? Evet,günü geldi beni kırdın, parçaladın. Fakat sesim çıkmadı. Beni ulu orta bıraktın, kimse duymadı.

 İnsan! Meğer ne çok konuşmak geliyormuş içimizden. İnsan! Bir sincap olsaydın mesela. Bir ceviz bulur bütün ömrünce parçalardın onu. Bir kuş olsaydın, sıcak iklimlere ulaşana kadar uçardın. Neden sabit kalmayı seçtin ? Neden geldiğin her yeri yakıp yıkmayı ve özellikle de mahvetmeyi seçtin ? Ne çok kırgınım sana ve de ne çok yalnızmışız meğer beraber.

Bırak beni yalnız kalayım.
Olur olmadık şeyler söyleyip incitme.
Bırak beni yalnız kalayım,
İt gibi korkarken hem de.
Canım İnsan! N'olur git. Ve n'olur bırak ben de geleyim seninle.
Biliyorsun korkudan yaşamak arzusudur bütün bu sen ve de evren.
           

                                                                                                               Cemal Tuzak

Bir Aforizma Bir Kafkaesk[iz] 20


Franz Kafka Aforizmalar | 20

“Leoparlar tapınağa saldırıp kutsanmış şarapları içiyorlar; bu sürekli yineleniyor; ve sonunda önceden kestirilebilir bir nitelik kazanıyor ve ayinin bir parçası haline geliyor.” 


Franz Kafka Aphorismen | 20

“Leoparden brechen in den Tempel ein und saufen die Opferkrüge leer; das wiederholt sich immer wieder; schließlich kann man es vorausberechnen, und es wird ein Teil der Zeremonie.”

VALAR MORGHULİS


                                                                                                           Sebyy için

Bir yerlerden başlamak lazım
-ince, tatlı bir yerlerden
Müzik dinliyorsan mesela, konçertolardan, operalardan
Kalkıp sesini açma isteği uyandırmalı
Bir dalı tutacaksan mesela
En yeşil, en taze yeri olmalı
-olmalı ki tatsın insan elinden acıyı

Öyle ağır olmalı ki yaşamak
Ezmeli seni, nefes almana izin vermemeli
Acıyı en aza indirgemeli
Gelip bir kahraman gibi
Dönüp baktığında aynaya
Bileklerini kesme isteği uyandırmamalı
Ağlatmamalı mesela
Yaşama arzusunu arttırmalı

Bir yerlerden başlamak lazım
Yolda doğuran gebelerden, savaşta ölenlerden
Dur demiyor kimse
Yanlış yerlerden, başlamak, bakmak
-daha ileri taşıyorum bunu: bakakalmak
Seni sevmeye başlamak
Mesela ben seni her sevmeye başladığımda
Zan altında kalıyorum
Bana çevriliyor tüm adımlar
Birkaç dakikam bile olmuyor
Sevmenin o en ağır can havli gelip çöküyor

Seni sevmek demek koşmak, sürekli
Ben seni her sevmeye başladığımda
Zan altında kalıyor vücudum
Kalbimden bir tren geçecek kadar bir şeyler kopuyor

Zan altında-
Başladığım tüm yerler, un ufak
Kemiklerimi eze eze geçen gece
Bir halıyı katlayıp başka bir köşeye kaldırma
Vakti geliyor

Zan altında kalıyorum, görmüyor musun?
Önceden sana ait olan
Senin olan
Artık bir savaş alanı

Şimdi kemiklerimi eziyor kahraman gece

Başladığım tüm başlangıçlar
Başlamaması gereken bir baş oluyor, bitiyor önümde


“hadi hayran kal cesaretime”

Kitap İnceleme

Aforizma

Öykü


Başa Dön