Yönetmen Olgu Baran Kubilay: Sette Olduğum Her An "İyi Ki" Diyorum

30 Haziran 2021

 




Yönetmen Olgu Baran Kubilay ile yönetmenlik, reklam dünyası ve kısa film projeleri üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli okumalar!

Şeyma Nazlı Gürbüz: Siz pek çok farklı alanda faaliyet gösteren bir yönetmensiniz. Video kliplerden reklamlara, kısa filmlere kadar pek çok projede imzanız var. Her ne kadar hepsinde ayrı ayrı usta iş çıkartsanız da yönetmenliği sizin için bir tutku haline getiren projeleri merak ediyorum. Hangi projeleri çekerken kendinizi “iyi ki bu mesleği seçmişim” derken buluyorsunuz?

Olgu Baran Kubilay:
Öncelikle üniversitenin ilk yılından itibaren aktif olarak bu sektörün içindeyim. Asistanlığından, prodüksiyonuna, oyunculuğundan, yönetmenliğine hemen her köşesinde bulundum. 2011 yılında bir iş görüşmesinde benzer bir soru sormuşlardı. O zaman şu cevabı vermiştim: sette birine kahve götürürken de o işin yönetmeni kadar işimi ciddiye alır, aynı oranda katkı sağladığımı düşünür, o derecede keyif alırım. Ben sette olduğum (görevim ne olursa olsun) her an iyi ki bu mesleği seçmişim diyorum. Görsel olarak bir hikaye anlatmak ya da anlatılan o hikayenin bir parçası olmak beni her zaman heyecanlandırıyor.

Ş.N.G.: Biraz reklam yönetmenliği kariyerinize değinmek istiyorum. Son zamanlarda sıklıkla “o eski reklamlardan eser yok şimdi” temalı eleştirileri özellikle sosyal medyada görmeye başladık. Siz sektörde aktif yer alan bir isim olarak bu eleştirilere katılıyor musunuz? Eğer katılıyorsanız, sizce reklamların eski büyülerini yitirmesinin temel sebebi nedir?

O.B.K.: Her şeyin eskisi daha da bir lezzetli geliyor şimdilerde bize, çünkü hayat tadını kaybetmiş gibi şu sıralar. Tüketim en üst seviyede, günde milyonlarca imaj geçiyor insanların gözünün önünden, milyonlarca reklam, tanıtıcı film, post, story… Eskiden belli başlı şeyleri görebilmenin tek yolu televizyon programları, diziler, filmler ya da reklamlardı. Reklamlar çıksın diye beklenirdi çünkü eğlenceli kısa filmler gibiydiler. Başka mecralar ve görüntü kirliliği bu kadar olmadığı için çok daha özenilirdi reklam çekimlerine. Şimdilerde reklamı izlemiyor, reklama maruz kalıyoruz.

Ş.N.G.: “Otobüs” isimli kısa filminizde oldukça güç konuları bir arada başarıyla ele alıyorsunuz. Bir yandan kitleler içinde yalnızlık, bir yandan terör, bir yandan da depresyon ve normlara uymama hali. Neden bu temalar üzerinde durduğunuza biraz değinir misiniz? Nasıl çıktı “otobüs” fikri ortaya?

O.B.K.: Otobüs kısa filmi fikri Görkem Büyükkahraman isimli çok sevdiğim bir arkadaşımla yaptığımız bir konuşma sırasında çıktı. Benzer olayların maalesef ülkemizde ve dünyada sıklıkla yaşandığı bir dönemdi. Çevremizdeki insanları, farklılıklarını, renklerini anlayarak; daha da yakınlaşmamız gerekirken gün geçtikçe bu farklılıkları birbirimize karşı bir koz olarak kullanarak, uzak, soğuk, ¨ÖTEKİLERLE¨ dolu bir dünya yarattık. Bunu değiştirmek de yine bizim elimizde.

Ş.N.G.: Önümüzdeki süreçteki projelerinizden biraz bahseder misiniz? Kariyerinizi bundan sonrasında hangi yönde şekillendirmeyi planlıyorsunuz?

O.B.K.: Pandemiden önce bitirdiğim 2 adet kısa senaryom var. Araya bu dönem girince çekemedim haliyle. Onları yapmak istiyorum. Başlayıp bitiremediğim bir uzun metraj film ve hala projeleri üzerinde konuştuğumuz dizi projeleri var. Umarım beni yoğun bir dönem bekliyordur :)

Röportaj: Şeyma Nazlı Gürbüz