Sanat Dünyası Yaza Anna Laudel’de ‘Merhaba’ Diyor

19 Haziran 2021




Her sene onlarca sergi düzenleyerek çeşitli dallardan sanatçıları bir araya getiren Anna Laudel şimdi de Art Market III sergisiyle yine sanata, sanatçıya ve sınırsız yaratıcılığa ev sahipliği yapıyor. 2 Temmuz’a kadar devam edecek bu yaza giriş etkinliğinin sanatçılarıyla eserlerine, motivasyonlarına ve sanatın geleceğine dair bir söyleşi yaptık. Keyifli okumalar!


Şeyma Nazlı Gürbüz: Sanat sizin için ne anlam ifade ediyor?

Serkan Küçüközcü: Sanat, en genel anlamıyla hayal gücünün, tasarımın, özgünlüğün ruhun dışavurumunda, bazı yöntemleri kullanarak ortaya çıkan eylemdir. Benim sanatımın anlamı ise insanlara ulaşmak kendi hayal gücümü izleyenlerle paylaşmak, aynı hayali yaşamak ve aynı duygularda buluşmak.

Lal Batman: Benim için sanat; çeşitliliğin oluşturduğu bütünü, disiplinler arası kurulan güçlü diyaloğu, yalın, özgün ve maskesiz olabilmeyi ifade ediyor.

Hayal İncedoğan:
Sanat, bizi hayatın keskin gerçekliğinden biraz olsun uzaklaştıran ve yaşamı anlamlı kılan tek şey bence. Üretmediğim zaman hep bir şeyler eksik kalıyor benim hayatımda. Bu nedenle de artık benim için bir meslekten çok beni tarif eden şey.

Halil Vurucuoğlu: Sanat, bazen hayat gibi akışkan, hızlı ve ani; bazen ise bir kristal avize gibi gösterişli, soğuk ve zevksiz. Gündelik hayatlarımızdaki tüm girinti ve çıkıntılar sanatta var olacak ve sanat eserleri de görsel başarısını sanatçılar yoluyla gündelik hayata taşıyacaklar. Bu aşk-nefret ilişkisi kaçınılmaz olarak gözlerimiz ve algımız için yeni taarruzlar anlamına geliyor. Bununla beraber günümüzde görsellik çok hızlı akıyor. İnsanların hep acelesi var ve dış dünya dev bir tabela dükkanı gibi tüm uyaranlarını ve parlak ledlerini üzerimize boca ediyor. Bütün bu curcuna sonrasında zihnimiz ve ruhumuz farklı bir akışa ihtiyaç duyuyor. Elde etmek istediğim etkilerden biri de insanların bir eser karşısında geçirdikleri zamanı uzatmak ve izleyenleri farklı algıları tecrübe edebilecekleri, ilişki kurup zaman geçirebilecekleri eserlerle bir araya getirmek. Sanat eseri mevzubahis ise 'neden' kadar 'nasıl'a da doyurucu bir cevap verebilmeli. Zihin-el koordinasyonunu önemsiyorum. Emsallerine sıklıkla rastlayabileceğimiz bir fikir kötü işçilikle sunuluyor ve bu 'kötü işi’ daha iyi sindirebilmek için yanında bir dolu metne ihtiyaç duyuluyor. Sanat bir ifade biçimi ve bu ifade aracını daha iyi ifade etmek için eserin yanına tutuşturulmuş zorlama kavramlar bana biraz garip geliyor. Onun dışında her yerde çok fazla sınır var zaten, isteyen istediğini yapsın.



Halil Vurucuoğlu, Pareidolia II, 2017.

Bilal Hakan Karakaya: Sanat yaşamın içindeki en önemli unsurlardan biri benim için. Hava gibi, su gibi, nefes almak gibi diyebilirim.

Beyza Boynudelik: İnsanlığın ve dünya tarihinin sanat, siyaset ve savaşlar üzerinden okunduğu gerçeği üzerinden yola çıkarsak; bana göre sanat, uzun vadede kültürel anlamda da deneyimsel anlamda yaşantının tüm kaydını alan, geçmişin tanımını yaparken bugünü de entelektüel ve duygusal açılardan anlamlandırmamızı sağlayan olgu. Tarih içerisindeki rolü kayıt tutmanın ötesine geçtiği gibi, bireysel olarak da sanatçının kendi döneminin tanıklığını yapması, iz bırakma ve yaşama dürtüsünü beslemesi gibi işlevleri olduğunu düşünüyorum.

Ş.N.G.: En büyük motivasyonunuz, ilham kaynağınız nedir veya kimlerdir?

S.K.: En büyük motivasyonum yaptığım resmin hiç tanımadığım insanların içine sinmesi, onlar tarafından beğenilmesi, anlaşılması ve o hayale ortak olmaları. Bir evin veya bir mekanın içinde resmimle var olmak, o mekanda içselleştirilerek konuk olmak en büyük motivasyon ve ödül benim için. Yurt içinde ve yurt dışında şu an hiç bilmediğim, girmediğim ve giremeyeceğim evlerin, mekanların duvarlarında ismimin yazılı olduğu bir resimle var olmak benim en büyük kazanımım. Beni daha da motive eden, istikrar sağlayan en büyük hayalim de çok önemli ve saygın bir müzede yerimi almak…Ve tabiri caizse seneler belki yüzyıllar sonra bile ismimle yani sanatımla anılmak…

L.B.: Yolculuğuma karşı duyduğum sonsuz saygıdan, tutkudan çok besleniyorum. Her uyandığım günün heyecanı, içimde durmaksızın akan üretim aşkı beni ele geçirmiş durumda. Dürüst olmak gerekirse en çok kendi yolculuğum beni motive edip ilham veriyor. Çalışarak, olmam gerektiğim yolda olarak, inanarak hayallerimi yakalıyorum.





 Lal Batman, Je Suis Perdu, 2021.

H.I.: En büyük motivasyonum işlerimle karşılaşmış olan ve hayatlarında bir anlam ifade ettiğini dile getiren insanlarla sohbet etmek ve onların gözünden işleri dinlemek. Çünkü herkes, gördüğü her eserde farklı şeyler buluyor. Benim üretimim de bu diyaloglardan çok besleniyor. Dolayısıyla farklı yorumları dinlemek beni çok mutlu ediyor. Onun dışında en büyük ilham kaynağım daima müzik. Özellikle klasik eserlerin farklı yorumlarını dinlemeye ve her müzisyenin icrasında şekillenen duyguyu takip etmeye bayılıyorum.

H.V.:
Psikoloji, sosyoloji, bilim, mitolojinin yanı sıra, sokak sanatı, çizgi roman, sinema, ağaçlar, dağlar, kadınlar, gökyüzü ve güzel müzik beni besleyen kaynaklardan ilk aklıma gelenler. Güzel müzik genelde çok yardımcı olur bana. Biraz geleceğe mektuplar tadında bir yöntemim var. Önce sadece depoluyorum, günler aylar sürebilir bu. İzliyorum, okuyorum, konuşuyorum, dinliyorum, geziyorum ve fotoğraf çekiyorum. Olabildiğince hareketli olmak, çok şey görüp çok şeye dokunmak istiyorum o ara. Sonra bekleyip düşünüyorum ve fikirler netleşince atölyeme kapanıyorum. Farklı alanlardan isimler ilham olabilir, mesela İris Van Herpen, Revok ve C215 ilk aklıma gelen güncel isimlerden.

B.H.K.: Her güne yeniden başlama arzusu, o günün içerisinde nelerle, kimlerle karşılaşıp nasıl nefesler alacağım en büyük motivasyon kaynağım.





Bilal Hakan Karakaya, Vaccination, 2020.

B.B.: Bugünün dünyasını kişisel deneyimler üzerinden okumaya çalışıyorum. Hem kendi güncel yaşamım, hem de tüm araçlar üzerinden gördüğüm, duyduğum, tanık olduğum toplumsal ve bireysel hikayeler bir şekilde işlerimin konusu haline geliyor ve işlerim direkt mesajlar içermediği zaman bile tüm bunlar arka planda hissedilir oluyor. Bunların yanı sıra küçük büyük beni etkileyen ve yaralayan tüm konular da bir şekilde bana iş ürettiriyor. Bellek, toplumsal tarih, kavramlar, bugünün bireyinin psikolojisi, sosyolojik varlık olarak kent insanı, doğa ve hayvanlarla ilgili farkındalıklar, kültür ve ilk başta bahsettiğim birey hikayeleri, motivasyon kaynaklarım haline geliyor.

Ş.N.G.: Sanatçı ile toplum arasındaki bağı nasıl görüyorsunuz? Bu bağı güçlü kılmak için atılması gereken adımlar neler?

S.K.: Sanatı veya en azından ben kendi resimlerimi belirli bir topluluk için yapmıyorum. Herkesin, her kesimin görebileceği, izleyebileceği herkese açık sanat tarafındayım. Yaptığımız veya yapılan sanat herkes için kabul görmeyebilir. Eleştiriler normaldir ama sanat özgür olmalı. Şu an çok özgür olmadığını düşünüyorum. Ve ekonomik şartlarımıza göre fuarların biraz daha makul bir fiyatta olmasını, hatta sponsorlar aracılığı ile herkesin bedelsiz girip izleyeceği türde olmasını arzu ediyorum. Böylelikle sanat, herkes için ulaşılabilir olabilir.

L.B.: İzleyici ve eser arasındaki bağın güçlü olması için eserin hem kavramsal olarak hem görsel olarak güçlü olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak kendini hızla yenileyen dönemimizde bu bağın bir tık öteye gitmesi adına, eserlerin interaktif bir boyut kazanması bu diyaloğu ileriye taşıyan güçlü bir dinamik olduğuna inanıyorum.

H.I.: Ben hala bizim toplumumuz için yeterince güçlü bir bağ olduğunu düşünmüyorum. Oysa sanatı yaşamsal bir şey gibi gördüğünüzde hayatınıza büyük katkıları olan bir şey. Mesela böyle bir ilişki size güçlü bir empati yeteneği kazandırır, ki bence sosyal hayatta son derece hayatidir. Olayları farklı yönleriyle görmenize ve hayatı daha iyi anlamanıza yardımcı olur. Tabii bütün bunlar için önce talep etmeniz yani bir ihtiyaç olarak görmeniz gerekir. Hayatınıza kattıklarını görünce zaten hiç bırakmak istemezsiniz. Ben özellikle Avrupa Müzeleri’nde insanların hafta sonu aktivitelerini gerçekleştirmelerinin, sanatın yaşama dahil olması için büyük bir adım olduğunu düşünüyorum. Daha çok müze ve devlet desteğiyle hayatın daha çok yerinde görmemiz gerekiyor sanatı.

H.V.: Geçmişte daha sınırlı bir kesimin ilgisini çeken sanat etkinlikleri, artık popüler bir etkinlik hâline gelebiliyor. Son birkaç yıldır özellikle dijitalleşme ve sosyal medyanın daha çok insan yaşamına entegre olmasıyla, sanat daha kolay ulaşılabilir ancak daha çabuk tüketilebilir bir konumda. Yine de insanları sanatı birebir, mekân içerisinde deneyimlemeye teşvik eden bir yanı olduğu da göz ardı edilemez. Son yıllarda İstanbul’da yeni birçok sanat mekânının açılması ve düzenlenen etkinlikler de bu ilgiyi artırdı, açılan fuar ve dergiler düzenli sanat izleyicisi olmayanların da ilgisini çekti. Benzer şekilde koleksiyonerler tarafından açılan sanat mekânları, genç sanatçıları görünür kılmak adına düzenlenen etkinlikler ve çeşitli fuarlarla birlikte daha geniş bir izleyici kitlesinin sanatla ilgilenmeye başladığını düşünüyorum

B.H.K.: Sanatçı ve toplum arasındaki bağ, organik bir bağdır. Toplum içindeki her bireyin kendini en iyi şekilde ifade edebilme arayışı ile gelişen, çoğalan, birbirine bağlanan, simbiyotik bir yapı içerisindedir diyebilirim. Birbirinden beslenen, ihtiyaç duyan, hassas bir dengedir.


B.B.: Toplum olarak farketmesek de sanat; hayatın, hayvansal içgüdüyle yaşamaktan daha fazlası olduğunun kanıtlarından biri, yani hayatı sadece temel ihtiyaçları gidererek yaşamanın ötesine geçirmek için kültür ve sanat alımlamaya ihtiyacımız var. Sanatın yücelik içermediğinin artık ifade edildiği ve düşünsel üretimin esas olduğu bir dönem içinde, sanatın ve sanatçının da ulaşılırlığı arttı. Sosyal medya araçlarının bunda payı büyük tabi ki. Sanat alımlayıcısının sanatçıyla daha fazla temas ettiği, en azından dijital olarak ulaşıp sorular sorduğu ve çekingenliğin azaldığı bir zaman dilimindeyiz. Son zamanlarda dijital ortamlarda yapılan sanatçı konuşmalarının da payı azımsanamaz. Aradaki sınırların biraz daha yumuşadığı bu dönem, pandemiye rağmen sergilerin geziliyor olması ve toplumun sosyal anlamda da buna ihtiyacının görünür hale gelmesi, tüm bunlar sanatçı - sanat yapıtı - toplum arasındaki iletişimi arttırıyor. Sanırım bu gelişmelerin sürekliliğini sağlamak yeterli olacak.

Ş.N.G.: Sanatta dijitalleşmeyi nasıl yorumluyorsunuz? Sizce geleneksel sanat ile dijital sanat bir çatışma halinde mi?

S.K.: Sanat insanlık tarihiyle doğan, oluşan ve gelişen bir olgu. Dijitalleşme de uzun süredir kullanılan ve sanatla birleşen bir olgu olsa da pandemi nedeniyle hayatımıza daha da dahil oldu. Dijital sanatla geleneksel sanat arasında bir çatışma olduğunu düşünmüyorum. Üstünde bir emek olan, özgün ve çağdaş bir anlatımı olan her şey değerlidir.




Serkan Küçüközcü, Untitled, 2015.

L.B.: Kendi işlerimde bu çatışmayı engellemeye çalışıyorum. Akademik bir üslubun ön planda olduğu bir eğitim aldım. Ancak multidisipliner bir tavır benimseyip dönemler arası dilleri harmanlayarak yolculuğuma devam etmeyi tercih ettim. Güncel olarak ürettiğim işlerde dijital ve plastik elemanları bir arada kullanıyorum. Geleneksel sanat olmasaydı eğer dijital sanat bu noktada olamazdı. Dönemleri ve getirilerini birer basamak olarak görüyorum. Farkındayım ki içinde bulunduğumuz bu süreç, dönemlerin bir seyri aslında... Dönemlerin birbiriyle çatıştığını değil birbirini beslediğini düşünüyorum.

H.I.: Gelenek ile çağdaş ya da dijital üretimlerin bir çatışma halinde olduğunu düşünmüyorum kesinlikle. Tersine, hayattaki pek çok şey gibi, geçmiş ve bugün arasında bir köprü olduklarını, birbirlerini desteklediklerini ve birbirlerine katkıları olduğunu düşünüyorum. Her şey bir başlangıç noktasına ihtiyaç duyar ve gelenek de bu yüzden son derece önemli. Üstelik yaptığınız işi temellendirmek konusunda size eşsiz bir yol göstericidir. Doğru noktalarda kurulan işbirliği ise her zaman daha ‘iyi’ olana götürür sizi.

H.V.: İşlerimde kullanacağım görselleri bilgisayarın olanakları dahilinde olmadan, özgürce beyin-göz-el işbirliğini öne çıkararak dönüştürmeyi tercih ediyorum. Basit ve olanaklı bir malzeme olan kağıdı senelerdir kullanma sebebim de biraz bu. Tüm bunların yanında tasarıma olan ilgimden dolayı dijitale uzak değilim, üretimlerim var, sadece sergilemiyorum, kendime eğlencelik üretimlerim onlar. Dünyanın geldiği durum da ortada, bir yandan evlerdeyiz ve evden kültür tüketmek içinde dijital sanat güzel bir yol ve ayrıca NFT’nin geldiği noktayı görmemek de zor. Yakın gelecekte bu alanda da çalışmalarım olabilir. Sanatçı düşüncesini bilgisayar yardımıyla ifade etmeyi isteyebilir, edebilir de. Samimi bulmadığım Photoshop: resimler, dönüştürmeyi bilgisayarın olanakları dahilinde sınırlandırmayıp, beyin-göz-el işbirliğini daha değerli buluyorum.

B.H.K.: Çağın getirdiği teknoloji ile geleneksel yöntemleri bir arada kullandığım, makineleşmiş ve dijitalleşmiş bir estetiğin monotonlaşması durumundan kurtarmak adına geleneksel yöntemleri de işin içine dahil ederek daha insansı, daha samimi, aynı zamanda da daha çağdaş olana giden bir yöntem trafiği diyebiliriz sanırım. Bu bağlamda birbirinden beslenen, hatta bazen çatışan bir hal almaktadır.

B.B.: Sanatta dijitalleşme, bu dönem için öngörülebilir bir gelişme. Nasıl hayatın diğer alanlarında araçlarımız dijitalleşiyorsa, sanat da bunu doğasına ekleyecek. Kaldı ki üretim yöntemleri tarihin her döneminde gelişmelere kendini uyumluyor. O bakımdan dijital öncesini geleneksel diye bile adlandıramıyorum. Çatışma olduğunu düşünmüyorum, yöntemler arası iş birlikleri daha da zengin bir arşiv oluşturacak. Bana göre değişim zaten sanatçıyı güdülüyor, ancak bu noktada tek bir tehlike var; yöntemin/yöntemlerin albenisiyle üretip içi boş yapıtlar ortaya koymak. Bu da yine sanat tarihinin her noktasında karşılaşılması mümkün bir durum. Şu anda çokça üretim var, ki ne güzel, uzun vadede hangi işlerin sanat yapıtı olarak tarihe kalacağı ve belleklerimize kazınacağı belli olur.

Ş.N.G.: Sanatta yaratıcılık ne derece önemli sizin için? Sanat farklılaştıkça mı değer kazanır?

S.K.: Ben özgün ve çağdaş sanattan yanayım. Ben hayalimi resmediyorum; kendi derdimi, anlatımımı, özgünlüğümü ve kurduğum dünyayı resmediyorum. Taklit bir iş yapmak izleyiciden başka birini kandırmaktan, onları aldatmaktan öteye gitmez diye düşünüyorum. Tabi bu benim düşüncem. Olanı, yapılanı resmetmek, onu tekrarlamak sanatçıya ve izleyene ne katkı sağlar sorgulamak lazım. Ama sadece farklı şeyler yapalım diye her yapılana ve her farklı olana da sanat dememek mi lazım acaba?

L.B.: Bence en önemli dinamik yaratıcı olmak. Bunun yanı sıra iyi bir gözlemleyici, iyi bir seyirci, iyi bir analizci ve en önemlisi iyi bir anlatıcı olmalısınız.

H.I: Bir çok insan bugün orijinallikten fazla bahsedilemeyeceğini öne sürüyor. Ben tam tersine neredeyse insanlıkla yaşıt olan sanatın, bugüne kadar böyle bir çeşitlilikle geliştiğine göre bundan sonra da bu perde aralığını daha fazla genişleteceğinden eminim. Elbette sanatçılar kadar ülkelerin ve kurumların desteği ile. Yaratıcılık ve orijinalliğin hala son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Ama böyle bir bilince yaklaştığınızda çok daha seçici oluyorsunuz ve üretilen şeyler arasından çok az şeyi gerçekten sevebiliyorsunuz. İyi ve kötü olanın da, tam olarak bu noktada net bir şekilde ayrıldığını söyleyebilirim. Bilgi sizi daima daha iyi olana götürür. Sanatta bugün nicelikten ziyade daha nitelikli işlere ihtiyacımız var.


Hayal İncedoğan, In the Shade of Time No 2, 2019.

H.V.: Zihnimi olabildiğince özgür kılmaya çalışıyorum, başkalarının “bu yapılmaz, böyle olmaz” dediği şeyleri deneyip yeni çözüm yolları getirmeye uğraşıyorum. Yaptığım en iyi işin daima son resmim olması için çabalıyorum. Tek seriye bağlı kalmayı sevmediğimden birkaç farklı seri üzerinden ilerletiyorum çalışmalarımı. Bazen bir serideki resimler diğer seriye göre daha çok ilgi görebiliyor. Bazen koleksiyonerlerin kişisel zevklerine göre istekleri olabiliyor veya geçmişte yaptığım bir resmin benzeri istenebiliyor. Geçmişte yaptığım görece güzel bir resme takılıp kalmanın, o resimden alınan hazzın taklidini sunmanın anlamı yok. Bunlar karşısında iç disiplinimi koruyup, yapacağım şey neyse onu yapmaya devam ediyorum. Aklımdan geçen her sanatsal düşünceyi dışarı çıkarıp zihnimde yenilerine yer açmaya çalışıyorum. Gören, duyan, hisseden, farkına varıp aktarabilen, merak edip soru soran, cevap veren, kendisiyle ve çevresiyle ilişkisi sağlıklı bir yapıda süren, küçük şeylerdeki harikalığı sezebilen, hem aşağıda hem yukarıda olabilen birine ne mutlu. Stili, imaj kaygılı anlık ilgilerin peşinden sürüklenmek olarak değil de daha çok içi dolu bir sanatçı üslubu olarak kabul etmeyi tercih ediyorum. Kaygı ve korkulardan, dış seslerden bağımsız, üslubuna sahip çıkmalı ve içten içe yaptığı işin en büyük eleştirmeni de yine kendisi olmalı sanatçı. Elleriyle inşa ettiğini yıkabilmeli bazen ki yeni güzelliklere yer açılsın.

B.H.K.: Sanat dediğimiz şey zaten yaratıcılıkla ilerleyen bir durumdur. Evvelden aldığı bilgi birikimini bulunduğu güne yorumlayarak yeni yaratılar oluşturma çabası, sanatı sonsuz bir devinim içerisinde canlı tutan en önemli unsurlardan biridir. Bu bağlamda farklı yaratıların oluşması daha zengin bir beslenme ve farkındalık unsurlarının oluşmasını sağlar.

B.B.: Yaratıcılık, özgün yapıta ulaşmanın en önemli yolu. Ancak yaratıcılıkla beraber üretimi besleyen duygusal ve entelektüel birikim, gözlem, içselleştirme ve disiplinli çalışma da devrede olunca tesadüfi olmayan bir başarıya ulaşılıyor. Kanallarımızı ve farkındalığımızı, gerek çevreye, gerek kendi içimize dönerek, ne kadar açarsak o kadar yaratıcılığımızı besliyoruz. Sanatçının üretiminde özgün bir bakış açısı yaratması tüm bunlarla olanaklı, yine de “her zaman farklı olan iyidir” diye bir kaide yok. Sadece farklı ve ilgi çekici olunca yaratıcı iş üretilmiş olmuyor. Bir de bu yüzyılda, globalleşen dünyada tüm informatik formlar elimizin altında. Hepimiz bir anlamda her an gözümüzün önünden akıp giden binlerce görsele, sese ve bilgiye maruz kalıyoruz, “öteki”nin deneyimiyle bizimki bir anlamda ayırt edilemez hale geliyor. Eş zamanlı ortak bilinç ayrı bir konu, ancak birbirine benzeyen deneyimler ve zihnimizde yer teşkil eden tüm bu bilgi fazlalığıyla yaratıcı, özgün yapıt üretmek daha zor bir hale geliyor. Günün sonunda “öteki”nden farklılaşmak, kişisel deneyim üzerinden veya öznel bakışla gündemi süzen samimi işler üretmekle mümkün. Tabi bir de yapıt üretirken kullandığımız medyaya hakim olmak ve sözünü en iyi şekilde söyleyebilmek için çok çalışmak gerekli.


Beyza Boynudelik, Daily Routine: To Adopt, 2019
.
Röportaj: Şeyma Nazlı Gürbüz
Kapak: Lal Batman, Dünyanın Çivisi Çıkmış Dostlar.