Sesli Harfler: Mu Tunç

22 Haziran 2021

 




1) Çok yönlü bir sanatçısın. Yönetmenlik dışı yazarlık, oyunculuk ve yapımcılıkta da seni görüyoruz. Bu birbirinden farklı ama bir yanıyla da iç içe disiplinler aktarmak istediğiniz mesajı ne yönden besliyor?

Artık melez bir çağda yaşıyoruz. Eskiden düşünüldüğü kadar sert, iş dalları veya dışavurum yöntemleri birbirinden ayrılmıyor. Amerika ve Asya'da birçok ülke bu konuda şu anda inanılmaz bir şekilde ilerliyor. Türkiye’ye geldiğimizde ise bu değişimin parçası birçok kişi var, ama hala ülkemizde eski yüzyıldan gelen ve hala geçmiş zaman tarzında ‘tayfacılık’ ile işlerini yaptırmaya çalışan hem yöneticiler ve eski kafa yayıncılar mevcut. Biz tüm bu şablonları yıkıyoruz. Benim mesajım aslında genç ruhun değer görmesini sağlamak. Ama birilerin veya bir şeylerin boyunduruğu altında değil. Saf haliyle baş başa, yaratıcılığın içerisinde barındırdığı o kutsal bir an var: Bir şey ortaya çıkarma isteği. Kendini anlatma isteği. Ben o saf halin bağımsız bir şekilde günümüz yeni dijital düzenindeki özgürlüğünü insanların görmesini istiyorum. Bütün çabam ve gayretim bu. Örneğin ben ‘Yapımcı Yönetmenim’. Bu kavramı biz bulmadık aslında 80’li yıllardan beri John Cassavetes veya Stanley Kubrick’lerin zamanı 70'lerden beri göreceğimiz ve günümüzde artık batıda neredeyse tüm yönetmenlerin çalıştığı bir tarz biçimi. Kitap yazarları zaten böyledir. Yazdıkları kitaplarının sahipleridir yazarlar ve anlaşmalarına göre, 3 veya 5 sene içerisinde kendilerine hakları geri döner. Fakat Türkiye’de film sektörüne gelindiğinde, çektiği filmin sahibi olan yönetmen çok azdır. Hatta bunu genç yaşta başarmış yönetmen sayısı Türkiye’de gerçekten bir elin parmaklarını geçmez. Bizler bunu 20’li yaşlarımızda başarmış yönetmenler olarak bütün ezberleri bozduk. Bu kısmı da paylaşmak istediğim önemli bir mesaj barındırıyor. Çünkü bizler aynı zamanda üretici sanatçılarız ve işin ticari sahibiyiz.

 





2) Film yönetmeni olmak dışında aynı zamanda reklam, dijital web serisi filmler ve müzik videoları da ürettin. Kendini hangi alana daha yakın hissediyorsun? Nedeni nedir?

Hepsini yaparken zevk alıyorum. Beni ilgilendiren kısım, dışavurumun devamlılığı ve bağımsızlığı. Zaten yaşadığımız bu dünyada bir meseleyi dert edinmek fazlasıyla lüks. Yaratıcı kişi, derdi olan kişidir. Bu dert yaşamla, var olmakla, bulunduğumuz anın ötesinde bir yerlere ulaşmakla ilgili. Bunu bana hangi format sağlarsa ben ona yakın hissediyorum. Bu bazen dijital web serisi yaparak geçiyor, insanlar üzerinden veya bazen bir müzik klibi ile. Reklam filmi yapmayı da önemsiyorum çünkü bizim gibi insanların artık ekonomik olarak da kendine yetebilir oluşu birçok insan için referans noktası oluyor. Birçok genç bizi görüp, bende böyle ilerde olacağım diyor ve bu güzel bir şey. O yüzden artık eskisi gibi böyle örümcek düşünceler ile bakan değil, olaylara daha geniş perspektiften bakarak yön veren yönetmenlere var olduğunu düşünüyorum.

3) TRT’ de yaptığın röportajda zaman ve zamansızlık kavramı üzerinde oldukça yoğun bir biçimde duruyorsun. Sanatçının zamansız bir iş üretmesi sence neye bağlı?

Sanatçının zamansız iş üretmesi; yaşadığı zaman diliminin kozmetik konularına veya durumlarına takılmaması ile alakalı bence. Çünkü yaşadığımız çağ, bir aylık sürecin eskilerin bir senesine denk gelebilecek kadar yoğun geçtiği bir zaman dilimine dönüştü. Demek istediğim değişim o kadar fazla ve hızlı ki artık, değiştiğimizi bile algılayamıyoruz. Tüm bu hızın içerisinde bir sanatçının ürettiği film veya yazı, daha paylaşmadan bile değersizleşiyor. İnanın bunu abartarak söylemiyorum. Artık o kadar içerik var ki, izlediğim bir filme veya bir yeni müziğe, artık ihtiyaç var mı emin olamadığım bir değişimin içerisine girdik. Sanat dikkat ederseniz bir günlük yansımaya dönüştü. Dijital platformlar yeni bir film veya dizi koyuyor, artık insanların zihninde kaldığı süreler birkaç gün sürmüyor. Bir hafta sonra, bir önceki haftanın en popüler dizisi hatırlanmıyor bile.

4) Türkiye’nin ilk punk filmlerinden biri olarak görülen ‘Arada’ filmin sayesinde seni biraz daha yakından tanıma şansı yakaladık. Punk hayatının neresinde? Türkiye’de bir ilke imza atmanın zorlukları ne oldu?

Punk benim için artık bir anlayış biçimi. Punk’ın en değerli yanı, insanın düşüncelerini özgürleştirebilmesine izin vermesi. Otosansüre karşı bir duruş aslında. Hepimiz doğumumuzdan itibaren o kadar çok korkular ile büyütülüyoruz ki, ‘bunu yaparsan şu olur, şunu yaparsan bu başına gelir’ diyerek o kadar çok insan birbirinin hayatını etkiliyor ki, farkında bile değiliz. Ben Arada filmini yapıcam dediğimde, beni anlaması gereken yapımcılar 10 kişi izlemez dedi, ben 10.000 bilet kestim ve tüm dünyayı dolaştım. Üstüne yetmezmiş gibi Arada sayesinde birçok müzik filmi yapıldı ve hatta şimdi punk karakterlerin olduğu dizi bile çekiliyor. Bir ara filmin etkisiyle sosyal medyada punk karakteri barındırmayan reklam filmi neredeyse yok gibiydi. Normalde değil punk, müzik filminin değer görmesi bile Türkiye’de çok yeni. Ama ülkemizde üzücü olan, bir şeyleri ilk yapan olmak, düşünüldüğünün aksine fazlasıyla nefreti getiriyor. Kimi zaman kıskançlık kimi zaman senin başarıyor olmuş olman, ‘bu ülkede yapılamaz abi…’ diyen insanların güvenli alanlarını etkilediği için nefret kusuyor klavyesiyle. Çünkü biliyorsun bizim ülkemizdeki gelişimi etkileyen en büyük sorun; birbirini desteklemesi ve değer vermesi gereken kişilerin sistematik olarak sürekli arkadaşının arkasından kötülemesi ve aşağıya çekmesi. O kadar fazla yapılıyor ki, artık her şeyin içerisine sinmiş, fark edilmiyor bile. Kötülemek Türkiye’de eleştiri zannediliyor. ‘Senin iyiliğin için söylüyorum yalanı’ diyorum ben buna. Öyle bir virüs ki, bu duruma maruz kalan birisi sonra başkasına bunu yapıyor. Keşke Foucault yaşasaydı da gidip bulsaydım ve Türkiye’deki bu durumu ona anlatabilseydim. Disiplin ve ceza. Tam bir hapishane toplumu ama yaşanan zihinlerin hapis edilişi. Durumun garipliği ise aslında birbirini anlaması ve değer vermesi gereken kişilerin birbirine uyguladığı, enteresan bir disiplin ve ceza türü. Sen nasıl olurda ilk punk filmini çekersin tarzında. Aslında seni içinden seviyor ama ‘neden cüret ettin’ diyor. Komedi.


 
5) Son zamanda yaşanan olaylardan sonra bir kere daha anladık ki emek senin için çok önemli. Bir senedir ve hazırlık aşamalarıyla belki de daha uzun süredir üzerinde çalıştığın işinin bu şekilde sonuçlanması ve başına gelen olaylara karşı duruşun seni nasıl bir sürece soktu?

Enteresandır insanın çok değer vererek yaptığı bir emeği, elinden alınınca başka bir hafiflik geliyor. Eskiden önemsediğin birçok şey önemini yitiriyor ve huzur kaplıyor. Gestalt kuramı zaten değişimin sancılı geldiğini söyler ki ne demek istediğini tam olarak şu anda anlamaya başladım. Öyle acayip enteresan gelişmeler var ki hayatımda, şimdi anlıyorum ve görüyorum ki görmeye devam edeceğim. Hiçbir emek boşa gitmiyor. Form değiştiriyor. O yüzden inanılmaz heyecanlıyım yakında olacaklardan. Sabahattin Ali’nin de hayata dair çok güzel özetlediği bir cümlesini yeni keşfettim: “Uğruna bir şeyler yaptığınız için pişman etmeyecek insanlar için çabalayın, sizin verdiğiniz bütün emekleri görmezden gelen insanlar için değil. Çünkü bir şeye boşa emek verdiğinin farkına varmak kadar kırıcı bir şey yok hayatta.”

6) YouTube kanalında düzenli yayın yapmaya başladın ve çok kaliteli içerikler çıkıyor. Bu hafta da yeni bir programa başladın, kanalın geleceğinden ve hedeflerinden bahsetmek ister misin?


Evet YouTube’da bu heyecanlarımdan birisi. Zaten beni bilenler biliyor, ben yönetmenliğe dijital platformda başladım. Türkiye’nin ilk vlogging projelerinden biri olan Mu’nun Günlüğü (Diary of Mu) bana ait bir proje ve neredeyse 12 sene geçti bu proje üzerinden. Ben ilk kameramı 2009 yılında aldım ve kendi hayatımı, hiçbir şekilde kendi yüzümü göstermeden, beş sene çekim yaparak paylaştım ve bunun sayesinde birçok dünyaca önemli Hollywood yıldızlarından, uluslararası müzik sanatçılarına ve hatta önemli dijital markaların yöneticilerine kadar çok değerli insanlarla özel vakit geçirmemi sağladı. Elinde kamerayla sokakta tek başına yürürken beni gördüklerinde hep bir anlam veremiyorlardı, şimdi ise sokakta kamerayla dolaşmayan garip karşılanıyor. Bir süredir uzaklaşmıştım tüm dijital kanallardan çünkü gerçekten yoğun bir şekilde sinema filmlerimi yapmakla uğraşıyordum. Şimdi tekrar geri dönüyorum ve farklı formatlar deniyorum. Artık gelecek aşırı bağımsız bir yere evriliyor ve hepimizin kişisel kanalları olacak. Bende kanalımda hiç kimsenin yapmadığı şekilde, bahsedilmeyen konulara farklı şekilde ele alarak değiniyorum ve inanılmaz gidiyor açıkçası. Daha yeni içerikler paylaşmama rağmen, markalar sponsor oluyor ve bana destek oluyorlar. Çünkü yapmaya çalıştığım dünyayı görüyorlar. Kültür dünyada gittikçe tek düzleşiyor. Bir bakıyorsun YouTube gibi değişime sürekli açık olan bir yerde bile, Amerika'da ne görüyorlarsa onu uygulayıp, kopya serilerle standart işler yapanlar insanların zihinleri çer çöp ediliyor. Bir şekilde farklı ruhların dijital platformlarda olduğunu bizlerin tekrar hatırlatması gerekiyor. Çünkü dijitalleşme bu standart anlayışla devam ederse, inanın bütün dijital platformlar çok sıkıcı bir hal alacak. Benim hedefim enteresan farklı bir bakış açısını insanlarda açabilmek ve bunu böyle eskilerden gelen kalıp hareket ve duruşlarla yapmamak.

7) Filmlerindeki görsel dil daha çok duygu ağırlıklı ilerliyor, bunun özel bir nedeni var mı?

Yengeç burcu yükselenim ve ne derler bilirsin; otuzlarından sonra insan yükselen burcunun karakterine benziyormuş. : ) Bence insanı var eden tek şey duyguları ve hissettikleri. Bende duygu ile gelen, kendim dışında başka bir dünyaya dokunabilme isteği var. Bu bağı ve empatiyi kurabilmeye çalışıyorum.

8) Yeni projelerin neler? İleride seni yurtdışında da görecek miyiz?

Daha yeni İngiltere’nin en büyük müzik şirketlerinden biri olan Universal Londra bünyesindeki Mercury KX firması ile çalıştım ve müzik video klibim Portekiz’de prömiyer edildi. Bu tarz uluslararası projelerime gittikçe yenisi ekleniyor ve ayrıca beni büyüten bazı yeni gelişmeler var. Bir değil birkaç olay. Öyle güzel gelişmeler var ki, kimseyle de paylaşmıyorum büyüsü kaçmaması için. Zamanı geldiğinde ortaya çıkacak ama şu anda hayatımda çok değerli bir ilerleme noktası yaşıyorum ve bu yüzden heyecanlıyım.

Röportaj: Rana Mengü