Dekalog

3 Mayıs 2021

Polonya asıllı yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin 10 filmden oluşan Dekalog serisinin ilki olan Dekalog Jeden, 1988 yapımıdır. Kieslowski’nin diğer filmlerinin gölgesinde kalmış olan bu serinin filmlerinde ayrı ayrı Tevrat’taki 10 emir işlenmektedir. Slavoj Zizek’e göre Jeden’de anlatılan ikinci emirdir. “Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın; onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin. Çünkü ben, senin Tanrın Rab benden nefret edenlerden babaların günahını çocuklar üzerinde, üçüncü nesil üzerinde ve dördüncü nesil üzerinde arayan ve beni seven ve emirlerimi tutanların binlercesine inayet eden kıskanç bir Tanrıyım”* Fakat film yalnızca bunu değil ilk emri de işlemektedir. “Benden başka ilahların olmayacak.”


“Ölen bir insandan geriye ne kalır?”

Film aslında başlangıcından itibaren seyircisini acı sona hazırlamaktadır. Kieslowski’nin çoğu filminde olduğu gibi bu filminde de bir anda hayatlarına dahil oluruz filmin akışında yavaşça tanıyacağımız kişilerin. Girişin hemen ardından filmdeki geçişlerde sıkça karşılaşacağımız önemsiz gibi görünen fakat aslında alt metinde son derece önemli olan evsiz adam karşılar bizi. Gözlerimizin içine derince bakar kameranın ardından. Hemen ardından ağlayan bir kadın görürüz. Kadın televizyon ekranındaki çocuğa bakıp ağlamaktadır. Filmin sonunda anlayacağızdır neden ağladığını. “Ölen bir insandan geriye ne kalır?”

Pavel 12 yaşında çok zeki, olgun, anlayışlı bir çocuktur. Babasıyla beraber yaşamaktadır. Üniversitede akademisyen olan babası Krzysztof kendini hesaplamalarına vermiştir, hesaplamalarla hayattaki her şeyin mümkün olabileceğini, bir bilgisayar eğer ki iyi programlanırsa insanlar gibi estetik zevkleri olabileceğini, kararlar alabileceğini düşünür. Onun için en önemli şey bilgidir. Tanrıdan ziyade bilime ve hesaplamalara güvenir. Film aslında bunun üzerinden işlenecektir. Anne filmde sadece bir figür olarak vardır. Nerede olduğu, yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir. Pavel annesinden bahseder fakat bu anne gerçekten var mıdır? Bir de izleyciye çelişkiyi verecek olan hala figürü vardır. Krzysztof’un kız kardeşi İrena abisinin tam zıttıdır. Dindar bir Katolik’tir. Film başlar ve bizler Pavel ve babasının devam eden gündelik hayatlarına bir anda dahil oluruz.

“İşte Tanrı’nın Olduğu Yer”

Film başlangıcını ve sonunu ölümle yapmaktadır aslında. Ölü bir köpek gören Pavel babasını ölümle ilgili sorular sormaya başlar. Baba oğulun arasında geçen diyalog son derece ilginçtir. Aynı etkiyi filmin ilerleyen zamanlarında Pavel ve halası arasındaki diyalog da vermektedir. İki farklı bakış açısı iki farklı inanç bu diyaloglar üzerinden seyirciye gösterilir ve Kieslowski, Pavel’le beraber seyirciyi de düşünmeye iter. Pavel gördüğü ölü köpeğin üzerine babasının okuduğu gazetedeki ölüm ilanını da görünce babasına insanların neden öldüğünü sorar. Babası “değişir, kalp krizi, kanser, kaza, yaşlılık” cevabını verir. Pavel’in sorusu gecikmez “ölüm ne demek?” Baba Krzysztof, duygudan tamamen uzak, bilimsel bir cevapla yanıtlar Pavel’i “Kalbin kan pompalaması durur, beyne kan gitmez, hareket durur, her şey durur. Her şey biter.” O halde Pavel’in de sorduğu gibi “Geriye ne kalır?”. Krzysztof “Bir insan ne yaşamışa, bu onun anıları ve bıraktıklarıdır. Anılar önemlidir. Birisini, belli özelliklerini, belli yanlarını hatırlarsın. Bunları düşünmek için çok gençsin sabah sabah benden ne istiyorsun” der. Bu konuşmadan duyduğu hoşnutsuzluğu görürüz. İletişimden sıyrılmaya çalışır. Fakat Pavel’in soruları bitmemiştir. “Ruhunun huzura kavuşması için. Hiç ruhtan bahsetmedin.” Dindar bir Katolik olan teyzesinden duyduğu bu kavram hakkında babası ne düşünmektedir. Krzysztof “Ruh diye bir şey yok bazıları ona inanarak daha rahat eder.” cevabını verir. Bu diyalogta babanın düşüncelerini, Tanrı’ya, ölüme bakışını görmekteyiz. Bu diyaloğa bir de Pavel ve teyzesi arasındaki diyaloğun zıtlığı eklenir. “Babam, senin kardeşin değil mi?” diye sorar Pavel. “Evet kardeşim. Neden birbirimize benzemediğimizi öğrenmek istiyor musun? Biz Katolik bir ailedeniz. Baban daha sen doğmadan önce her şeyin hesaplanabileceğini düşünürdü. Bu hesaplamaların hayatın her alanına uygulanabileceğini düşünüyor. Belki bazen Tanrı’ya inanıyordur ama kabul etmiyor. Babanın yaşam tarzı çok mantıklı görünebilir ama Tanrı’nın kurallarını çiğniyor. Tanrı, eğer inanırsan çok basit.” Teyzenin bu cevabı aslında seyirciye de verilmiştir. Soru işaretleri giderilmiş Krzysztof anlaşılmıştır artık. Pavel sorar “Sen Tanrı’ya inanıyor musun?” “Evet” “Peki Tanrı kim?” Bunun üzerine halası Pavele sarılıp şu cümleyi kurar. “ Kendini nasıl hissediyorsun?” “Seni seviyorum.” “İşte Tanrı’nın olduğu yer.” Teyze Tanrı’yı sevgiyle bağdaştırmıştır. Bu diyalogun hemen ardından geniş bir açıdan evsiz adamın çekildiğini görürüz. Ateş yakmış ve ısınmaya çalışmaktadır. Sahne kısa sürer. Evsiz adam kimilerine göre İsa’yı temsil etmektedir. Kimileri Tanrı, din figürü, melek, kimileriyse ölümün kendisi olduğunu söylemektedir. Kesin bir yargı olarak şudur diyemeyiz bu adam için. Filmin yönetmeninin de bununla ilgili herhangi bir açıklaması bulunmamasından yorumu izleyiciye bıraktığı sonucu çıkmaktadır. Diğer Dekaloglar’da da karşımıza çıkan bu mavi gözlü adamın dinsel bir figür olduğu kesindir fakat ölüm olmadığı özellikle 4. Dekalog filminde karşımıza çıktığı rolden belli olmaktadır. Filmde evsiz adam buz kenarında ateş yakmış ve olanları izler şekilde görülür. Olay akışına herhangi bir müdahalede bulunmaz yalnızca izler. Dördüncü Dekalog’ta karakteri yapacağı yanlıştan bakışlarıyla vazgeçirmesi İsa olduğu söylemlerine yaklaştırmaktadır bizi. Filmlerde karakterlerle herhangi bir bağı yoktur bu adamın. Yalnızca izleyen gözdür.

“Ölüm karşısında herkese diz çöktürür”

Pavel ve babasının çeşitli hesaplamalar yaptığı bilgisayarları vardır. Formülleri girip hesap yapabilir, kapıyı ve suyu bu bilgisayarlarla kolayca açabilirler. Noel yaklaşmaktadır. Pavel buzun üzerinde kaymak ister. Fakat buz yeterince sağlam mıdır? Babası astrolojiyi arayıp üç günlük hava raporunu almasını ister ve çok sevdiği bilgisayarından hesaplamasını yapar. Buz, Pavel’in üç katı ağırlığını taşıyabilecek kadar sağlamdır. Bu sahnede dikkat etmemiz gereken bir husus vardır. Krzysztof, çok sevdiği bilime ve hesaplamalarına bile tam olarak güvenmeyip hesaplamayı iki kere yapar. Hemen ardından gidip fiziksel olarak buzun üzerinde sağlamlığı test eder. Tam da bu sahnede evsiz adamla karşılaşırlar. Krzysztof bir süre buzun kenarında ateş yakmış evsiz adamla bakışır ve oradan koşarak uzaklaşır. Hemen ardından kiliseyi görürüz ve önünde insanlar el ele tutuşmaktadırlar. Bu iki sahne seyircide gerilimi arttırmıştır. Acı son git gide yaklaşmaktadır. Ertesi gün Krzysztof çalışma yaparken kapı çalar ve küçük bir kız Pavel’i sorar. Krzysztof anlamıştır tam da burada aslında. Çıkıp Pavel’i aramaya başlar ve bu yolculuk buz kenarında sona erer. Buz kırılmıştır. İnsanlar toplaşmış çaresizce düşen çocukların çıkarılmasını beklemektedir. Gerilim dolu bekleme ilk çocuğun sudan çıkarılmasıyla acıya bırakır yerini. Orada bulunan herkesin yavaşça yere doğru oturduğunu görürüz. Kieslowski, ölüm karşısında herkese diz çöktürür.

Baba, çocuğunu kaybedişinin ardından bir süre bilgisayar ekranıyla bakışır. Hışımla evden çıkar. Nereye gideceği bellidir. Kiliseye gelir ve kilisedeki mumları devirir sinirle. Meryem anaya sıçrayan mumlar gözyaşını andırır. Baba bilim yerine Tanrı’ya kızmayı seçer. En sonunda Tanrıyı kabul etmiş, ona kızarak aslında ona inandığını, onu sorumlu tuttuğunu göstermiştir fakat her şey için çok geçtir. Mesaj izleyiciye verilmiştir. Benden başka ilah yoktur. Fakat verilmek istenen mesaj gerçekten bu mudur?

Bu noktada işin içine Kieslowski’nin dehası girmektedir. Filmleri analiz edilirken Kieslowski de işin içine dahil edilmeli, onun bakış açısı düşünülerek incelenmelidir. Filmde babanın bilimi bir Tanrı gibi gördüğü düşünülür. Fakat bunu iki kere yaptığı hesaplama, gidip buz üzerinde yaptığı kontrol haksız çıkartmaktadır. Baba gölün kenarında yanan ateşi hesaba katamamıştır. Her şeyin hesaplanabileceğine dair derin bir inanç duyan baba kaderi hesaba katamamıştır. Bilim onu yarı yolda bıraktığında Tanrı’ya olan güveni de sarsılan baba soluğu kilisede mumları devirerek almıştır. Bu Tanrı gaddar bir Tanrı mıdır? Devrilen mumlar Meryem Ana’da adeta bir gözyaşı oluşturmuştur. Arkada çalan müzik de sahnenin hüznünü arttırmaktadır. Kieslowski tam da halanın anlattığı Tanrı’yı verir kendine has tarzıyla. “İşte Tanrı’nın olduğu yer.”

*TDV islam Ansiklopedisi, On Emir maddesi

Zeynep Hopa