Öyküde Ve Öykücülükte Kadın

1 Haziran 2021

Tanzimat’tan bu yana kadın, edebiyata o zamana kadarki geleneğin dışında çıkarak yansımaya başlar. Her ne kadar ilk romanlarda evlilik-aile içinde kadının çıkmaz durumu ifade edilse de, aslında kadının eğitimi ve meslek sahibi olması gerekliliği düşüncesi etrafında konular verilmeye çalışılır. Ötekileştirilen ve “diğer” kadın olan kadınlar çerçevesinde verilen eserlerden, 1950 sonrasında kadının hayattaki yeri ve duruşundan dolayı artık eserler farklı açılara, onların yarattığı veya sebep olduğu meselelere, durumlara gelir.

Erkek egemen düşüncesinin hâkim olduğu bir kalemden veya desteklenen feminist düşüncenin getirisi üzerine kadın yazar dâhi olsa bile bu egemenlik altında kalmış bir dille yazan kadın yazarlar, artık bu dönem ve sonrasında eserlerinde kadını pek çok yönden ve bütünüyle ele almaya başlamışlardır.

Değinmek istediğim 1975’ten 2000’li yılların başına kadar öykü türünün temsilcilerinden olan Tomris Uyar, yazdığı öykülerin temeline toplumu ve bireyi koyar. Bireyin yaşadığı iç dünyasını okuruna da açar, bu noktada onun öykülerinde yazdığı kişilerle okuru arasındaki alan hem daralır hem de derinleşir. Yalnızlığa, tekliğin sancısına, dikte edilmişin karşısında duruşa ve bunun yorgunluğuna değinir. Bireyin içindeki “kadın”ı yazar, onun hikâyelerindeki kadın yalnızca tekdüze yaşamın arasında kalmış değildir; iş sahibi, eğitimli ve sosyal kadınları da vardır.

“Ben her şeyi yazmıyorum. Yazdıklarımın başkalarını ilgilendirmesi gerek.” diyen yazar, özgür olma, birey olma sorununu daha çok kadınlar üzerinden kurar. Örneğin “Bir Günün Sonunda Arzu” adlı hikâyesinde evin temizlik işleri ile uğraşan Hacer Hanım, evin hanımına kendi kızının başından geçenleri anlatır: Kız, İhsan adında biriyle evlidir ve karısını sürekli döver. “Gün Döndü” adlı öyküsünde de başka bir kadının güç karşısındaki ezilişini anlatır. Öyküdeki Nigâr, “Kadına düşkündü, kumara düşkündü. Neye düşkün olmak âdetse hepsine düşkündü. Sustum, sakladım. Dayağı, işkenceyi, horlanmayı.” diye tanımlar eşini ve evliliğini. Tomris Uyar, bu hikâyesiyle kadının yaşadığı başka bir durumu da okuyucu karşısına çıkarır: anlatamamanın, içi dönmenin silikleşmeye yol açmasını.

“Ömür Biter Yol Biter”deki Müzeyyen Hanım’ın kocası da her seferinde onu ruhsal yönden şiddete maruz bırakmış ve silikleştirmiştir: “Aklın tam değil senin kızım. Elin de ağır kızım senin, kafan gibi. Sinir bırakmazsın adamda.”

Kadının haklarını yitirmesini, heveslerinin elinden alınışını da anlatır:

“Bak ne oldu. Geçen Cuma berberde saçlarımı yaptırıyordum, kızmazsın diye söylüyorum madem iki medeni birer insan gibi boşandık saç yaptırmama kızmazsın artık.”

Söylenebilecek tüm karşıt düşünceleri o herkesten önce verir: “Bana neymiş? Rahat bir kadın olmak ne zamandan beri suçmuş? İyi ama rahatlığın da bir sınırı var. Bir kadın, eğer kadınsa, bir yuva özler, bahçesiyle uğraşmak, evini pırıl pırıl etmek sabahları çorba pişirmek ister. Bu duyguları tatmamak bir eksikliktir. Hem ne demek bana ne? (…) Ayrıca, her gün, gazetelerde yalnız yaşayan kadınların başlarına neler geldiğini okuyoruz. Kurallara uymamanın bedelini ödüyor zavallılar. Yine de insanlık gereği, onlara acıyoruz, onlar adına hicap duyuyoruz. Oysa evlerinde uslu otursalar, başlarına hiçbir şey gelmeyecek. Benim geliyor mu?”

Gerçekte yaşanan şiddetler, sorunlar, benliklerin ezilmesi Tomris Uyar’ın öykülerinde, onun yaratımındaki kadınlarda ayrı ayrı karşımıza çıkar. O yaşanılan şiddetin anını yazmaz, onun sonrasını ve öncesini irdeleyerek karşımıza çıkarır. Sadece o anlık yaşanan güçsüzlüğü kadının üstünde ezberletmez.


Bahar Bulut

Kaynakça

Uyar, Tomris. (2018). İpek ve Bakır. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Uyar, Tomris. (2018). Dizboyu Papatyalar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Uyar, Tomris. (2018). Aramızdaki Şey. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Tomris Uyar, “Sesler, yüzler, sokaklar”, Varlık, Ocak 1982, sayı: 892