Her şey Yerli Yerinde: Ahmet Hamdi Tanpınar

18 Mayıs 2021



 “Her şey yerli yerinde; havuz başında servi”


 Zamanın tümseklerine çarpıp dağılmış bu eski kelimelerde Tanpınar’ın anılar bahçesi uyuyor. Zamanla uğraşan her insanın yaptığı bir anlaşma vardır; siz onun heyula dolu gövdesine aşinalaştıkça o, tıpkı güz çiçekleri gibi ağzınıza acı bir bal kusarak size hüznü öğretir. Zaman işçilerinin birçoğu bu acıların müptelası olmuş, hüzün ise kurnaz bir pazarlıkla bu müptelalara kelime satmış, karşılığında da ömürlerini almıştır. Ve böylecedir zaman işçilerinin serüveni; bir dolandırıcılık içinde kaybolup ıstırap içinde ruhlarını aramaya koyulan şairlere dönüşene değin onları “ötekiler” olarak çağırırız.


Tanpınar ise, gözü açık bir zaman işçisidir. Zamandan tuttuğunu koparır, onun heyula dolu gövdesinden dökülen acı balı izler, işler ve ifşa eder. Her şey yerli yerindedir.

İşte bu şiirini de size zamanla pazarlık yaptığınızda kazıklanmadığınızı anlamanız için ele alacağım.

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların âleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda.




 Ahmet Hamdi Tanpınar, erken yaşında annesini kaybetmiştir. Bu hüznün tarihi ise mevsimlerde rüzgar gibi, her yaşında tekrar esmiştir. Şiirin içinde gezen kadın silüeti, Tanpınar'ın annesine aittir. O yüzden şiirin efsunlu yapısını incelemeden evvel, bunu bilelim istedim.

Şiire geçer isek, gizli bir imge olarak kullanılan zaman mefhumu sarmaşıkların büyüyüp sardığı ev ve sessizlikte yankılanan böcek sesleri ile yüzümüze çarpıyor. Kim bilir diyor insan bu evi tahayyül ederken, kim bilir kaç zamandır kimsesiz…

Tanpınar'ın bitkilere olan özel ilgisinden mütevellit, sarmaşığı görünce gözümüz gül aramaya başlasa iyi olur. Çünkü Tanpınar sarmaşık ve gül imgelerini neredeyse her zaman birbiri ardına kullanır. Bu imgelerden sarmaşık dünyevi olanı anlatırken, gül ise maneviyatı ve görünmeyeni sembolize eder. Bunlar da cepte. Bitkilerden devam ederken gözümüze iri ve göğün derinliklerine uzanmaya yeltenen Servi imgesi çarpıyor. Servi mezarlıklarda bulunan ve ölümsüzlüğü temsil eden bir ağaçtır. Ruhun topraktan yükselerek cennete ulaştığı yol olarak düşünülür, bu sebepten mezarlıklara dikilir.

Temel olarak şiirin iskeletini yakaladığımıza göre şiiri parça parça işlemeye başlayalım, çünkü ne demiştik, zaman kurnazdır, kazıklanmadığımızdan nasıl emin olacağımızı bilmek gerekir. Bu pazarlıktan sağ çıkmak ilk istediğimiz şeydir.

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde, havuz başında servi. Havuz, suların ve duyguların toplandığı ayna. Başında bir servi bekliyor korkak. Servinin, ölümün gölgesi havuza yani duyguların toplandığı aynaya çarpıyor. Bir ölümün uğursuz ve huzursuz silüeti Tanpınar'ın zihninde dimdik, o kadar uzun zamandır orada dikiliyor ki, her şey yerli yerinde diyor. Hatıralarında var olan o evi anımsıyor, her şey yerli yerinde, oraya hiç dokunmadım. Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan, eşya yani şimdiki Türkçe ile madde tılsımlı bir uykudan yansıyor. Hayalinde hatırladığı ev, o hatırlamaya başlar başlamaz canlanıyor, maddenin ve varlığın hissi tekrar yayılıyor. Eski bir fotoğrafa bakar gibi o anı tekrar yaşamaya başlıyor. Her şey yerli yerinde evet ancak zaman da akmaya devam etmiş, sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi. Tanpınar bir tahayyül aleminde evi ziyaret ediyor, bu ziyaretten şiir doğuyor.

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

Her şey yerli yerinde kalmış; masa, sürahi, bardak. Annesinin ölümünden sonra evden ayrılmış.Bir hayaletin dizdiği şeyler yerinde, acı kaskatı duruyor hala o evde. Servinin dalları arasından bir aydınlık serpiliyor, ışık değdiği şeylerin eskiliğini göze vuruyor. Bilge bir ceylan gibi bakıyor Tanpınar’a zaman. İnce, dilim dilim yayılan ışık hüznün harelerini Tanpınar'ın kalbine yaprak yaprak döküyor.

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların âleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

Öğle sonu ikindiye müteakip. Defnediliyor anne. Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin yeraltında iyi bir yerde olduğu düşünülüyor Tanpınar tarafından ki, hazlar alemi olan görünmez diyarda yumulmuş kirpikleri. Gölgede uyuyan anne, servinin dalları arasından uzayan ışıktan yani zamanın ilerleyişinden uzakta kalmış bir anı. Işık ve gölge ikilisi burada şimdiki zaman ve geçmiş zamanı, bu dünyayı ve öteki dünyayı simgeliyor.

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

Belki rüyalarındır, senin umutların ve düşlerindir bu taze açmış güller. Gül, maneviyat demiştik şiirin başında, hayaller demiştik, görünmeyenler dünyası. Belki annenin arzularıdır Tanpınarın kalbine düşen güller, yani şiirin ta kendisi. Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde, yani zamanın ulaştığı en yüksek yerlerde, kumruların, eşlerine sadık ve geçmişin sembolü kumruların sesinde bitmeyen bir özlem çağırılıyor. Rüyası yani canı ömrümüzün, maddeye siniyor. Hatıralarda hep canlı kalan şeyler birikiyor ellerimizde.

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda.

Zaman geçiyor, bunu yine güz yapraklarının rüzgarda uçuştuğu sahneden hem görüyor hem de hüznü güz ile ilintileyerek anlıyoruz. Her şey yerli yerinde, bir dolap uzaklarda yani bir madde bir eşya uzaklarda azapta bir ruh gibi gıcırdıyor, seni hatırlatıyor, senin yaptığın seslerin yankısı zihnimde bitmeden devam ederken ruhum azapta gibi yerli yerinde duruyor. Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan.

Zaman ile böyle anlaşma yapılır işte. Hem onu izleyerek hem ifşa ederek hem de gelen her şeyi kabul edip yerli yerinde bırakmayı öğrenerek.

Sevgili Tanpınar’ı sevgiyle anıyor, masasının üzerinde bıraktığı kaleme sinmiş rüyaları ruhlarından öpüyorum.

Arya Durgun