Güvercinler

26 Haziran 2021

 



Bir elinde kahvesi diğer elinde kitabıyla camın önüne doğru yaklaştı. Koltuğuna tam kurulacakken camının önüne konmuş titreyen bir güvercin gördü. Hafifçe gülümsedi. Ve ellerindekileri koltuğunun yanındaki sehpaya koyarak odadaki dolaba doğru adımladı.

Evinde sürekli sokaktan bulduğu yaralı kuşları beslediği için her türlü yem bulunuyordu. Fakat daha önce camına konan güvercin olmamıştı. Mutlu oldu. Çünkü öyle uzun süredir yalnızdı ki bir güvercin bile olsa yalnızlığına ortak olmasını istiyordu.

Düşüncelerini geri plana atıp temkinli adımlarla pencereye yanaştı ve camı açtı. Güvercin hızla kanat çırptığında ise küçük bir ayrılık sancısıyla gözlerini yumdu.

Yine de geri gelir umuduyla camının önüne dört avuç dolusu yem döktü ve koltuğuna geri dönüp sehpadaki kitabını okumaya başladı.

Birkaç sayfa atlamıştı ki elindeki kitaptan kafasını kaldırdı ve masmavi gökyüzüne baktı. Kaç yalnızlık atlatmıştı? Bu kaçıncıydı? Bu hapisten bir gün kurtulabilecek miydi?

Bilmiyordu...

Derince bir nefes alarak kahvesinden yudumladı. Acı gelse de ortaya küçük bir tebessüm koydu. Çünkü kaçan güvercin geri gelmişti.

Kafasını yana yatırarak avuç avuç koyduğu yemi yiyen güvercine odaklandı. Ve aklında dolanan cümleleri fısıldamaya başladı.

‘‘Hoş geldin. İlk defa tanışıyoruz sanırım. Bana güzel haberler vermek ister misin? Mesela sonsuz gökyüzünde özgürce uçabiliyor musun? Yoksa sen de benim gibi bir yerde sıkışıp kaldın mı?’’

Güvercin hafifçe mırıldandığında daha fazla gülümsedi. Sanırım o kadar fazla hayvanlarla vakit geçirmişti ki onların dilini anlamaya başlamıştı.

‘‘Eh, o zaman iyi. Sen özgürsün.’’ Durdu ve kısıkça bir bakış attı. Karşısındaki onu yargılamayacak olsa bile konuşmadan önce korkuyordu. Çünkü hayatı boyunca cümleleri yüzünden yargılanmış ve dışlanmıştı. ‘‘Ben çok yalnızım. Kitaplar bile bana şifa olmuyor. Sanki açık yaralarım varmış gibi hissediyorum. Ama merhem diye sürdüğüm her şey o yarayı daha da derinleştiriyor.’’


Kafasını kaldırarak dirseğini oturduğu koltuğun sağ tarafına dayadı ve ardından çenesini bileğinin üzerine yaslayarak karşısında yemek yiyen güvercine bakmaya devam etti.

Yemler azalmaya başladığında güvercin doymuş olmalı ki kafasını kaldırdı. Arlarında sessiz bir iletişim geçtiğinde usulca kıkırdadı. Uzun zamandır böylesine mutlu olmamıştı.

‘‘Özgürlüğüne geri dönmelisin güzel güvercin. Özgürlüğünden bana birkaç tane arkadaş getirmeyi unutma.’’

Sözleri biter bitmez kanat çırpan güvercinden gözlerini aldı ve kenardaki soğumuş kahveye baktı. Etrafı buğulu görüyordu. Yine yalnız kalmıştı. Ama yapabilecek bir şeyi yoktu. Yavaşça yerinden kalktı ve işlerini tamamlamak için masasına oturdu.

***

Ertesi gün aynı saatte koltuğuna kurulmadan önce camının önüne çokça yem koydu. Bu sefer kahve yerine çay vardı sehpasında. Elinde ise dünden kalan okuyamadığı kitabı.

Kitabın sayfaları akıp giderken zamanın da akıp gittiğini biliyordu. Misafirleri gelmeyecekti. Üzüldü ve suratını büzdü. Onun tek sorunu; bağımlılık yapıcı inancıydı. Ama bugün inancı onu yanıltmadı. Camının önüne iki tane güvercin kondu. Biri dünkü arkadaşıydı. Diğeri ise özgürlükten getirdiği arkadaşıydı. Çok güzel renklere sahipti.

‘‘Özgürlük sana bu güzel renkleri vermiş. Ne kadar da güzelsin sen.’’ Fısıldadı ve elindeki kitabı sessizce yanındaki sehpaya bıraktı. Elleri heyecandan titredi. Yemek yiyen iki güvercinle bir umut tekrar konuşmaya başladı.


‘‘Arkadaşın sana anlatmıştır, o yüzden dünü es geçiyorum. Bugün size daha da fazlalaşan yalnızlığımı anlatacağım.’’ Nefeslendi ve elleriyle oynamaya başladı. ‘‘Çocukluktan beri yalnızdım. Sokaklarda diğer çocuklar oyun oynarken ben hep kenarda kalırdım. Okul hayatım boyunca bir tane bile arkadaşım olmadı. Olsa bile sanırım hepsi çıkarlarını düşünüyordu. Şimdi iş arkadaşım bile yok. Şuracıkta hastalanıp kalakalsam merak edip kimse gelmez bile. Özgür de hissetmiyorum. Yalnızlık beni yutmak üzere.’’


Gözyaşları ellerine akarken gözlerini ellerinden çekip kendisine dönmüş iki güvercine odaklandı. Ve dünkü arkadaşının mırıldanmasını dinledi. Ve o an hayatındaki en büyük dönüm noktasına geldiğini fark etti. Çünkü güvercinin mırıldandıkları onu uyuduğu uykusundan uyandırmıştı. Ona şunları söylemişti:

‘‘Gökyüzünün sonsuzluğu kadar yeryüzünün sonsuzluğu. Bu yüzden yalnızlığının sonu o sonsuzlukta. Unutma ne olursa olsun hayat devam ediyor. Yeryüzünün sonsuzluğunu özgürce keşfederken gökyüzünü unutma. Her umutsuzluğunda gökyüzüne gülümse. Mavi gökyüzünden sana birkaç kuş tüyü vereceğiz.’’

O günden sonra yeryüzünde oradan oraya yürürken özgürlüğü iliklerine kadar hissetti ve yalnızlıkla dolu umutsuzluğa düşmese de sürekli mavi gökyüzüne baktı. Tabi camının önündeki çoğalan arkadaşlarına da yem vermeyi ihmal etmedi.


Aybüke Kaplan