Cazla Gaza Gelmek 02: Aşkım Bizim Şarkımız Çalıyor

28 Mayıs 2021

 




Yoğun duygular türümüzü sanata ve yaratıma teşvik eder. En verimli savunma mekanizmamız “fantezi”, endişe yaratan çatışmalı durumları zihinde doyurmak ve çözmek üzere kaçtığımız bir uğrak olur. İnsan ilişkilerine de çok zorlayıcı duygulanımlar eşlik eder. Hasarları, hayalleri, dürtüleri ve iradesi olan iki yapay zekânın karşılaşması… Hele romantizm… Günlüğe yazdırır… Şarkılar söyletir…

Aradığımız gerçek sevgi; karşılıklılık ve güven temelli, gündelik işlev kaybının yaşanmadığı, keyifli yol arkadaşlığıdır. Bu yolda inadına dadandıklarımız ise, kendi hasarlarımızın yansıması oluyor genelde. Şarkılar da bu kriz anlarında devreye giriyor; verimsiz savunma mekanizmalarını ibretlik biçimde tasvir edebiliyor.

Şimdi şöyle bir oyun oynayacağız: Öncelikle parçalarda saptadığım çeşitli savunma mekanizmalarının açıklamalarını çok kısaca ve esprili bir dille aktaracağım. Bu özetler, internette yaptığım “savunma mekanizmaları” araması sonucunda karşıma çıkan birçok kaynaktan toparladığım -ve kendi üslubumla yorumladığım- bir harman. Özellikle iki psikiyatrı -H. Alp Karaosmanoğlu ve Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar’ı- merkeze yerleştirdim. Aşağıda da kaynakları paylaşacağım. Ardından, geçen hafta değindiğim caz standartlarından rafine bir seçkiyi -tekrar çevirerek- 3 ana başlık altında tematik olarak gruplayacağım, altlarına kendi naçizane yorumlarımı ekleyeceğim. Siz de bu savunma mekanizmalarından hangilerinin hangi parçalarda kullanıldığını kendiniz bulabilirsiniz. Birden fazla mekanizma, bir parçada devreye girebiliyor doğal olarak. Haydi başlıyoruz!

SAVUNMA MEKANİZMALARI SEÇKİSİ

Çözülme

Yoğun endişeli durumlarda kişilik düzeni öyle bir bozulabilir ki savunma mekanizmaları; kişinin bilincini, hafızasını ve -hatta bazen- tüm bünyeyi kontrol edebilir. Kişi, sanki bir hayal alemindeymişçesine aşırı dramatik tepkilerde bulunur, şaşkınlaşır, geveler durur. Kendi çapında romantik, dramatik, fantastik öyküler yaratır ve anlatır.

Tümgüçlü Kontrol

Her şeyi kendinin kontrol edebileceğini düşünmek… God Mode: On… Olgunlaştıkça, aslında her şeyin kontrol edilemediğini içselleştirirsin; yeterli ölçüde bir kontrol ile olumlu kendilik değerleri oluşturursun.

Bastırma

Kaygı yaratan düşüncelerin bilinç altına itilmesi ve sahte bir dünya algısının oluşması. Sonra vurur yüze ifadesi, sürçer dilin bir tanesi… Evet, ilk başta sarsıcı olayların ilk etkilerini hafifletmede ve tehlikeli dürtüleri denetim altında tutmakta etkilidir ancak uzaması, yüzleşerek sonuca ve refaha ermeyi, kendini tanımayı erteler. Rüyanız hayrolsun…

İnkâr

Bir konuyu görmezden gelmek; öyle değilmiş veya olmamış gibi yaşamak... Çünkü yüzleşmenin ağırlığı, dengeni alt üst edebilir. “Yok artık, ay inanmıyorum, olamaz böyle bir şey!” Polyanna, ayaklı inkâr mekanizması mesela. Sevdiğiyle evlendi; gerçeği kabul et artık…

Karşıt Tepki

Suçluluk duygusu yaratan dürtüler aşırı baskı altında tutulunca, bu dürtülerin tam zıttı davranışlar ve tutumlar, bilinçli olarak devreye sokulur. Düşmanını iltifatlara boğarsın, pamuklara sarıp sarmalarsın. Aşırı nefret ve kabalık, aşırı nezakete; aşırı süflilik eğilimi, aşırı titizliğe dönüşür. Homofobiyle veya abazanlıkla hedef saptırdığını sanırsın… Ahlâk bekçisi kesilirsin bir nedenden dolayı… Kendini boğmakla kalmaz bir de etrafını bu yönde baskılarsın. Bağnaz yapar.

İdealizasyon ve Değersizleştirme

Başkalarının olumlu özelliklerini tanrılaştırıp kendininkileri küçültmek. Veya tam tersi, kendi özelliklerini tanrılaştırıp başkalarındaki o özellikleri değersizleştirmek. Örneğin; başarılarını küçümsersin, hatalarını da abartırsın. Harvard mezunu birisinin “aman, herkes Harvard’lı ki,” demesi… İkisi de not değeri olarak A+ olmasına rağmen 100 yerine 90 alan birinin mutsuz olması… Bir şey ne kadar idealize edilirse, sonunda o kadar yerin dibine de gömülür. Bir arkadaşını önce göklere çıkarırsın, akabinde yerin dibine sokarsın. Bağımlılık yapar, sosyal çevrede antipatik durur.

Siyah-beyaz düşünme

Her deneyimi ve yaşantıyı iki ayrı uçta değerlendirmek… Ya hep ya hiç… Ya iyi ya kötü… Hani bağlam? Hani çok katmanlılık? Hani bütüncüllük? Yakın bir arkadaşın seninle ilgili bir sorun fark eder, bunu iyi niyetle söyler; sense onu hemen düşman ilân edersin.

“-meli, -malı” ifadeleri

Kendisinin veya diğerlerinin nasıl davranması gerektiği konusunda, sonuçların illâ belli bir biçimde olması gerektiğine yönelik sabit fikirlere saplanmak ve bunun kötü sonuçlarını abartmak… Kuzeni “lâzım” kelimesidir. Gergin, sinirli ve edilgen kılar; saplantı ve fanatizm yapar. “Kilo vermeliyim.” “Dünya barışı sağlanmalı.” “İnsanlar ufak arabalarla trafiğe çıkmalı.” “Kendime yüklenmemeliyim (diyerek yüklenmek).” İhtiyacınız ne? Neden? Size getirisi ne olacak? Bir şeyi yapmayı istiyor musunuz, istemiyor musunuz; seçiyor musunuz, seçmiyor musunuz? Bununla başlayalım…

Aşırı Genelleme

Birkaç olay üzerinden kanun çıkarma… Erkekler aldatır, kadınlar cazgırdır, erkekler hödüktür, kadınlar dedikoducudur… Arkadaşın 5 dakika geç kalır, zaten o her yere hep geç kalır… Sana veya sürekli buluştuğunuz saate özgü bir durum olmasın?

Felaketleştirme/Müneccimlik

Problemleri olduğundan daha büyük görmek, koşulları abartmak. Gelecek hep bir felakettir. Hâlbuki ihtimal dahilinde başka sonuçlar ve çıkarımların olduğunu görmezsin. Derste bir konuyu anlamadın; tamam kesin sınıfta kalacaksın (kalamadı). Sevgilinden ayrıldın, hayatın boyunca yalnız kalacaksın (kalamadı). Bir işe kabul edilmedin, işsizler kafilesinde kalacaksın (kalamadı).

Duygudaşlık ve Boyun Eğme

Sürekli bir şeyler vererek kendini kabul ettirmeye çalışmak, sürekli iyi ve sevilen insan olmaya saplanmak, güvenlik endişesiyle ilişkilerde parazit bir rol edinmek. Endişe yapar. Öz saygıyı zedeler. Sevgiye inancı bitirir. Sevginin karşılıklılığına dikkat edelim ki kendimize olan saygımızı koruyalım.

Yer-yön Değiştirme

Yoğun bir duygunun başka bir hedefe yöneltilmesi... Böylece bunaltının etkisini bir nebze giderdiğini sanırsın. Patrona olan kızgınlığını ev ahalisinden çıkarmak gibi… Eski sevgilin seni aldattı mı; tamam erkeklerin hepsine düşman kesil… Fobi yapar.

Kişiselleştirme

Tüm dünya etrafında dönüyor çünkü… Her şey seninle ilgili değil… Suçluluk ve öfke yapar. Örneğin; evladının öğretmeni sorunludur. Takmıştır evladına; inadına kötü bir not verir. Bunun sonucunda annesi, “ben çok kötü bir anneyim; benim yüzümden, evladımın sorunlu öğretmeni ona kötü bir not verdi” diye kendini sahneye atar. Şey, hayır, cidden seninle ilgisi yok… Veya örneğin yağmur, kesin sen o şehre geldin diye başladı… Bir gen testi yaptırabilirsin, mutant mısın diye…

Geri Çekilme

Stresten uzaklaşma amacıyla el etek çekmek… Fazla stres altında uyku basması, bilgisayar oyunlarına gömülme, Netflix and chill… Şizoid yapar, gerçekten uzaklaştırır…

Kendine Yöneltme

Saldırgan dürtülerinle hiçbir yolla başa çıkamıyorsan en sonunda döner bulurlar seni. Başını duvarlara vuranı da var, dizini döveni de, konserde kendini jiletleyeni de, omzuna bağrına sert sert vuranı da… E kendi kendini azarlayıp durmak depresyona sokar. Kıyma kendine e mi…

STANDARTLARDAN RAFİNE SEÇKİ

Her çeviri yazarın ölümü, her şakıma şarkının ölümü… Her çeviri, has niyeti anlama ve anlamlandırma yolunda bir keşif süreci… Bu yüzden önceki yazımdaki şarkı sözü çevirilerini bir daha gözden geçirdim. Parçaları tekrar anladım, anlamlandırdım ve tekrar çevirdim. Ve geldik oyunun ikinci kısmına: sözleri incelerken yukarıdaki savunma mekanizmalarının nasıl ve nerede kullanıldığını bulabilirsiniz.


 
NARSİST ALARMI

Narsisizm -görünen o ki- sadece çağımızın illeti değil; asırlar boyu edebiyat eseri yazdıran hasarlı bir oluşum. Bu bölümde grupladığım parçalar, sanki bir narsistin kelâmları… Tipik bir göklere çıkarma hâli, sevgi bombardımanları, sahiplenmeler, kontrol etmeler… Aynen o sanal cicim aylarının hızlılığı gibi birkaç dizede yansıtılmış: afiyet olsun.

What Are You Doing the Rest of Your Life

Kalan hayatını nasıl geçireceksin? Hayatının kuzeyini, güneyini, doğusunu, batısını?.. Bir ricam olacak: hadi, kalan hayatını benimle geçir. Tüm mevsimlerini ve gündelik yaşamını, günlerinin tüm kuruşlarını ve liralarını… Gün doğumunun ve batımının nedeni ve kafiyesi ben olayım. Yüzünü her tür ışık altında görmek istiyorum. Altın tarlalarda ve gecenin ormanlarında… Ve pastandaki mumları üflerken içinden tuttuğun dileği işitebilen kişi olayım… Gözlerinin dibinde bekleyen o yarınlar… Gözlerinin dibindeki aşk diyarında sakladıkların… Gözlerinde uyuyanı uyandıracağım; bir iki öpücüğüm buna yeter… Tüm hayatım boyunca; hayatımın yazı, kışı, baharı ve güzü boyunca; tüm hayatım boyunca hatırlayacağım: seninle olan tüm hayatımı...

Tolgay’ın yorumu: Şu “günlerinin tüm kuruşlarını ve liralarını” kısmından (ve o zamanlarda genel evlerin rağbet gördüğü bilgisinden) hareketle akıl yürütürsem: sanırım bir hayat kadınının fantezisini dinliyoruz…

I Fall in Love too Easily

Şıpsevdiyim (teşekkürler Nilüfer hocam :), hızlıyım. O kadar kapılıp gidiyorum ki, sonsuz aşkı bulduğumu sanıyorum. Kalbim iyice bi terbiye edilmeli çünkü birçok kez saçmaladım. Yine de hızlıyım ya.

Tolgay’ın yorumu: En azından bir farkındalık var… Peki bunun üzerine ne yapacaksın?

All the Things You Are

Sen baharın vadettiği busesin; yalnız geçen kışın vadesini uzatan… Sen akşamın soluk kesen sessizliğisin, güzel bir namenin ucunda titreyen… Sen bir yıldızı aydınlatan melek parıltısısın. Bildiğim en gözde şeyler senin özelliklerin. Bir gün şu mutlu kollarım seni tutacak. Ve bir gün o kutsal ânı bileceğim: senin tüm varlığına sahip olduğum o ânı…

I Will Wait For You

İlelebet sürse de seni bekleyeceğim. Binlerce yaz geçse de seni bekleyeceğim. Yanımda olana kadar; seni tutana kadar; kollarımda iç çekişini hissedene kadar… Nerelerde dolanırsan, nereye gidersen, her gün seni ne kadar sevdiğimi hatırla. Kalbimin derinlerinde biliyorum ki seni sonsuza dek bekleyeceğim; sen de kalbinle bunu bil.

Tolgay’ın yorumu: (Bekleyemedi.) Cebe atma stratejisi 101. Bir konserimde ilk dizeyi söyledikten sonra seyirciler arasından çok haklı bir yorum geldi: “YALAAAĞN”. Gerçekçi olmayan vaatler vermeyelim; ne karşımızdakine ne kendimize… Boğazdan geçmez…

NARSİSTİK ZORBALIK SONUCU GELİNEN HÂLLER YELPAZESİ

Bir narsistin tuzağına afiyetle düştükten sonra işlevsellik ve benlik kaybı görülebiliyor. Aşağıdaki parçalar, bu zorbalığın farklı aşamalarında vuku bulan ibretlik manzaraları betimliyor.

The Very Thought of You

Bir an bile aklıma gelsen, günlük işlerimi unutuyorum. Sanki hayal alemindeyim; bir kral kadar mutluyum ve aptalca görünse de benim için her şey bu demek… Seni minik bir an düşünsem bile, sana olan hasretim kabarıyor… Yakınıma gelene kadar zamanın nasıl yavaş geçtiğini hiç bilemezsin. Her bir çiçekte simanı görüyorum. Gökteki yıldızlarda ise gözlerini… Bir an bile aklıma gelince aşkım…

Tolgay’ın yorumu: Öncellikle kralların mutluluğu tartışmalı bir konu… Hayatının merkezine ne güzel oturtulmuş zatıalileri… Şimdi “nazikçe” onu oradan kaldırıyoruz; hazır kral gibi hissediyorsun, tahta geri geç bakalım… Taht oyunlarına da dikkat artık, o kadar sezonlar dolusu dizi devirdin…

Beautiful Love

Ey güzel aşk, koskocaman bir gizemsin. Bana ne yaptın böyle, ey güzel aşk? Sen gelene kadar, ruhumu şarkınla titretene kadar, memnun mesut yaşıyordum. Ey güzel aşk, aşk arayışımda cennetinde dolandım; hayallerime kavuşmak için, arşa değmek için, sana bağlanmak için… Ey güzel aşk, hayallerim gerçek olacak mı?

Tolgay’ın yorumu: Hayır; yol yakınken kaç ve birlikte mesut yaşamını devam ettireceğin başka kişileri aramaya devam et…

A Blossom Fell

Ağaçtan bir çiçek koptu ve hafifçe dudaklarına kondu. Falcılar der ki: “A be, çiçek sadece yalancının dudağına konar.” Bir çiçek koptu ve hemen ardından seni, ay ışığında bir başkasıyla öpüşürken gördüm. Beni sevdiğini sanıyordum; beni sevdiğini söylemiştin. Hani beraber sonsuza kadar yaşamayı planlamıştık. Çiçeğin koptuğu ve yalancı dudaklarına konduğu o gece gerçek aşk ölünce, hayal de yalan oldu.

Tolgay’ın yorumu: Şimdi öncelikle görünen köy falcı kılavuz istemez. Bile bile lâdes yapıp, herkese mavi boncuk dağıtan, ütopik vaatlerle ağına düşüren kişilere gidip durmayıver… Gerçek aşk tanımını bir gözden geçir… O kişiyi de aman botanik bahçelerden uzak tutalım; green peace ve harcanmış Greta yeteri kadar dünya derdiyle uğraşıyor zaten…

All of Me

Her şeyimle alsana beni! Baksana sensiz bir halta yaramıyorum. Al dudaklarımı; gözüm görmesin onları… Kollarımı da al, kullanmam daha da… Son vedan beni sulu gözlerle ortada bıraktı. Sevgilim, sensiz bu hayata nasıl devam edeyim? Zamanında kalbim dediğim parçayı söktün aldın. O zaman neden tüm benliğimle beni almıyorsun ki? Alsana ulan beni!

Tolgay’ın yorumu: https://www.youtube.com/watch?v=flV25Uf9yxg

Don’t Explain

Sus, sus, açıklama, boş ver. Geri geldiğine sevindim, boş ver. Sus ve sadece burada kalacağını söyle. Biriyle kırıştırmışsın herhalde; şu ruj izini geçelim, boş ver. Seni sevdiğimi ve aşkın nelere göğüs gerebileceğini biliyorsun. Tüm düşüncelerim seninle ilgili çünkü seninim tamamen. Dedikoduları ağlayarak dinliyorum ve beni aldattığını biliyorum. Doğru, yanlış boş ver… Benleyken tatlım, bunların hiç önemi yok. Sus, sus, açıklama, boş ver. Sen hüznüm ve neşemsin. Hayatımı sana adadım aşkım, o yüzden açıklama, boş ver.

Tolgay’ın yorumu: Halı altına süpürmekten dolayı altta kokuşmuş bir mikrokozmos oluştu…

Smile

Kalbin yansa da kırılsa da gülümse; hava kapalı olsa da idare edeceksin. Korkularına ve hüznüne rağmen gülümsersen belki yarın güneşin parıldadığını göreceksin senin için aradan. Suratına memnuniyetten nur insin, e mi? Göz yaşların damlamak üzere olsa bile üzüntüne dair tüm izleri sakla. İşte tam böyle zamanlarda kendini zorla ve gülümse. Ağlamanın kime ne yararı var ki? Ah bir gülümsesen, göreceksin ki hayat yaşamaya değer hâlâ.

Tolgay’ın yorumu: Sonra Joker nasıl doğdu? Bütün duygularımız o kadar değerli ve bizi geliştirici ki… Onları sakince yaşayıp, evrim geçirmelerine, dönüşmelerine izin verince sistem kendini toparlayacak diye ümit ediyoruz. Zamana ve oluşun kendi temposuna izin ver. Doğa öyle sonuçta… Hayat, tüm duygularıyla yaşamaya değer…

I’m Through with Love

Elimi eteğimi çektim aşktan. Bir daha yok, asla. “Güle güle” dedim aşka, bir daha aramayacağım. Çünkü ya sana sahip olacağım ya da kimse hayatımda olmayacak; bu yüzden aşk finito. Kalbime kilit vurdum; duyguları içine gömdüm. Kalbimi dipfrize attım. Artık kimseyi de umursamam, adios aşk. Neden bıraktın ki beni? Peşinden koşacağımı düşündüğün için mi? Bana ihtiyacın yoktu ki zaten. Etrafında tonla köle vardı; peşine düşen, yeminler eder, derin duygular ve bağlılık besleyen… Haydi güle güle bahar ve ifade ettikleri. Geçmişteki hiçbir şey geri gelmeyecek zaten. Çünkü sadece sana sahip olmalıyım yoksa hiç kimseye. Bu yüzden aşka paydos artık.

Tolgay’ın yorumu: Bir dene bakalım; ben kronometreyi başlatıyorum… 3, 2… a a gitti…

I’m a Fool to Want You

Seni istediğim için o kadar aptalım ki… Gerçekleşmeyecek bir aşkı istediğim için… Halka açık umumi bir aşkı istediğim için… Sana saplandığım için o kadar aptalım ki… Sadece bana ait olmayan dudakları aradığım için… Şeytan’ın tattığı dudakları paylaştığım için… Sürekli seni terk edeceğimi söyledim ve uzaklaştım. Sonra öyle bir an geldi ki sana ihtiyacım oldu çok; ve yine bu sözleri söylerken buldum kendimi: Seni istediğim için o kadar aptalım ki… Sana ihtiyacım olduğu için acı bana cidden. Biliyorum çok yanlış ve zaten yanlış olmalı. Ancak doğru ya da yanlış, sensiz yaşayamıyorum.

Tolgay’ın yorumu: Öncelikle kendimizi cezalandırmayalım. Afet sigortası bunun için var. Evet, bizim sorumluluğumuzda olan hatalar da var, olmayanlar da… Manipülasyon ve dominasyon her zaman gafil avlanmamızı ön gören stratejiler zaten. Çok güzel bir farkındalığın var: bir şeye ihtiyacın olduğunu bulmuşsun: bunu şimdilik o kişide cisimleştirmişsin… Bak bakalım neye ihtiyacın var? Onu nasıl ve nerelerde giderebilirsin?

Misty

Bi bak bana ya; ağaçta mahsur kalmış kedicik gibiyim. Sanki tek dayanağım, tutunduğum bir bulut. Anlayamıyorum. Sadece elini tutsam allak bullak oluyorum. Birlikte yürüyünce sanki binlerce keman çalmaya başlıyor. Tabii o müzik senin bir “merhaban” da olabilir. Sen yakınımda olunca kafa gidiyor bende. Beni ne kadar etkilediğini göremiyor musun? Ve zaten tam da bunu istiyorum. O kadar çaresizce kayboldum ki bu yüzden sadece seni takip ediyorum. Kendi başımayken, yalnız bir şekilde bu diyarda dolanıyorken, adımlarım birbirine dolanıyor; ne giydiğim bile karışıyor. O kadar kafam gitti ki… Âşık oldum resmen…

Tolgay’ın yorumu: Tekrarlıyorum; aşk tanımını tekrar gözden geçirelim… Stockholm sendromuna kapılmayalım…

Love Me or Leave Me

Sev ya da terk et ve bırak yalnız kalayım. Bana inanmıyorsun ama sadece seni seviyorum. Başkasıyla mutlu olacağıma yalnız kalırım daha iyi. Sana göre, geceleri tam aşna fişne zamanı… Benim içinse gece, geçmişi yad etmek demek… Başkalarıyla unutacağıma, pişmanlık içinde kavrulayım. Eğer sen olmazsan kimse olmayacak. Kendi çapımda hüznün dibine batasım var. Aşkını istiyorum ancak onu ödünç olarak, günübirlik istemiyorum. Çünkü sen benim aşkımsın ve başkasına ayıracak en ufak bir sevgim yok.

Tolgay’ın yorumu: Tekrarlıyorum; aşk tanımını tekrar gözden geçirelim… Ne istediğini arada belirtmişsin hani; ona odaklansak?

 Stormy Weather

Bilmem ki neden gökyüzünde güneş görünmüyor. Erkeğimle ayrıldığımızdan beri fırtınalar kopuyor, sürekli yağmur yağıyor. Hayat berbat dostum. Her yer kasvetli ve çile dolu. Ah şu fırtına… Zavallı kendimi bir türlü toparlayamıyorum. Sürekli bitmiş tükenmiş hâldeyim. Gittiğinde hüzün sardı etrafımı. Benden uzak oldukça yerim sallanan sandalye… Dua edip duruyorum valla, umarım Allah gün yüzü gösterecek bana bir daha. Ay devam edemem böyle. Sahip olduğum her şey gitti, gitti. Erkeğimle ayrıldığımızdan beri sürekli yağmur, fırtına…

Tolgay’ın yorumu: Bak ne güzel bir ümit ışığı belirmiş arada; onun üzerinde yoğunlaşalım biraz?

TİMSAH GÖZ YAŞLARI

Bu kısım, tamamen kurbanın kendisini avutacağı bir fantezi; çünkü böyle bir şeyin olma ihtimali biraz zor… Aşağıdaki şarkılar da büyük ihtimalle kurgu ürünüdür.

Cry Me a River

Vay vay, şimdi bana yalnız kaldığını söylüyorsun. Tüm gece ağlamışmışsın. İstediğin kadar ağla, benim için salya sümük ağla! Ben senin uğruna o kadar çok ağladım ki… Şimdi özür de diliyorsun; tüm sahteliklerine yönelik… Ağla ulan ağla, salya sümük ağla. Senden sonra o kadar çok ağladım ki… Yahu az daha kafayı yedirttin bana. Bir damla göz yaşı bile dökmemiştin o zamanlarımda. Hatırlasana! Ben bütün laflarını hatırlıyorum. Yok, aşk çok varoş bir şeymiş de, yok benden baymışsın da… Hah, şimdi beni sevdiğini söylüyorsun. Haydi bakalım kanıtla: zırıl zırıl zırılda. Senin için o kadar ağlamıştım ki…

There Will Never Be Another You

Bu gece misali başka geceler de olacak ve burada yanımda yeni birisi duracak. Söylenecek başka şarkılar olacak; başka güzler, baharlar… Fakat hiçbir zaman bir başka Sen olmayacaksın. Belki başka dudakları öpeceğim; ancak hiçbiri senin busen kadar beni heyecanlandırmayacak. Evet, milyonlarca hayal kurabilirim fakat hiçbir zaman bir başka Sen olmayacak ise hayallerim nasıl gerçekleşecek?

Tolgay’ın yorumu: E gerçekleşmeyecek, kolay gelsin… Bu kafayla tatminsiz bir hayat seni bekliyor… Baya avdan ava koşacaksın, yalnız kalacaksın… Bunun üzerine en son şu şarkı dinlenebilir: the Old Country

SEN, KENDİN İÇİN, KENDİN OLMAYA ÇALIŞ

Someone to Watch Over Me

Eski bir laf var: “Aşkın gözü kördür…” Yine de hâlâ “arayan bulur,” denir. Bu yüzden, taktığım o adamı arayacağım. Ne kadar bakınsam da henüz bulamadım onu. Hiç unutamadığım derin bir ilişki bu. Pişmanlıkla andığım tek adam… Nikâhı da basacağım. Söyleyin bana; bu kayıp kuzunun çobanı nerede? Hasretinden yandığım birisi var. İnşallah o da bana göz kulak olacak. Ormanda kaybolmuş minik bir kuzuyum. Biliyorum ki sahibime hep iyi davranacağım. Evet, bazı kızlara göre yakışıklı olmayabilir; ancak kalbimin anahtarı onda… Ona biraz hızlanmasını söyleyin lütfen; bana ayak uydursun… Beni sahiplenecek birine o kadar ihtiyacım var ki…

Tolgay’ın yorumu: Eserin bir yorumunda icracı, direk bir baba figürü aradığını da sözlerle belirtiyor. Bazı rolleri netleştirelim: ebeveyn, hizmetli/bakıcı, sevgili/eş… Hepsinin gönlümüzdeki yerleri apayrı…

Devil May Care

Hiç umurum değil valla. Olabildiğimce mutluyum ben. Sevmeyi de yaşamayı da öğrendim ben. Hiç kimseye aldırmam… Dert, tasa yok… Gelen zamanla gider. Tüketim çağı artık. Şu kadar da umursamam. Günün sonunda da şu kadar pişmanlık duymam. Endişeyle gecemi harcamam. Sadece bir aptal, geceyi dondurmaya çalışır. Zeki olan, geçen gidene saplanmaya çalışmaz. Gününü yaşa ve sev. Yarının getireceklerine izin ver. Bir an bile iç geçirmek için durma, ağlamanın faydası da yok. Bundan sonra ölene kadar da böyle yaşarım valla. Şu kadar umurum değil.

Tolgay’ın yorumu: Sevmek ve yaşamak konusunda neleri nereden öğrendin, bir anlatsana? Yarının getireceklerine dair ne yapacağına şimdiden kesin hüküm getirmişsin de; nasıl geleceğe izin vermektir bu anlamadım… Ölene kadar dedin de, yine başlatıyorum kronometreyi o zaman: 3, 2… a a düğün davetiyesi mi?

Wives and Lovers

Hey genç kız! Saçını tara ve makyajını yapıver hemen. Az sonra kocan kapıda. Nikâhı bastın diye hemen salma. Eşler her zaman sevgili de olmalı. Eve, sana geldiği an, kollarına atlayıver. Kulağına küpe olsun bunlar bak… Bak, ofiste nasıl kızlar var biliyor musun?.. Kocan da erkek sonuçta… Sabah kafanda bigudilerle işe yollarsan kocanı, bir daha eve geldiğini … görürsün… Bak, ev hanımlığını bileceksin ama aynı zamanda kaplan da kesileceksin. Eve geldiğinde sıçra üzerine, grr… Bak, geldi sayılır. Hey genç kız! Güzel bir şeyler giyiver bakayım üzerine. Böyle sanki şehre inerken giydiğin şıklıkta bir şeyler olsun… Işıkları loşlaştır, dök şarabı kadehe, aç müziği; aşk meşk için hazırlan…

Tolgay’ın yorumu: Bu parçayı herhalde kocası eşine anonim yazmış, sonunu da “bir dost” diye imzalamış, evin posta kutusuna bırakmış. Kendisi ofisteki sekreterlere yükselmiş biraz herhalde; bir de onları ahlaksız olmakla suçluyor…

AŞKIM, BİZİM ŞARKIMIZ ÇALIYOR: BANA OLAN İŞKENCENİ ANLATAN

Bir şarkıcı, şarkıyı yaşamak ve etkili aktarmak için o moda girer; bunlar benim girmeyi ve aktarmak isteyeceğim modlar mıdır? Caz standartları genelde zamanının film müzikleri olarak yazılmış. Bu yüzden bir sahnedeki bir karakterin ruh hâlini dile getirebiliyorlar. Yani bir teatrallik ve role girme söz konusu. Bu teatrallikte hangi duygularımızı ikame etmek istiyoruz? O ikame sonucunda yaşayacağımız rahatlama veya gazlanma, hayatımızda ve çevremizde ne gibi şeyleri verimli yönde etkileyecek? Bu parçaları, kıssadan hissesi alınan ibretlik Grimm masalları olarak mantığa sokabilir miyiz? Hem yaratıcı hem icracı hem de izleyici olarak hayat repertuvarlarımızı nasıl imgelerle doldurmayı seçiyoruz?

Evet, yüzleşmek; korku eşliğinde cesaretimizi takınıp, rahat koydan dalgalı okyanuslara çıkmaktır. Yeni bir kıta keşfetme havucuyla aslında serüvende kendimizle rastlaşıp durmaktır. Geçenlerde Caddebostan’daki müsilaj koylarda birikmişti en son…

Tolgay Keskin


Kaynaklar:

https://www.psikonet.com/savunma-mekanizmalari_nedir-126.html

“Fark Et, Düşün, Hisset, Yaşa” -Psikiyatr Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar