XIV. Louis İkonik Güneş Kral'ın Zihninde Derinlik Sarhoşluğu

7 Haziran 2021

Eylül 5. 1638 yılı Fransa, Saint-Germain-en-Laye Şatosu'ndayız. On dört yaşından beri evli olan Bourbon hanedanı mensubu Kral XIII.Louis ile İspanyol Prenses, Habsburg Evi'nin Avusturyalı arşidüşesi olan kraliçe Anne ve Fransa için büyük bir gün. İnsanlık tarihinin en tehlikeli zihinlerinden birinin, en uzun Güneş'in doğduğu gün. O güneş ki, henüz 5 yaşında tahtın sahibi olacak ve Fransa tarihinde en uzun süre hüküm süren kral olacak. “L’etat c’est moi” yani “Devlet benim” diyen XIV. Louis’nin sıra dışı yaşamına ve büyüleyici zihnine hoş geldiniz.

Annesinin birçok kez düşük yapması, evliliklerinin 23. yılında doğması nedeniyle bir mucize olarak görülür ve “Louis Tanrı'nın armağanı” anlamına gelen Louis Dieudonné adıyla vaftiz edilir. Kutsal bir varlık olduğuna inandırılarak yetiştirilir. Hayata böylesi görkemli bir giriş yapmasına ya da tarihe geçmesine aldanmayın, oldukça zor bir çocukluk geçirir Louis. Beş yaşında babası öldüğünde Fransız yasalarına göre 19 milyon insanın sahibi ve efendisi olarak kabul edilir. Elbette yaşı küçük olduğundan annesi Avusturyalı Anne ve Kardinal Jules Mazarin onun yerine Fransa’yı yönetirler. Onlar üyeyi yönetirken Louis ağırlıklı olarak politika ve ekonomi olmak suretiyle birçok alanda çok iyi eğitilir. Elbette küçük yaşta kral olmasının getirdiği zorluklar ve düşmanlıklar belirir. Ülkede birçok kişi ölmeni beklerken çocuk olmak nasıldır kim bilebilir?

Dokuz yaşına geldiğinde parlementodaki asiller Louis’nin tahtına ve onun yerine ülkeyi yöneten Mazarin’e karşı ayaklanırlar. Fronde isyanları olarak tarihe geçen bu ayaklanma uzun yıllar sürecek bir iç savaşa dönüşür. Fronde, sapan demektir. İsyancıların hedefinde Mazarin ve Louis’nin tahtı vardır. Mutlak politik teorinin bir başyapıtı sayılan Richelieu’in siyasal teorisi uygulayarak parlementonun gücünü azaltmasına, vergilere itiraz eder ve Paris’i ele geçirirler. Bir sene sonra barış imzalansa da isyanlar yeniden başlar ve 1653 senesine kadar sürer.


Kraliyet ailesi Paris'i terk ederek Château de Saint-Germain-en-Laye'ye kaçmak zorunda kalır ve bu isyanla yaşananlar, çektiği sıkıntılar, yaşadığı korkular Louis’in Paris'e karşı tavrını etkilemekle kalmaz, gelecekte alacağı siyasi kararların alt yapısını hazırlar. Güneş Kral ona karşı isyan eden asilleri ve bu isyanı asla ama asla affetmeyecek. Ve onları kontrol altına alarak köleleri yapacak. Louis’nin hayatının ve zihninin derinliğinde dolaşarak sarhoş olacaksak işte bu iç savaşın eseridir. Evrim geçiren Fransa'yı ve devrimi anlamak istiyorsanız önce XIV.Louis dönemini anlamalısınız zira bugünün Fransa’sı hala büyük ölçüde merkezi statüde ve üç yüzyıl boyunca güçlenmeye devam ettiyse bunun mimarı Güneş Kral'dır.

Kardinal Mazarin bir yandan bu savaşın galibi gelerek birçok reform yaparken bir yandan tahta çıkabilecek yaşa gelene dek Louis’i korur ve eğitir. Hem bir diplomat hem bir asker hem de bir ekonomist gibi eğitildiğinden parlak zekası daha da gelişir. Yirmili yaşlarda Fransa’nın bütün iç yapısını çözer ve geleceğini tasarlamaya başlar. Öyle ki sevdiği kadın yerine Fransa'yı Avrupa'da daha güçlü kılmak ve barışı muhafaza etmek adına İspanya kralının kızıyla evlenmeyi olgunlukla karşılayacaktır.

Tarihte bugün 7 Haziran 1654 senesinde nihayet tacını giyer ve yeterli yaşa gelmesiyle Frondecilerin bahanelerle isyan devri sona erer. Mazarin ölümüne dek dış işlerini ve finansal politikaları yönetir. Güneş Kral’ın kraliyet otoritesini bütünüyle devralmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda Louis’nin kendi yönetim biçimi kurmasına imkan sağlar. Mazarin öyle büyük bir şanstır ki Louis bağımsız olarak kullansın diye beş milyon Fransız lirası bile ayırır. Her şeyi düşünmüş nefis bir beyin Mazarin. Herkesin hayatında bir Mazarin’i olabilse keşke.

1661 senesinde Mazarin’in ölüm döşeğinde iken Louis oldukça acı çeker, hayatının en korku duyduğu anları olduğunu itiraf eden kralımız, dehadan son ve oldukça iddialı bir tavsiye alır; “Bir başbakan tayin etmek budalalık, buna ihtiyacın yok!” Böylece son nefesini veren Mazarin için hiç alışık olmadık bir matem emri verir. Normalde sadece kraliyet ailesinin üyeleri için yapılan matem uygulamasını bütün sarayı kapsayacak şekilde buyurur. Bu aslında ertesi gün olacakların ve devleti nasıl yöneteceğinin habercisi bir emirdir: Mutlak tek adam rejimi!


Ertesi sabah 10 Mart 1661’de bütün bakanları çağırır. Fransız monarşisinin artık eskisi gibi olmayacağını açıklar: buyrukları o vermedikçe yada bakanlardan biri tarafından kral adına iletilmedikçe, kralın emirleri dışında ve kralla görüşülmeden herhangi bir karar alınmayacak ve herhangi bir belge imzalanmayacaktır. Kendini resmen mutlak hükümdar ilan ederek o güne dek ülkeyi yöneten geçmiş bütün kralları ve kuralları yok sayar. Güneşi monarşisinin sembolü olarak kabul eder ve vatana ihanetin Tanrıya karşı günah sayıldığı, Fransa için mutlakiyetçiliğinin zirvesinin yaşandığı bir devri başlatır.

“Bana!” bu kelime, içlerinden birinin talimatlarla ilgili olarak kime rapor verileceğini sorduğunda verdiği yanıttır. Fransa’nın kaderidir bu kelime. Bu kelime bütün hükümet yetkilerini üstlendiğini ilan ettiği kelimedir. Tanrısal haklarla donatılmış olduğuna inanan Güneş Kral, şehrin dışına Tanrı’nın eli değmişçesine büyüleyici olan Versay Sarayı'nı inşa ettirir. Jules Hardouin Mansart ve Louis le Vau tarafından inşa edilen ve iç kısımları ünlü ressam Charles le Brun gözetiminde tamamlanan bu nefis sanat eseri, 1682 yılında yirmi beş bin kişilik saray maiyetinin taşınması için hazır duruma gelir. Versay Sarayı’nın yapımı beş yüz milyon altına mal olmuş, ağır işlerde on bin kişi ölmüştür. Paris’i ayaklanmalar yüzünden ve bu büyük saray için alan bulunmaması nedeniyle tercih etmez. Lakin, Notre Dame Katedrali‘nin restorasyonunu yapar. Louvre müzenin kapsamlı biçimde genişletir, Champ-Elysees Bulvarı’nı düzenletir ve Hotel des Invalides’i inşa ettirir.



Babasının av köşkünü, av için kullandığı saraya çevirerek krallık için en büyük tehlike olan asilleri bu saraya toplayarak kontrol altına alır. Pasifleştirdiği aristokrasi bülbüllerini altın kafese kapatır deyim yerindeyse. Güneş kralın merkezi hükümetinin simgesi sarayda casusları sayesinde asiller hakkında her tür bilgiye sahip olur. Versay, kralın sadece kontrolü sağladığı bir saray değildir, eğitim, edebiyat, kültür, sanat ve modanın kalbidir. XIV. Louis sanatı, bilimi, edebiyatı ve nicelerini destekleyen bir hayırseverdir. Döneminde sanatçıların koruyucusu olur. Versay ve Andre le Notre tasarımı bahçeleri, dönemin en büyük açık hava sanat eserlerinden birine dönüştürür.




Saray için son derece katı kurallar tanımlarken, görgü kurallarını nazik hale getirir. Güneş Kral’ın doğuşuyla saraydakiler kralın etrafında dönerek görevlerini yaparlar. Biliyorsunuz ki, Güneş sistemi içindeki bütün cisimler Güneş’in etrafında dönerken, Güneş ve Güneş sisteminin tamamı gök adamızın merkezinin etrafında hareket eder. Güneş sisteminin matematiğini saraya uygulayan Güneş Kral’ın zihni de evren kadar büyüleyicidir. Esasen güneş kendi etrafında dönerken saraya getirdiği gezegenler de onun etrafında sarmallar çizerek her günü tamamlar. Her gün "Güneş" doğduğunda sosyal statülerine göre sırayla ve gruplar halinde soylulara, yataktan kalkışından giyinip güne hazırlanmasını izletir. Asilleri itaatkar köleleri haline getirmek adına sarayda bitmek bilmeyen eğlenceler düzenletir. Soylu köleleri öyle bir hale getirmiştir ki Versay’dan ayrılma kararı almak, krala muhalefet olmak sayılmaktadır.





İkonik Güneş Kral'ın zihninde derinlik sarhoşluğu yaşamaya hazır olun, daha derinlere inerek “büyük asır” olarak nitelendirilen dönemin anatomisini inceleyeceğiz.

İnsanı ve bencilliğini çok iyi tahlil eden Güneş Kral’ın zihninde sarhoş olanlar yüksek mertebelerden aşağı çekildiklerinden ve karanlığa mahkûm bırakıldıklarından bihaber yaşarken halk açlıktan ölüyordur. Acımasızdır. İnsanlara işkenceler etmiştir. Büyüktür, zihni oldukça gelişmiştir lakin kötüdür. Ama çok zekidir. Güneş Kral, planlarını gerçekleştirmek için devlet işlerinde hep gençleri destekler. Mutlak monarşisini güçlendirmekle kalmaz, otuz kadar denetçisini eyaletlerde görevlendirerek otoritesini gösterir. Bu denetçiler vergi toplama, ekonomik düzenlemeler, adalet ve iç düzenin sağlaması gibi konularda görevler üstlenir.

Dış politikada da oldukça agresiftir. Fransa ve deniz aşırı sömürgelerinin kontrolünü merkezileştirmek ve sıkılaştırmak için var gücüyle savaşır, yetkileri papadan değil tahttan çıkarır. Kutsal Roma imparatorluğu parçalamak ister. Bütün İspanya’yı veraset ile kendine katacak olan Maria Theresa evliliğini bu nedenle yapmıştır. Kaynakları birleştirir. Doğu ve Ren bölgesine genişlemek için çalışır ve Belçika sınırlarını ihlal eder.

Hesaplaşması gereken bir ordusu vardır. Fronde ayaklanmalarında soyluları destekleyen çıkarları doğrultusunda hareket eden orduya düzen getirir. Orduyu tam bir disiplin ve denetim altına alır, tek tip üniforma giydirir ve emir-komuta zinciri kurar. Napolyon’dan sonra Fransa tarihinin en ünlü mareşal ve komutanları onun döneminde görev yapmıştır. Onun ordusunda askerler değil mühendisler değerlidir. Ünlü mühendisi ve strateji ustası Vauban sayesinde savaşı bir bilim dalına dönüştürür. Kendisi elbette hep en tepededir ve artık her asker kendi için savaşmak zorundadır. Savaşlara yetecek kadar fonlar oluşturduktan sonra Hollanda’ya saldırır, İsviçre ve Alsace bölgesi sınırına girer ve France-Comte bölgesini ele geçirir.

Roma imparatorluğunun Alsace-Loraine bölgesine sızar. Strazburg’u işgal eder. Doğuda Macarları kışkırtarak ayaklanmalarını sağlar. Osmanlılar zaten Viyana’yı kuşatmıştır. Bu nedenle Roma ilerlemesini durduramaz ve Kutsal Roma imparatoru, İsveç ve İspanya Kralı, Hollanda ile Bavyera ve Saksonya yani katolik ve protestan düşmanları birleşerek Ausburg Birliğini kurar. Böylece savaş belirsizlikle biter. Tek kazancı Alsace olur. İlk eşi Maria Theresa’nın ölümünden sonra II.Charles’ın ölmesi ile İspanya topraklarının iki varisinden biri olur. II. Charles ölmeden önce toprakların parçalanmadan bir bütün halinde XIV. Louis’nin torununa kalmasını ancak tahtın birleştirilmemesini vasiyet eder. Eğer Louis kabul etmezse Halsburg imparatoruna verilecektir. Güneş Kral kabul eder, Philipe ama İspanya Veraset Savaşlarına girmek zorunda kalır. Diğer varis İngiltere, Louis’e karşı büyük ittifak kurdurur 11 yıl dirense de yenilgiden kaçamaz. Büyük bir başarısızlıkla sonuçlanan bu savaşta yenilmez Fransa düşüncesi yerle bir olur. Fransa’dan ve Louis’den korkanlar güya güç dengesi düşüncesini savundular. Bugün modern dünyada ingilterenin yaptıklarına bakarsanız XIV. Louis’yi nasıl birlik olup bitirdiklerini ve Fransa’yı al aşağı ettiklerini görürsünüz. Avrupadaki güçler, otuz yıl savaşlarından en güçlü olarak çıkan Fransa’ya ve Güneş Kral'a tuzak kurmuştur.

Gelelim adalete; hukuk da Güneş Kral'ın elinde olduğundan kendisi bir “canlı kanun” haline gelir. Tıpkı bugün olduğu gibi davalar artar ve “adil” hukuk normları uygulanamaz hale gelir. “Devlet benim” diyebilirsiniz, her şeyiyle tek bir adam tarafından yönetilen bir rejim kurabilirsiniz. Ama güvenilir adamlarınız yani bürokrasi olmadan bir hiçsinizdir. Buna rağmen Louis döneminde Fransa hep en güçlü olmuştur. Öngörüleriyle, yaptığı anlaşmalarla ülke ekonomisini zirveye taşımış, egemenliği şaha kaldırmıştır. Öyle güçlü olmuştur ki bütün Avrupa, Güneş Kral'a karşı birleşmek zorunda kalmıştır. Büyük zaferler ve fetihler arzusu mali ve ruhsal olarak ülkeyi bitkin bir hale getirmiştir. Louis’de nefret ettiğim bir şey var; o da protestanlara yaptıkları. Çok taraflı davranmış ve protestanlara çok acı çektirmiştir. Tıpkı bugün bize yapılan gibi. Nantes Fermanı, siyasi ve dini özgürlükler için Fransız Protestanlara izin veren bir fermandır. Aşırı Katolik XIV. Louis, inancının ülkesinde tek dini olduğuna inandığından Protestanlara yıllarca zulmetmekten kaçınmamıştır. Kiliseleri yıkmış, okullarını kapatmış, kitaplarını toplatmış hatta yaktırmıştır. Kendini yakıp yok eden de tam olarak bu yaptığı zulümdür. Eğer protestanları özgür bıraksaydı bambaşka bir son yaşayabilirdi. Fransız Devrimi bu gibi ahmakça kararları nedeniyle olgunlaşmıştır.

O halkın başına gelenleri, bu gibi hassas konuları göz ardı ederek zenginleşmenin sırrını bulmaya yönelen bir kraldır. Bu konuda bir kumaş tüccarının oğlu olan bakanı Jean-Baptiste Colbert’in reformlarına çok güvenir. Colbert sanayi ve ticaret alanlarında öyle reformlar yapar ki kralın dış politikaları da eklenince Fransa’nın gücüne güç katar. Colbert de bir başka dehadır. Ticaret ve sömürgeciliği yaymak için donanmayı da o kurar. Bir ulusun güçlenmesinin ve zenginleşmesinin ancak üretim yapmak ve ihraç etmekle mümkün olduğunu bilir. Nantes Fermanı’nı salık verir; ülkenin yetenekli ve usta sanatçılarının Fransa’dan çıkışını yasaklayarak ülkeyi Avrupa’nın süper gücüne dönüştürür. Colbert öldükten sonra XIV. Louis’nin Nantes Fermanı’nın yürürlükten kaldırılmasıyla işkence ettiği Protestan usta ve zanaatçıların Fransa’yı terk eder ve olumsuz sonuçlar doğurur. Colbert müthiş bir beyindir. Güneş Kraldan bir ilimler akademisi kurmasını ister. Dünyanın dört bir yanından gökbilimcileri davet eder. XIV. Louis döneminde ilk büyük rasathaneyi inşa ettirir, otuz binden fazla eserle kraliyet kütüphanesini zenginleştirir, ilk hukuk fakültelerini açar, gazeteler kurulur. Académie Française'i, Académie Royale de Danse ve Académie d'Opéra'yı kurar. Bizzat kendisi otuzdan fazla büyük balenin içinde birçok rol oynar. Altınlar içinde Apollon olduğunda “Güneş Kral”lığını bir kez daha ilan eder.

Modern diş hekimliği onun döneminde doğmuştur. Savurgan yaşam, aşırı şeker tüketimi soylulara sağlıksız dişler olarak döner. Kral hayatının büyük kısmında diş ağrısı çekmiştir. Kurduğu Fransız Tıp Akademisine kendini emanet etmiş, dişlerinden olmuştur. Bugün sofralarda tuz ve karabiber olmasının sebebi de kendisidir. Saray şeflerine ilettiği talepler bugün batının yemek yeme alışkanlıklarına ve baharat seçimine yön vermiştir. Güneş Kral tahta çıktığı da modanın kalbi Madrid’te atmaktadır. Lüksü olan düşkünlüğü ile lüks endüstrisini de yaratır. Versay sarayının mobilyaları, kıyafetleri, takıları Parislilerin üçte birini emrinde çalıştırmasıyla ortaya çıkar. Fransa’nın kumaşları, mobilyası, porseleni bütün Avrupa’nın saraylarındadır. Colbert’in temellerini attırdığı mali sistem sayesinde manifaktür zirve yapar. Kıyafetlerin senede iki kere tasarlanmasını emrederek bugünün modasının sezon temellerini atan ve Paris’i moda şehri yapan bizzat kendisidir. Paris, sokakları geceleri onun emriyle aydınlanan ilk şehirdir. Geceleri Paris onun sayesinde yaşamaya başlamıştır. Bu dünya için bir ilktir! Şampanya yine onun döneminde, Dom Perignon isimli bir keşiş tarafından icat edilmiştir. Paris’te şampanyanın moda haline gelmesi onun gösterişli davetlerinde şampanya sunulmasını emretmesiyle gerçekleşmiştir.

Kadınlara elması bahşeden yine Louis oluyor, onun dönemi öncesinde en değerli on taş arasında arasında elmas yoktur. Madenciliğe yaptığı yatırım ve parlak zevkleriyle Fransa’yı Avrupa'nın en zengin elmas koleksiyoneri yapan yine odur! Kendi için istediği her şeyi ihraç ederek, yenilerini tasarlatarak Fransa’ya altın çağını yaşatmakla kalmıyor. Bir Fransa yaratıyor Güneş Kral!

XIV. Louis oldukça meraklı biridir. Kontrol etmek ve bilmek arzusu hiç dinmemiştir. Oğluna dünyayı tanımasını, bütün ulusları incelemesini, bütün liderleri anlamasını, zaaflarını bilmesini, kültürlerini keşfetmesini tavsiye eder. Kapitülasyonlar aracılığı ile Osmanlıya kültürel, sanatsal, tarihsel ve bilimsel bilgiler toplamak üzere çok sayıda diplomat, din adamı, asker, tacir, seyyah, maceraperest ve kalem erbabı gönderir. Zaten Versay’a gelen Osmanlı ve İran elçileri dışında hiç kimse onu etkilememiştir. Dindiremediği bilme ve öğrenme tutkusu, merakı kuşkusuz onun böyle büyük olarak anılmasındaki esas sebeptir. Hatta Paris’in ünlü kafelerinin hikayesi bir Osmanlı elçisine dayanır. Sultan IV. Murat, Güneş Krala elçi olarak Mustafa Raca isimli bir Osmanlı sefiri gönderiyor. Bu elçi sayesinde kahve ile tanışırlar ve adına Türk likörü derler. Paris’te ilk kafe 1671’de, o bayıldığımız klasik Paris kafelerinin ilki ise 1675’te onun döneminde açılır; Cafe Procope. Ayrıca 1714 yılında ona hediye edilen tek bir kahve ağacını milyonlarca kahve ağacının atası yapmıştır.

O dönem kurulan Colbert Kurumuna din yayma görevi yüklenir. Amaç bu değilken İngilizlerin hıristiyanlığı dünyaya yaymak için Anglikan misyonerleri yetiştirmesiyle hedeflere ters düşülür. 1700 yılında bir kadın, Türkiye’deki genç Katolik Ermeniler için harcanmak üzere 10.000 Fransız lirası bağışta bulunur. XIV. Louis bu ulustan on iki çocuğun, o dönem Cizvitler tarafından yönetilen ünlü Louis le Grand Kolejinde okutulmasına karar verir. Ayrıca Osmanlı ile Fransa arasında gerçek kültürel köprüler, yine XIV. Louis döneminde kurulmuştur. İstanbul için yeryüzünün başşehri olmayı hakkeden” yorumunu yapan Grelot yada Binbir Gece Masallarını ilk çeviren kişi Antoine Galland gibi dönemin üstadlarını incelediğinizde bu bilgi karşınıza çıkacaktır. 17.yüzyıla damgasını vuran Güneş Kral döneminde Düşünceler’in yazarı ve ilk hesap makinesini icat eden ünlü deha Pascal, tiyatronun en ünlü kalemleri Moliere ve Corneille, Fabl üstadı La Fontaine, hiçbir dinin anayasaya, toplumsal sözleşmeye yararlı olmadığını söyleyen ünlü düşünür akılcı Pierre Bayle, ilkçağ atomculuğunu canlandıran Gassendi gibi niceleri onun döneminde var olabilmişlerdir.

Voltaire “XIV. Louis Asrı” kitabında, “Düşünenleri, bundan daha da az sayıda olan zevk sahiplerini esas alırsak, dünya tarihinde adı anılmaya değer sadece dört yüzyıl vardır.” der. İlki Philip ve İskender’in yaşadığı Helen çağı, Lucretius, Vergilius, Horatius ve Ovidius gibi büyük filozofların damga vurdukları Caezar ve Augustus’un çağı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ve sonrasında yaşattığı çağ, dördündü ise Güneş Kralı’nın çağıdır. XIV. Louis aslında önceki üç çağın üzerine ekleyerek bütün bilimlerin birbirinden destek alarak geliştiği, bilim insanların, sanatkarların, edebiyatçıların altın çağını yaşadığı bir dönem yaratmıştır. O insanları olabildiğine özgür kılarak düşünen zihinleri korumuştur. Fransa’ya siyasi olarak karşı olan bütün ülkeler de dahil olmak üzere Batı Avrupa, XIV. Louis sarayının sanatını, edebiyatını ve yaşam tarzını taklit etmiştir. O geleceği belirsiz bir Fransa teslim alan kusursuzluk ve ölçü arayışıyla ülkesine bir öğreti yayan bir kraldır.

Mazarin, Colbert, Louvois, Büyük Condé, Turenne, Sébastien Le Prestre de Vauban, André Charles Boulle, Molière, Racine, Boileau, La Fontaine, Lully, Marais, Le Brun, Rigaud, Bossuet, Le Vau, Mansart, Charles, Claude Perrault ve Le Nôtre. Bu isimler onun döneminde teşvik ve destek görmüştür. Mutlakıyet yönetimini güçlendirmiş, hegemonyacı bir dış politika izlemiş, bilim, sanat ve edebiyatta bir yükseliş çağı başlatmıştır. Eğer o emretmese 1643 yılında Lully, mehteri taklit eden Fransız bandosunda “zurna” ve “davul” yerine “obua” ve “tambourini” kullanmayacaktı. Kibarlık Budalası yazılmayacak ve o emretmese Lully batı müziğinde “alla turca” usulünün başlangıcı kabul edilen o eseri bestelemeyecekti. O emretmese kadın besteci Jaké de la Ger, sarayında yetişmeyecek, operalarıyla ünlenemeyecekti. Onun emretmese obua bandoları, Batı Avrupa'da düzenli olarak oluşturulmuş, bilinen en eski askeri müzik topluluklar olmayacaktı.

Fransa bugün bu kadar şıksa, modanın ve lüksün kalbiyse, gastronomisi bu denli gelişmiş, şarap ve şampanyaları nam salmış, kafelerinden müzelerine eşsiz olmuşsa bu Güneş kralın emriyle başlatılan devasa ulusal hareketin sonucudur. Bunların hepsi onun bilinçli politikaları ve emirleriyle tasarlanmıştır. Colbert ile birlikte dünyanın moda ve iyi yaşam unsurlarıyla kalkınan ilk ulusal ekonomisini tasarlayarak ölümsüz bir eser bırakıyor ardında: Fransa. Ondan önceki dönemleri incelerseniz pek bir şey bulamazsınız. Büyüleyici bir zihin ve büyük bir kraldır elbette ülkesine zarar da vermiştir. Ama bu onun muhteşem olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmiyor. Fransa ve insanlık parıltılı hayatını ikonik Güneş Kral'ın muhteşem zihnine borçludur. Fransa’nın en uzun süre tahtta kalan kralı olarak 77 yaşında ölmüş olsa bile o güneş hiç batmamıştır. Güneş Kral, Fransa’nın ta kendisidir. 17. Yüzyılda bunu bilerek yaşayan Güneş Kral’ı zihninin derinliğinde sarhoş eden bu sözüyle selamlıyorum; “Fransa’da ulus kendi başına bir beden oluşturmaz, tümüyle kralın kişiliğinin içinde yer alır.”

Kakımlı Kadın


Kaynakça:
XIV. Louis döneminde Fransa ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkiler, https://books.openedition.org/ifeagd/1656#ftn12XIV. Louis Döneminin Anatomisi, https://www.academia.edu/31093697/XIV_Louis_D%C3%B6neminin_Anatomisi
Voltaire, Siècle de Louis XIV, Paris, Librairie de Firmin Didot Fils et Cie, 1864, s. 1-2.
Faruk Bilici, XIV. Louis ve İstanbul’u Fetih Tasarısı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2004, XIX+380.s
https://i2.wp.com/siyasalhayvan.com/wp-content/uploads/2016/02/Chateau_de_Versailles_1668_Pierre_Patel.jpg?fit=2866%2C2081&ssl=1
https://i.pinimg.com/originals/8c/c4/6b/8cc46b8f717333625a2f357b303d34a1.jpg
https://live.staticflickr.com/4015/5124051344_ecd3d6ac09_z.jpg
https://api.wannart.com/storage/post/2019/11/Versay-Bah%C3%A7eleri.jpg
https://www.agoda.com/wp-content/uploads/2019/03/Palace-of-Versailles_Paris_France_fountains.jpg
https://i.pinimg.com/originals/f5/f6/ca/f5f6ca9e1b8daa9bc6d136c30cf04572.jpg