Işığın Ölümü Karşısındaki Öfke: Dylan Thomas

29 Haziran 2021

 


Romantizm akımının 20. yüzyıl uzantısı olarak görülebilecek olan 1914 Galler doğumlu şair Dylan Thomas, büyük ölçüde şiirlerinde kullandığı canlı, doğayı yansıtan ve lirik anlatımıyla tanınır. Eğitim hayatında okul gazetesinde çalışan ve bu gazete için yazılar yazan Thomas’ın, hakkında bilgi veren kaynaklarda yazmaya çocukken başladığı ve genç yetişkin sayılabilecek bir yaşta yazılarının yayımlandığı bilgisi geçer. Jacob Korg bu yazıları "Aşk ilişkileri, endüstriyel uygarlıkla ve gençliğin kendi kimliğini bulma sorunlarıyla ilgili" olarak tanımlar. Yazdıklarıyla dikkatleri üzerine çekmişken 1934’te ilk şiir kitabı olan “Eighteen Poems”i yayımladı.

James Joyce’dan etkilenen Dylan, tıpkı onun gibi kelimelere, onların seslerine ve ritimlerine, özellikle de çoklu anlamlarına takıntılıydı. Şiirlerinde de bu tutkusunu yansıtmaktan geri durmadı, şiiri böylelikle özgün ve zengin imgelerin olduğu birer lirik taşkınlıklara döndü.



 “Sevenleri kaybolsa da sonrasız yaşayacaktır sevgi.”

Eighteen Poems’te değindiği temalar birkaç kısma ayrılır: zamanın birliği, evrendeki yaratıcı ve yıkıcı etkenlerin benzerliği ve tüm canlıların birbiriyle olan etkileşimleri. Yaşanan somut olayları içteki duygularla, insanla birleştirerek tanımlayan bir dile hâkimdi. Amerikalı şair Elder Olson, onun bu kitaptaki şiirlerini “İnsanın anatomisini evrenin yapısına benzetiyor.” şeklinde tanımlar:

Gitme o güzel geceye usulca
İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;
Öfkelen, öfkelen ışığın ölümünün karşısında.

Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlığa gömüleceklerini sonlarında,
Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu içindir ki onlar
Gitmezler o güzel geceye usulca.

İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, öylesine ateşli bağırarak.
Faydasız işleri, yeşil bir koyda dans ediyor olabilir ama onlar da,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölümünün karşısında.

Çocukluğu Güneybatı Galler’de geçen şairin annesi bir çiftçinin kızıydı ve tatillerde gittikleri bir kır evine sahiplerdi, yaşamındaki izleri yazılarına dâhil etmekten bu noktada çekinmiyordu. Nitekim 1946’da yayımlanan “Fern Hill”de bu kır sevincini anlatır.



İkinci Dünya Savaşı sırasında akciğer rahatsızlığı nedeniyle askerlikten muaf tutuldu, bu dönemde BBC’de yaptığı film senaristliği girişimleri onun için yeterince kârlı değildi. Borçlanmalar, sıkıntılı yaratımı onu hüzünlü bir yaşama sürüklüyor ve alkol sorunlarını beraberinde getiriyordu. Melankoliye doğru adım atmışken yine yazmaya devam ediyordu. Büyük şehirde zamana meydan okuyan taşralı bir çocuğun hikâyesini anlattığı “Adventures in the Skin Trade” romanı, asla tamamlanmamasına rağmen 1940’ta bir bölüm hâlinde yayımlanmıştır. Kahramanının derilerinin yılanınki gibi soyulduğu ve dünyayla, gerçek olanla yüzleşmek için bir tür çıplaklık içinde kalmasını ve bunun bir macera dizisinin olmasını planlamaktaydı.

1946’da yayımlanan “Deaths and Entrances” şiir koleksiyonunda yeni bir olgunluğa adım attığını gösterir. “Zamansız bir evrene açılır gibi” benzetmeleri şiirlerinin evrenselliğine ve kalıcılığına bir vurgudur. 1953’te yazdığı radyo oyunu olan “Under Milk Wood”, büyük ilgi görerek 3 Mayıs tarihinde, Massachusetts’te solo performansına tanıklık etti. Ancak bu yılda bir sonraki okumalara, övgülere yetişemedi, 9 Kasım’da girdiği komadan kurtulamadı.

“Başlangıçta şiir yazmak istediğimi söylemeliyim çünkü kelimelere âşık olmuştum. Bildiğim ilk şiirler tekerlemelerdi ve onları daha kendim okuyamadan sözlerini sevmeye başlamıştım.” diyen şair, her zaman kelimelerin yarattığı ihtimalleri ve yansıttığı hisleri savunarak yazdı. Geriye dönüp bakıldığında Romantizm ve Sembolizm akımlarının, eski romantiklerin bir temsilcisi olarak iz sürer hayal dünyamızda.

Bahar Bulut

Kapak Kolaj:  Başak Aksoy

Kaynakça

https://www.poetryfoundation.org/poets/dylan-thomas
https://poets.org/poet/dylan-thomas
Myers, Jack; Wukasch, Don (2003), “Dictionary of Poetic Terms”