İki Boyutun İllüzyonu: Frank Stella‘nın Sanatı

17 Haziran 2021


New York’un büyülü zamanlarından bir ressamın hikayesini anlatacağım size. Savaş sonrası dönemde Amerikan resminin egemenliğinin tüm dünyada etkilerinin hissedildiği, sanat ortamının özgürlüğün tadını doyasıya çıkardığı zamanlardan bir ressamı anlatacağım… Soyut dışavurumculuğa karşı bir duruş ile var olan yapıtlarını ilk bakışta nerede görseniz ayırt edebilirsiniz. Frank Stella’dan bahsediyorum elbette. İtalyan kökenli Amerikalı ressam Stella belki de iki boyutta üçüncü bir boyutun hissiyatını verebilen nadir isimlerden heykelsi bir resim yapan yeteneklerdendi. Erken döneminde yaşadığı yer olan Massachusetts’de soyut ressamların etkisinde kalsa dahi özgünlüğünün doyumuna ulaştıkça Barnett Newman’ın renk alanı resimlerine yönelmeye daha çok başladığı söylenebilir. Stella New York’a taşınıp oradaki sanat ortamına daha da yakınlaştıkça sihrin gerçekleştiği üstü kapatılamayacak bir gerçek.

Soyut dışavurumcuların tuvalle bitmek bilmeyen mücadelesinin meyvesi olan temsiliyet ve anlam takıntılı, sınırlarından taşan yapıtlar yerine bir o kadar biçimci, tavır ya da duygu içermeyen ve yalnızca görülen kadar olan bir obje olarak resmin var olması gerektiğini savunuyordu. Soyut sanatın duyguya ve şekile verdiği önemin aksine minimal sanat nesnenin biçimsel özelliğine dikkat çekerek sembolizmi yok etmeye yönelik bir tavrı benimsemiştir.


 Frank Stella, Gobba, zoppa e collotorto, 1985.

Burada şüphesiz soyut dışavurumcular gibi yapıtına kendinden bir iz bırakma güdüsü bulunmaktadır, aksi halde kendinden önce gelenler ile taban tabana zıt şekilde bir resim anlayışını ortaya koymazdı Stella. Ancak yine de bu iz bırakma ve özgürce resim yapma derdinin daha zahmetsiz olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bir resmin “üstünde boya olan düz bir yüzey olduğunu, başka bir şey olmadığını” söyleyerek tüm aksiyonlarının adeta manifestonu açıklamıştır.






Frank Stella, Hagamatana II, 1967.

Yıl 50’lerin sonuna doğru yaklaştığında Stella’nın çizgili ve heykelsi resimleri New York sanat sahnesinde izleyici ile buluşarak tam not almıştır. Müzenin 16. Amerikan sergisinde dört Frank Stella tablosu sergilenmiştir. Bunlardan birisi elbette beni de etkileyen eserler arasında yer alan ''The Marriage of Reason and Squalor''dır. Boş tuvaller siyah incecik çizgilerle ayrılmış ve paralel şekilde yayılmış, tersine çevrilmiş U-şekillerinden oluşmaktaydı. Sade ve etkileyici olan eseri izleyenler adeta büyülendiler. Dönemin yaşam koşullarına tuvallerinde atıfta bulunan ressam, çizgileri maskelemeden boyayarak gözle görülebilen düzeyde deforme yüzeyleri izleyici ile buluşturmuştur.

Daha sonraki dönemlerde alüminyum ve bakır kullandığı eserlerinde geleneksel geometrik şekilleri özellikle kare ve dikdörtgenleri kullandığı resimlerini yapmıştır. Minimalist ressamların endüstriyel malzeme tutkusundan olsa gerek, Stella midyelerin büyümesini engellemek için tasarlanmış özel bir tekne boyası kullanarak farklı malzeme dilini gözler önüne sermiştir. 1961 yılında ise Andy Warhol’un hayli etkilenerek tüm eserleri satın aldığı Benjamin Moore serisi gündemdedir. Dönemin meşhur galerilerinden Leo Castelli, Stella’nın kişisel sergisini yapmıştır. Artık Franks Stealla dünyaca ünlü bir sanatçıdır.

Malzeme ile oynamaya meraklı Stella, bu alandaki denemelerine devam ederek resimlerinde başlıca araç olarak kullandığı Magic Marker’larını litografi sıvısı ile doldurmaya başlamıştır. Serigrafi ve gravüre de yönelmesiyle de baskı tekniklerinden de faydalanmıştır. Parlak renkler ile üç boyutlu nesnelerin birleşimi izleyiciye yepyeni bir deneyim sunmuş, bugün sanat tarihi için önemli isimler arasına Frank Stella’nın adının yazılmasına neden olmuştur. Resim ve heykel arasında bulanık bir alan yaratan eserlerindeki ahşap, kağıt ve tuval üzerini boyaması ile iki boyutun kandırmacası haline gelmiştir.

Yaşamı boyunca müzik ve edebiyatın etkilerini de eserlerinde yansıtan ve farklı disiplinler ile flört eden Stella, ünlü koreografların sahne tasarımlarını, setini ve kostümlerini tasarlamış, Herman Melville’nin klasik romanı Moby Dick ile ilgili çok sayıda eser üretmiş, Le Mans yarışı için BMW’nin resmi yapmıştır. Sürekli olarak kendini tazeleyen sanatçı mimari odaklı kamusal alan projeleriyle ikonik çalışmalar gerçekleştirmiştir. Teknoloji ve sanatın iç içe geçmesinin izini sürerek bazı eserlerinde bilgisayar teknolojilerinin desteğini alarak farklı bir perspektiften üretim sağlamıştır.

Çok yönlü karakterinin üslubuna ve üretim çeşitliliğine yansımasının yanı sıra Stella’nın belki de en çarpıcı söylemlerinden birisi yaptığı resimlerde Eugene Delacroix etkisi altında olduğunu ifade etmesidir. Bizi farklı tartışmaları açmaya sürükler, tıpkı eserlerindeki gibi.

Ayça Okay