Balkon Sarmaşıkları

17 Mayıs 2021

 



Bir çekmece hüzün bıraktım kendimden geriye. Kapağını kapattım, kilitledim. Anahtarı üzerinde bıraktım. Sonra sokağa çıktım. Sarmaşıklarla yalnızlıktan soyutlanmış, sarı tuğlalarının üzerine yağmurdan battaniye örtülmüş kaldırımların sınırlarında dolaştım. Yanık kahve kokusu süzülüyordu balkonun birinden. Başımı kaldırıp baktığımda yalnız bir tebessümle geleni geçeni uğurlayan, gözyaşlarını pencerede bıraktığı buğuda dillendiren bir kadın bakıyordu bana. Gülümsedi. Yalnız benim gibi yüreğinde bir yumruyla dolaşanların gözyaşını değil, bir çocuğun kahkahasını, tekir kedinin teşekkürünü ve eski bir aşkın çetelesini de balkon demirlerine bağlıyordu. Gözlerimi kaçırmadım, ben de ona gülümsedim ve sonra ilerledim.

Denizsel yalnızlıklar bıraksam arkamda; bir şairin gözyaşlarıdır deniz dediğimiz. Kapısı kapalı balkonları bir bir geçerken cebimde kalan yalnızlıkları yağmurun altında kalmış kiraz ağacının ıslak çiçeklerine üflesem. Gözlerimi açtığımda tekrar, hayalinde yaşadığım bir bahçenin sessizliğine bürünse yüreğim. Düğümler attığım gözyaşlarım bir bir çözülseler. Son bir damla olsa, süzülse gözlerimden ve gerisi hep bahar, hep yaz olsa. O bahçeye, birikmiş hüzünlerini unutmak için geliyor hatıralarım; çekmecelerin anahtarı hep bir başkasının ceplerinde yaşıyor çünkü. Bir başkasına ait şiir kitaplarının arasında soluyor kuru yaprakları, kanadı kırık beyaz kelebekleri.

Biraz daha yürüsem sonra; tesellim, yalnız, altı çizili kelimelerden ibaret olsa. Ben yüreğimin içinde yaşadıkça, kabuğu kalınlaşıyor çünkü; teselliyi kendinde bulabilmesi zorlaştıkça zorlaşıyor insanın. Çekmecemin kapağı kırık. O kırıktan incecik gün ışığı sızıyor güneş batarken. Geçmişin sarı fotoğrafları, acı çikolatanın tadı ve kapı arasına sıkışan mektup kağıtları taşıyor içinden. Yırtılıyorlar. Onlar yırtıldıkça ben ağlıyorum, kalbimin kırığından izliyorum. Ben onun içinde yaşadıkça derinleşiyor sızılar, yalnızlıklar. Yüzmeyi öğreniyorum; tam öğrendim derken, ayağım yerden kesiliyor.

Yürüdükçe soluğuma salkımların arasında dolanan esintiler doluyor, üflerken bir tohum bırakıyorum toprağa.

Geri dönüyorum; odaya geri dönüyorum. Dönmeyecektim oysa. Mobilyaların üzerini örtmüştüm, kararlıydım, dönmeyecektim. Bir duvar süsünden sallanan kırık porselen parçasıyım şimdi. Çekmecelerimden dökülen kağıt parçalarına sarılıyorum. Ardımda bıraktıklarım birkaç kırık üç noktadan ibaret; yolumu hatırlamak için serptiğim kırıntılar onlar. Açık pencereden ince bir rüzgar doluyor evin içine. Dönmeyeceksem eğer, niye açıktı pencereler? Dışarı bakıyorum bakıyorum. Açık pencerenin, ardına kadar sıyrılmış tül perdelerin eşiğindeyim. Ev yanık kahve kokmuş. Yürürken arkamda bıraktığım hüzünlerden küçük bir bahçe doğmuş. Yerde altın rengi yapraklar, bir kalbin boşluğunu örtüyorlar usulca.

Bir çocuk kahkaha atıyor, sokağın tekiri kuytusunda kıvrılmış uyukluyor, arkası dönük bir kadın sessiz hıçkırıklarla ağlıyor. Bir çizgi daha iliştiriyorum boş sayfaya. Sonra bana bakıyor. Gülümsüyorum. O, yürümeye devam ediyor.

Nur Melisa Akkaya