Bengi Dönüş: En Yüksek Olumlama İlkesi

24 Haziran 2021

 




“Ya sana gelip de bir şeytan şu an yaşadığın hayatı geçmişte de yaşadığını, sayısız defa tekrardan yaşayacağını ve yeni hiçbir şeyin olmayacağını söylese? Hayatındaki her acı, zevk, kelimelerle anlatılamayacak kadar küçük veya büyük şey sana tekrardan dönecek. Aynı sırayla, aynı gidişatla tekrar tekrar... Tıpkı, tıpkı kum saati gibi. …Fikir hoşuna gitti mi? Yoksa nefret mi ettin?”

Pinchas Perry’nin Rus asıllı yazar Irvin D. Yalom’un aynı adlı romanından uyarladığı “Nietzsche Ağladığında” adlı filminde Nietzsche, ölüm ile ilgili konuştukları bir sahnede sorar bu soruyu Josef Breuer’a. Aslında bengi dönüş yani zamanın devamlı tekrar edişi düşüncesini anlatmaya çalıştığı bu sözleri, Breur’e verdiği bir hediyedir filozofun gözünden. Çünkü bu düşünce, Breuer’un sınırlarının üstüne çıkıp hayatın her dakikasına evet demeyi öğrenmesi için eşsiz bir şanstır.

Peki mümkün müdür aynı hayatın tekrar ve tekrar yaşanılacağını düşünüp bunu benimsemek? Hayatımızın iyi, kötü ve hatta en ufak anlarını bile sürekli yeniden deneyimlemeye mahkûm olduğumuzu bilmek ve tüm bu mahkumiyete rağmen hayatı olduğu gibi yaşamak?

Alman filozof Nietzsche, bengi dönüşe ilk gebe kaldığı zaman bu düşüncenin kendisine fikirlerinden oldukça etkilendiği Schopenhauer’da olduğu gibi hayata karşı kötümser ve karamsar bir bakış açısı getireceğini düşünmüştü. Ancak bütün felsefesinin temel dayanağını oluşturan, varlığın anlamını bulmaya yönelen bu düşünce, sonunda çok daha farklı bir bakış sunacaktı filozofa.

24 yaşında filoloji profesörü olarak başladığı akademik hayatını migren gibi rahatsızlıklar dolayısıyla daha fazla sürdüremeyen Nietzsche, sağlığına uygun iklim arayışları sırasında 1881 yazını İsviçre’de Sils Maria’da geçirmişti. Birçok önemli fikrini burada deneyimlediği sezgisel düşünce yolculuklarında şekillendiren filozof, son ve en yaratıcı yıllarında bu tabiat harikası ile yoğun bağlar geliştirmişti.

Sils Maria kendini rahat hissettiği ve iç dünyasını çevresine yansıttığı yerdi. Felsefesinin ana yapıtı olan “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ü de burada yazdı. Daha sonra biyografi türünde yazdığı kitabı “Ecco Homo”da Zerdüşt’ün hikâyesinden şöyle bahsetmişti: “Zerdüşt’ün öyküsünü anlatmama geldi sıra. Yapıtın ana düşünü olan bengi-dönüş düşüncesi, erişebilecek o en yüksek olumlama ilkesi, 1881 yılı ağustosuna rastlar: Bir kâğıt parçasına karalanmıştır, altında şu yazılıdır: ‘İnsan ve zamanın 6000 ayak ötesinde.’ O gün Silvaplana Gölü kıyısındaki ormanlarda yürüyordum; Surlei yakınlarında, piramit biçimli yükselen kocaman bir kayanın dibinde mola verdim. Bu düşünce orada geldi bana.”

Nietzsche, kendini yazın bile şiddetli yağmurların yaşandığı Sils Maria’da aylarca güçlü bir konsantrasyon ve muazzam bir kendinden geçiş ile şekillendirdiği bengi dönüş düşüncesinin öğretmeni olarak tanımlar. İlk kez Şen Bilim’de bahsettiği edebi tekrar, bu düşünceyi filozofa ilham eden iki hayvan aracılığıyla Zerdüşt’ün ön söylevinde yerini alır.

Zerdüşt, bengi dönüşü aktarabilmek için güneşin altındaki en gururlu ve en akıllı hayvanları seçer: kartal ve yılan. Kartal havada geniş daireler çizerek uçarken yılan da dost olduğunu gösteren bir şekilde kuşun boynuna dolanmıştır. Kartalın gökyüzünde daireler çizmesi ve yılanın ise kuşun boynuna dolanış şekli Nietzsche’nin ebedi dönüşünü sembolize etmektedir. Zerdüşt yılan ve kartala bakarak “Bunlar benim hayvanlarım!” der. Nasıl ki kartal tüm tehlikelere rağmen havada tekrarlar çizerek uçmaya devam ediyorsa kendisi de halk arasında anlaşılmaması gibi tüm zorluklara göğüs gererek hayatına devam etmelidir. Çünkü yılanın dolanışı kartalın dairesel uçuşu ile birleşerek bizlere, zamanın ve hayatımızın iç içe tekrarını göstermektedir.

İşte bengi dönüşün Nietzsche’nin tüm felsefesinin temel unsurunu oluşturduğu kısım tam da burada başlar. Bengi dönüş fikrinin filozofun zihninde sezgisel bir şekilde ortaya çıkması, varlığı anlamlandırmaya yönelik önemli bir giriştir sadece. Düşüncenin benimsenmesinin ardından gelen aşamalar, filozofun “öldürmeyen acı güçlendirir” aforizmasıyla “amor fati” ve “üstün insan” kavramlarının temelini oluşturur.

Nietzsche’ye göre bengi dönüş düşüncesi doğrultusunda son yargı, cennet-cehennem gibi kavramların olmayışı kişide hayatın anlamını sorgulamaya yol açar ve kişi, kör bir iradenin ellerinde anlamsız bir şekilde oradan oraya savrulduğunu düşünebilir. Düşünce, zamanın tekrarı ve yaşamın devamlılığı açısından reenkarnasyona benzese de yaşanan anların ve hayatın aynı oluşu fikriyle bu konseptten ayrılmaktadır. Çünkü insanlar bengi dönüş içerisinde ölüp yeniden aynı hayata doğarlar ve John Locke’un “tabula rasa” teorisinde olduğu gibi boş bir zihin ile dünyaya geldikleri için bu tekrarın farkında değildirler.

Buradan bakınca hayat absürt bir oyun gibi gelebilir ya da hiç doğmamış olmayı dileyebilirsiniz. Ancak Nietzsche’nin de savunduğu üzere, insan bir kez dünyaya geldikten sonra bu sonsuz döngüden kaçınamayacağı için dünyadan yüz çevirmek yerine hayatı olduğu gibi kabullenmeli ve bir aldırmazlık felsefesi geliştirmelidir. Filozof, sonsuz tekrarın yarattığı melankoli havuzunda boğulmadan, yaşanan her şeyi iyisiyle, kötüsüyle, acısıyla, tatlısıyla kabullenip kucaklama fikrini Latince “kader sevgisi” anlamına gelen “amor fati” deyişi ile isimlendirir.





Edvard Munch, Portrait of Friedrich Nietzsche, 1906

Nietzsche, “amor fati” uyarınca insanın hayatın acılarından korkmaması gerektiğini aksine bunları dolu dolu yaşamasının icap ettiğini savunur. Tersi bir eylemin, bizi biz yapan olaylardan korkakça kaçmak olacağını düşünmektedir. “Öldürmeyen şey güçlendirir” aforizmasının kökeninde bu felsefe yatmaktadır.

Tüm bu temellendirmelerin ardından Nietzsche, düşüncenin son halkasında bengi dönüşün farkına varıp “amor fati”yi benimseyebilmiş kişiyi nitelendirir. İnsanların sahip oldukları ahlaki değerlerin Yahudi-Hristiyan geleneğine dayanan mitlerden ibaret olduğunu ve bunların yıkılarak yeni bir ahlak anlayışının yaratılması gerektiğini beyan etmiştir yıllar evvel. Bunun ilk adımı olarak da Tanrının ölümünü ilan etmiştir. Tanrının ölümü ile oluşan boşluğu, geleneksel ahlaktan koparak iyi ve kötüyü ayıracak özgün değerler yaratabilen üstün insan (übermensch) dolduracaktır. Peki üstün insan mükemmel midir? Evrimsel olarak sıçrama mı yapacaktır? Tanrının yerini nasıl dolduracaktır?

Nietzsche, üstün insan ile yeni bir insan modeli yaratmaz. Filozofa göre üstün insan, kişinin kendini bulmasıyla gerçekleşecektir. Kendini buluşa giden tek yol ise yine varlığın anlamını bulmaya yönelmektir. Yani bengi dönüşe…

İrem Yaşar