Parıltıyı Anlamak

23 Haziran 2021

 



Farklı tabelalara rastlayıp, farklı manzaralara çıkan yolların peşinde kendini kaybetmemen için belki de kaybolmuş birinin sözlerini duyman gerek.

Tek taraflı fedakarlıkların, acele verilen kararların, korkudan atılmayan adımların, unutulan aşkların, artık mavisi kalmamış denizin kumdan kaleleri teker teker yıktığı sahildeyiz şimdi. Bir daha yapmak istersen ve yine denize kaptırırsan evlerini, başka bir yere gitmek isteyip orada mutlu olacağına inanırsan, burası bencil de buradan başka her yer nefes sanırsan, uçurumdan atma kendini. Telaşsız sevgilerin, çabasız kazançların, şaşmaz bir dengenin uzaklara ait olduğunu kimden öğrendin?

Anlatacağım diyorum, durmadan anlatacağım. Bak yanan bir kent uzanmış önümde onca sene, ben konuşmayı unutmuşum. Ateşe atmışım beni kül eden her şeyi; biraz ben yanmışım, biraz onlar. Kül yetmemiş, kimse affedilmemiş. Kent yansın istemişiz, yansın kurtulalım. Başka sokaklarda yeniden nefes bulalım. Adımlarımız aynı köşe başında, aynı insanlara çıkmasın diye köşe başlarından başlamışız yakmaya. O mutlu günlerimizi kutladığımız mumlarla…

O eski köşe başları kalmamış. Artık her biri farklı köşeye çekilmiş insanlardan ibaret olmuş dünya. Her köşede başka kavga. Bilmediğimiz dillerin mimiklerini ruhumuza işleyince bitecek sandığımız kavga. Kavgadan uzaklaşmak isterken, kavganın içinde son bulan bir yolculuk kadar arayış. Tam da şimdi yeniler eskiyi yamalasın, ardından tamamen örtsün üstünü tüm kalıntıların.

Bana benzeyenlerin en uzağında, bilmediğim yüzleri severken görmüşler beni. Ruhum kanaya kanaya. Yürümüşüm, yürümüşüm, yürümüşüm. Ulaşmak istediğim bir yer olmadan, hiç hedef belirlemeden, bir an olsun düşünmeden. Tüm yolların sonunda kaçtığım yere düşmüşüm meğer. Bana benzeyenlerin değil, benden bir parça taşıyanların içine.

İnanır mısın, yamaları ayaküstü sohbetlerle kaldırıp atmışlar. Boşlukların bazıları iki güzel cümleyle dolmuş, bazıları öylece kalakalmış. Ben hiç dönmeyi düşünmemişim. Gülmüşüm, düşünmüşüm, düşündükçe sevmişim. Sevdikçe daha çok hissetmişim. Yıkılan kumdan kaleler, küle dönmüş o kent şimdi başucumda gibi. Hatrını kaybetmiş kahvelerin ardından yenilerini henüz ocağa koymuşum. Affedilmeyen her hata karşıma çıkmış ama nefretim değmemiş onlara, hepsini usulca affetmişim. Yamalarla kapattığım benliği kendimden esirgeyen ben, kendimden af dilemişim. Sorun başkaları değilmiş hiçbir zaman. Deniz yıkmasa ben yıkacakmışım kaleleri birer birer. Nefretimde kaybolmuşum. Bir parıltı aramak istedim hani uzaklarda. Aradığım parıltı, nefrete ters düşen her şeydi, şimdi anladım. Uzaklar arayış kadardı, parıltı belki de hiç kapanmayacak boşluklar.

Sidal Yurt