Sınır Tanımayan Aykırı Bir Deha: Gaspar Noé

6 Mayıs 2021

 



“Benim silahım sadece bir film.”

O; kimi zaman film sektörünün ‘rahatsız’ yönetmeni, kimi zamansa sınırları yıkan dehasıyla sinema tarihinin en ‘provokatif’ yönetmeni ve ‘kışkırtıcı’ sanatçısı olarak anılıyor. Tüm bunlar ise Arjantin asıllı Fransız yönetmen Noé’yi ve sanatını tanımlayabilmek için şimdiye dek söylenmişler arasında belki de sadece birkaç tanesi.

“Bir filmi izlediğimde kendimi çok güvende hissediyorum. Bu yüzden radikal filmler yapmak istiyorum.”

Gaspar Noé’ye göre sanat; her gün şahit olduğumuz bayağılıklardan, arka sokaklarımızda gezinen tehlikelerden; toplumda ve aile içi ilişkilerde var olan aksaklıklardan, şiddetten, ahlâksızlıklardan, bozukluklardan kopuk olmamalıydı: Sanat, bütün çıplaklığı ve korkunçluğuyla bizim dünyamızın gerçeğini yansıtmalıydı. Belki de çoğu izleyicinin Noé’ye sert eleştiriler yönetmesinin sebebi bundan kaynaklanıyor: O, bizi günlük hayatta göz yummaya alıştığımız yahut görmezden gelmeye çalıştığımız bütün tiksindirici, üzücü, rahatsız edici manzaralarla cesurca yüzleştirmeye devam ediyor.

“Bence aşkla ilgili bir film yapmak, cinsel olsun ya da olmasın, gerçek hayatta nadiren gerçekleşen banka soygunlarıyla ilgili filmler yapmaktan daha normal. Sorun şu ki, tüm bu sektör baskınlık, silah ve istila sahnelerini filme alma konusunda neden çok daha fazla takıntılı?”



Yönetmenliğini yaptığı filmlerin sahnelerinin çoğu zaman aşırı pornografik ve rahatsız edici içerikler barındırıyor olmasından ötürü eleştiri yağmuruna tutuluyor, Noé. Love filmi tamamıyla pornografik içerikten ibaret olarak yargılanıyor. Dönüş Yok (Irréversible) filmindeki tecavüz ve takip eden şiddet sahnesi ise hâlâ skandal özelliğini korumakla beraber çoğu izleyene bir türlü atlatamadıkları ve etkisinden çıkamadıkları kötü deneyimler yaşatmaya devam ediyor. Aynı zamanda sahnede kullanılan yere yapışık kamera açısı, seyirciye yere yatar halde saldırıya maruz kalan karakter ile benzer deneyimler yaşadığı izlenimini veriyor ve bu rahatsızlığı ikiye katlıyor. Herkese Karşı Tek (Seul Contre Tous), tamamıyla etiğe aykırı bir temaya sahip olmasıyla izleyenlere zor anlar yaşatıyor, öyle ki Noé filmin belli bir anında ekranda beliren otuz saniyeden geriye sayan bir sayaçla izleyicisine filmi terk etme inceliğini bile sunuyor. Konu Gaspar Noé olunca liste böyle sürdükçe sürüyor.

“Kendi hayatınızda yaptığınız şeyleri çekmekten neden utanırsınız?"

Peki, Noé bu sahnelerin kaynağını nereden alıyor? Her günümüzden. Görmek istemediklerimizden. Sindiremediklerimizden. Göz yumduklarımızdan. Özelimizden. Nedir peki, sanatın işlevi? Sarsmak. Noé izleyeni filmin içine dahil etmek ve ona üç boyutlu, olabildiğince yoğun bir deneyim yaşatmak istiyor. Sevgi, korku, üzüntü, merak ve gerilim duygularının hepsini seyircide zirveye taşıyor. Seyircinin uyanık olduğundan emin olmak istiyor. Durum böyle olunca da Noé’nin, arkasına rahatça yaslanıp sığ kurgulu salt banka soygunu, çatışma ve istila filmleri izlemeyi arzulayan bazı izleyicilerle anlaşamıyor olması pek tabii kaçınılmaz bir sonuç oluyor.

“Hayat bir oyun gibidir ve film çekerken seyirciyle oynamak istersiniz. Bu eğlencenin bir parçası. Bir sihirbaz, bir kadını ikiye böler gibi yapıp insanları korkutmak istediğinde bunun sahte olduğunu bilir ama insanların tepkisini görmek ister.”



Noé, konu seyirciye üç boyutlu bir deneyim yaşatmaya gelince bunu yalnızca seçtiği konuların sınır tanımazlığıyla yapmakla kalmıyor, aynı zamanda kendisine has özel çekim teknikleriyle de bunu başarıyor: Enter The Void filminde özellikle olduğu gibi “öznel açı” tekniğine sıkça başvuruyor, yönetmen. Bu teknikteki asıl amaç, karakterlerin psikolojik ve duygusal durumlarını seyirciye bizzat aktarmak.

“Benim karakterlerim asla kahramanca değiller. Çoğu zaman kaybolmuş bir haldedirler ve açmak için doğru kapıyı ararlar. Ve sonunda da yanlış kapıyı açarlar.”

Noé’yi farklı yapan özelliklerinden birisi de filmlerinde yeni yüzlere yer vermek konusunda hevesli oluşu. Çoğunlukla, aşina olunan belli oyunculara filmlerinde yer vermek yerine, yeni yüzlere kapılarını açarak ekonomik anlamda da risk almayı tercih ediyor: “İnsanlar buna risk diyor, ancak ünlü oyuncular her zaman ekranda yanılıyor. Yeni yüzleri severim.”

“İnsanların çığlık atmasını, sevmesini, ağlamasını istiyorum: Bu yüzden izleyiciler arasında duygu yaratmak için sahip olduğum tüm araçları kullanıyorum.”

Noé’yi tanımlamak için ne denilirse denilsin, yetersiz kalacak belli ki: Onun kendi sahnelerinin ve filmlerinin kelimelerle değil de yalnızca yoğun hislerle açıklanabilir olduğu gibi, kendisine ve sanatına da yalnızca hissedilerek ulaşılabilinecek gibi görünüyor.

Böylece Noé, seyirciyi çığlık attırmaya, sevdirmeye, ağlatmaya devam ettikçe biz izleyenler, yepyeni ve skandal bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu değil; kendi yarattığımız kapıların ardına kapattığımız, bizzat bize ait ve pek yakından tanıdık duyguların bir bir gün yüzüne çıkışına şahit olduğumuzu hissetmeye başlayacağız, gün geçtikçe.

“Tanımadığım insanlarla oynuyorum. Ancak, sonunda benim sahip olduğum aynı fikir ve takıntıları onların da paylaştıklarını umuyorum."


Aysu Altaş