Buddha: Yoga, Meditasyon Ve Bilgelik

17 Mayıs 2021

 



Buddha, diğer adlarıyla Gotama ve Siddhartha Sanskritçe’de ''amacına ulaşan kişi'' anlamına gelir. Hindistan’da ''lord'' ve ''bilge'' sözcükleriyle de tanımlanan bu isim; yoga ve meditasyonun, spiritüalizmin en önemli kılavuzlarından biri. Peki onun, felsefesinin ve adı etrafında gelişen birçok terimin anlamını gerçekten biliyor muyuz? Yoga, meditasyon ve Budizm günümüzde modern kavramlarla birlikte yanlış bir potada eriyerek yanlış mı anlaşıldı? Öğrendiklerimizin ve uyguladıklarımızın ne kadarı yoga? Bu yazımızda yoga etrafında gelişen tüm kavramları okurlar için masaya yatırdık.

Yoga: Çok Eski Bir Sanat Ve Bilim Dalı

Yoga binlerce yılı aşkın yapıldığı halde, hakkında birçok şey duymamıza karşın çoğu kişi onun hâlâ tam olarak ne olduğunu bilmiyor.

Yoga Hindistan’da doğan ve bedeni güçlendirip, zihni dengeleyerek meditasyona hazırlamak için hazırlanmış bir sanat ve bilim dalı aslında. Sinir sistemini güçlendirip arındıran, dünyayı daha bilinçli izlememizi sağlayan ritüeller bütünü de diyebiliriz. Kısacası evrenle olan iletişimimizdeki soyut ve somut tüm pürüzleri temizlemek adına ortaya çıkmış bir kavram. Sözcük anlamı ''bağlamak, birleştirmek'' anlamına gelen yoga esnasında beden, ruh ve zihin aynı hizaya getirilerek tek bir birime dönüştürmeye amaçlayan bir araç. Zihin yogada takılı kaldığı yerden, geçmişten, gelecekten ve kalıplarından koparılıp beden ve ruhla birleştirilir. Yoga, aslında bu açıdan ''meditasyona hazırlık'' olarak da bilinir. Yani birçok insanın bildiğinin aksine meditasyon ve yoga birbirinden ayrı şeyler değil, ardı ardına gelen ve birbirini tamamlayan iki basamaktır.

Yoga, var olan en eski bütünsel sağlık sistemlerinden birisi olmasıyla birlikte doğal olanı ve varlığı kavramınıza yardımcı olur; benliğin bütün parçalarına ''kulak verme'' sanatıdır.

Yogayı öğrenmek yeni bir dil öğrenmeye benzer. Deneyime dönüştürülmesi gereken, deneyimledikçe pekişen bir disiplindir. Yogaya başlayıp kısa süre içinde bırakan, devamlılık sağlayamayan insanların çoğu yoganın felsefesi konusunda ya yetersiz bilgiye sahiptir ya da bu felsefeye bağlılık konusunda başarısız olmuştur. Şayet yoganın hayatınıza getireceklerini kavradığınız ve deneyimlediğiniz takdirde yaşayacağınız deneyimleri görmek, gelişimin somut örneklerine şahit olmak yogada devamlılık sağlamanız için büyük bir etken.

Asana: Beden Duruşları

Asanalar, yoga ağacının, bedenin fiziksel ve fizyolojik işlevlerini bireyin psikolojik yönüyle uyumlu hale getiren dalıdır. Bunlar bedeni gevşeten, güçlendiren, ona canlılık ve enerji kazandıran beden duruşlarıdır. Bu amaca hizmet eden seksenden fazla duruş bulunur.

Asanaların çoğu adını hayvanlar ve bitkilerden alır. Örneğin köpek duruşu, kobra duruşu, ağaç duruşu gibi. Bazı duruşlar ise bilgelerin, tanrıların ve yıldızların adlarını taşır. Duruşlar bedenin çeşitli biçimleri almasını sağlayarak evrimleşmesine yardımcı olur. Bundan dolayı evrimsel ilkeleri de kapsar. Asanaların nasıl geliştiğini anlatan bir kurama göre yogiler doğanın içinde yaşar, doğadaki diğer varlıkları ve kendilerini çevreleyen yeryüzü ve gökyüzünü incelerlerdi. Yogiler özellikle daha iyi olmaya çalışan hasta hayvanların bedenlerini nasıl hareket ettirdiklerini gözlemleri. Böylelikle duruşlar ortaya çıkmış oldu. 

Yoga hareketlerini nefes akışıyla senkronize halde bağlantılı yapmak büyük önem taşır. Asana alıştırmaları içten yönlendirilir; uygulamayı yapan kişi hem gözlemleyen hem de gözlenendir ve dikkatini bedenine, bedenin hareketlerine, zihne yönlendirir.



Yoganın Altı Dalı

Yoga çağlar boyu kökleri, gövdesi, dalları, çiçek ve meyveleri olan bir ağaca benzetilmiştir. Yoganın altı farklı dalı vardır. Her dal bireyin kişiliğine ve öğrenme şekline uygunluğu belirleyen yaklaşımlar içerir.

1-Raja Yoga: Raja ''kral'' demektir. Odak noktası meditasyon ve tefekkürdür. Raja yoga yapanların hepsi olmasa da çoğu ruhsal ilkelere bağlı topluluklar içinde veya dini tarikatlara bağlı olarak tefekkür halinde yaşarlar.

2-Karma Yoga: Hizmet yoludur. Yaşayan her insan karma yoga yolu üzerinde yürür. Yaşam, geçmişteki davranışların sonucudur. Bu nedenle, yaşamdaki kararlarımız bencillik ve olumsuzluktan uzak bir gelecek yaratmak için bilinçli şekilde seçilebilir.

3-Bhakti Yoga: Kalbin ve kendini adamanın yoludur. Bu yol üzerinde ilerleyen kişi her şeyde tanrısallığı görür. Yaşamını yardım etmeye, sevgi ve hoşgörüye adar.

4-Jnana Yoga: Bilgelik ve bilginin yoludur. Zihnin yogasıdır. Kutsal yoga yazı ve metinlerini ciddi olarak inceleyen bilginler Jnana Yogi’dir.

5-Hatha Yoga: Bedensel yoga yoludur. Fiziksel duruşlar, nefes alma teknikleri ve meditasyondan oluşur.

6-Tantra Yoga: Ayinsel yoldur. Törensellik, kutlamalar ve ritüellerden hoşlanana kişileri cezbeder. Yaptığınız her şeyin kutsal yanını tanıyarak saygılı bir şekilde yaşamanız için çeşitli ayinlerden yararlanır.

Bilgeliğin Pusulası: Buddha

Buddha, bugün güney Nepal'de, Kuzey Hindistan uygarlığının çevresinde bir bölge olan Ganj Nehri havzasının kuzey ucundaki Kapilavastu (Kapilbastu) yakınlarındaki Lumbini'de doğdu.

Maya-devi; Siddhartha adıyla da tanıdığımız Buddha’nın annesiydi. Rüyasında beyaz renkli altı dişli bir filin yanına gelerek Buddha’ya mucizevî şekilde hamile kalışını gördü. Rüyada ona bilge Asita, çocuğun büyük bir kral veya bilge olacağını haber verdi. Bu rüyanın ardından bir gün Buddha, Lumbini Korusu’nda doğumu sırasında annesinin yanında yedi adım atarak “geldim” dedi ve annesi doğum sırasında hayatını kaybetti.

Buddha’nın dünyevi hayattan feragat edişini içinde bulunduğu toplum ve zaman dilimi bağlamında incelemek önemlidir. Onun bilgelikte çıktığı yolda verdiği savaş kendi içsel düşmanlarına karşıydı. Buddha, insanlığın belki de yenmesi en zor savaşlardan biri olan bu içsel savaş için mücadele etmek üzere yola çıktı. Yogaya ''yolda olmak'' denmesinin bir sebebi belki de bununla bağdaştırılabilirdi. Buddha’nın ailesini bu amaçla geride bırakarak ayrılışı, manevi arayış içindeki kişinin görevinin, tüm hayatını bu arayışa adaması olduğunu gösteriyordu.

Buddha, dünyevi zevk ve bağımlılıklarından kurtulmak üzere yoldaydı. Günümüzde yoganın bize buyurduklarında da bu amacı çok açık bir şekilde görüyoruz. Örneğin yogik beslenmelerde, bağımlılık yaratan yiyecek ve içeceklerden uzak durmamız gerektiği söylenir. Aynı şekilde yoga felsefesi de bizi dünyevi bağımlılık ve zevklere karşı hissizleştirme üzerinde çalışır. Yıllardır Budist ruhani arayışçıların amacı Buddha’nın yaptığı gibi dünyevi zevklere duyulan bağımlılığının üstesinden gelerek acıyı azaltmaktır.

Acının üstesinden gelmek için; Buddha doğum, hastalık, ölüm, reenkarnasyon ve zihin denkleminin temellerini anlamak istedi. Bunun genişletilmiş bir uyarlaması, daha sonra savaş arabası sürücüsü Channa’nın Buddha’yı şehirde bir gezintiye çıkarması ile ilgili bir bölüm olarak ortaya çıktı. Hasta, yaşlı, ölü ve dünya nimetlerinden kendini çekmiş kişileri gördüğünde, onların ne olduğunu Buddha’ya Channa anlattı. Bu sayede, Buddha herkesin deneyimlediği hakikî acıyı ve bu acıdan olası çıkış yolunu net bir şekilde tespit edebildi.

Budist ve Hindu kültürlerine baktığımızda, konfor alanlarımızın oluşturduğu duvarların ötesine geçerek asıl görevimiz olan gerçeği aramaktan asla vazgeçmememiz gerektiğine dair derin bir felsefeyle karşılaşırız. Tarot destesinde bununla eşleşen çok güzel, temsili bir kart vardır: Savaş arabası. Bu kart zihni berraklaşmaya ve kurtuluşa yönelten aracı, onu harekete geçiren itici gücü, gerçekliğin hakikatini temsil eder. Ve deste içerisindeki ilhamını ve anlamını tam da buradan almıştır.

Buddha gerçeği bulma yolunda çileciliği reddeder. Kurtuluş sözcüğü bazı dinlerde bununla zıtlaşsa da Buddha gerçeği bulma yolunun sükûnet üzerinden geçtiğini anlatır. Meditasyon tam da bu noktada izlemek ve görülenlerden etkilenmemektir.



Meditasyon: Evrenin İzleyicisi Olabilmek

Buddha, sükûnet ve gerçek kurtuluş arasında bize derin bir bağı işaret etmiştir. Meditasyon bu bağlamda ''düşünmemek'' olarak bize yanlış bir şekilde empoze edilmiştir. Meditasyon, düşünceleri izlemek ve bu düşünceleri üçüncü bir göz olarak, etkileri altında kalmadan görebilmektir. Meditasyon esnasında gelen düşünceleri itmek, onlara karşı aksi bir direnç yaratır. Yapılması gereken gelen düşünceleri geldikleri gibi kabul etmek, ne olduklarına bakmak ve geçip gitmelerine bilge bir şekilde izin vermektir. Bu döngüyü kurmaya başarabilen zihin, zamanla geçmiş ve gelecek kaygılarından ve bu zaman kiplerine ait düşüncelerden arınarak şimdide kalır. Anda kalmak kavramının yıllarca bize değerli bir motto olarak anlatılmasının nedenlerinden biri budur. Fakat ne yazık ki, anda kalmak kavramı da modern ve yanlış bilgiler potasında eriyerek yüzeysel kalmış, çoğumuz onun tam olarak ne olduğunu anlayamamışızdır. Anda kalmak psikolojik zaman kavramından çıkıp zamanı sadece saat zamanı olarak görmeye dayanır. Eckhart Tolle Şimdi’nin Gücü kitabında şöyle der:

''Gözlemlediğiniz şeyi yargılamayın ya da analiz etmeyin. Düşünceyi izleyin, duyguyu hissedin, tepkiyi gözlemleyin. Onlarda kişisel bir sorun çıkarmayın. O zaman gözlemlediğiniz bu şeylerden daha güçlü bir şeyi hissedeceksiniz: Zihninizin içeriğinin ardındaki sessiz, gözlemleyen mevcudiyeti, sessiz izleyiciyi.''

Bu sözler aslında tam olarak meditasyonun ne olduğuna işaret eder. Buddha’nın da meditasyon kavramı bu temel üzerine kuruludur. Kısacası hiçbir şey düşünmemeye çalışıp nefesi izlemek değildir meditasyon, baş etmeyi öğrenmek ve bilge bir şekilde izleyici olmayı başarabilmektir. İnsanoğlunun dünyevi acılardan ve ıstıraplardan, kaygılardan kurtulmasının yolu onlara ısrarla acı çektiği yerden bakmak değil, yeni bir perspektif oluşturup acının ne olduğunu ve neden geldiğini bulmaktır. Kabul ve sessizlik, birbirini kucaklayan iki dosttur. İncil’de de şöyle geçer: ''Yarını düşünmeyin, çünkü yarın kendi başının çaresine bakacaktır.'' Mevlâna da sözleriyle aynı konuya işaret etmiştir: ''Geçmiş ve gelecek Tanrı’yı bizim gözümüzden saklar; her ikisini de ateşe yakıp atın.''

Çileciliği reddettikten sonra, korkunun üstesinden gelmek için Buddha, ormanda tek başına meditasyon yapar. Korkunun temelinde, zevk ve eğlence için sürdürülen takıntılı arayışın altında yatan nedenlerden çok daha güçlü olan kendini her şeyden değerli görme tutumu ve bu imkânsızca varolan ''ben''e sıkı sıkıya tutunma eğiliminin yattığını görür. İşte tam da bu noktada ego kavramının su yüzüne çıkışına şahit oluruz.

Aydınlanmanın Kapılarına Gölge Düşüren Düşman: Ego

İnsanoğlunun kendi içinde yaptığı her türlü savunmacılığa dikkat etmesi gerekir. Bir kimliği, zihindeki bir imajı, bir hayali varlığı… Bu kalıplar bilinçli hale geldiği zaman onlarla özdeşleşme ve mahkûm olma durumu ortadan kalkar. Örneğin başkaları üzerinde güce sahip olmaya çalışmak nasıl kuvvet kılığına bürünmüş bir zayıflıksa, ego da bunun gibi kavramları dönüştürerek içsel bir kaos, direnç, kabul etmeme durumu meydana getirir. Çünkü o her daim haklı çıkma peşinde olacaktır. Eğer siz zihinsel bir pozisyonla özdeşleşir ve bunun sonucunda haksız çıkarsanız zihne dayalı benlik duygunuz yok olma tehdidi hisseder. Böylece siz ego olarak haksız çıkmayı, yanılıyor olmayı kaldıramazsınız.

En yaygın egoyla özdeşleme örnekleri mal-mülk, iş, toplumsal statü, itibar, fiziksel görünüm, ilişkiler, geçmiş ve inanç sistemleridir. Bu kavramlara körü körüne bağlı olmak egoyla özdeşlik yaratır. Egosal zihnin kaçınılmaz parçalarından biri duygusal acının yani derinlere gömülü bir yoksunluğun, bütün olmama duygusunun ön plana çıkmasıdır. Korkunun, acının ve daha birçok kavramın doğumu egoya aittir.

Tüm bu denklemlerden sıyrılmamın yolu, kabul ve izleme üzerine kuruludur. Dolayısıyla yoga ve meditasyon yazının başlarında da bahsettiğim gibi deneyimin sonuçlarını gördükçe bu felsefede istikrarlı olmanın en iyi yoludur. Pratik, yolda olmanın en basit göstergesidir. İnsanın kendi zihni ve psikolojisi üzerinde çalışması, kendine verebileceği en değerli eğitimlerden biridir bu noktada.

Yoga, meditasyon ve farkındalık çalışmaları bizi evrenin etkin bir parçası haline getir. Umarım, herkes mutlaka bu yolun ve bu yolda olmanın verdiği güzellikleri deneyimler.

Namaste!


Hazal Kebabci
Çizim: Fatma Erkuş