Zamana Bir Bakış

27 Nisan 2021

 

Hepimiz ona aşinayız fakat zamanı tanımlamak ve anlamak, onun ne olduğunu çözmemizi sağlayamıyor. Sorunun nihai veya objektif bir cevabı ne yazık ki fizikçiler tarafından dahi bulunmuş değil ancak buna rağmen bizler için zamanı bağlamlara göre yani fiziksel, biyolojik ve nörolojik perspektifler açısından kavrayabilmek mümkün olabiliyor;

Fiziksel zaman perspektifine göre zamanı temelde saatlerle ölçeriz. Aynı bakış açısından Einstein'ın görelilik teorisinde açıklandığı gibi evrenin dokusunun bir parçası olarak da zaman vardır ve son olarak, bir kuantum sisteminin evrimini yöneten de zamandır. Saatlerle ölçebileceğimiz "nesnel" zamanın fizik alanında yapılmış net bir tanımı dahi vardır; Bir saniye, sezyum 133 atomunun iki seviyesi arasındaki geçişin ürettiği radyasyonun 9,192,631,770 döngüsü sırasında geçen süredir.

Biyolojik zaman perspektifinde ise Dünya üzerinde yaşayan insanlar olarak zaman kavramımız, Dünya'nın birincil enerji kaynağı olan Güneş etrafındaki astronomik hareketlerinden çok etkilenir. Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesiyle tanımlanan günler ve Dünya'nın Güneş etrafında dönmesiyle tanımlanan yıllar gibi belirli zaman dilimlerinde yaşarız. Her ay Ay'ın yörünge dönemine göre hizalandığı için Ay'ın bile önemli bir anlamı vardır. Gündüz-gece evreleri ile ilgili zaman hissimiz, sirkadiyen saatimizi tanımlayan şeydir. Ve bu, beynimizin neden bir zaman duygusu geliştirdiğinin de nedenidir. Bu bakış açısına göre “Zaman”, beynimiz tarafından, SONRA ve ŞİMDİ arasında ayrım yapmak için oluşturulmuş bir illüzyon olabilir.

Nörolojik zaman ise öznel zaman "duygusudur". Beynin zamanı eğlenirken çok çabuk geçer oysa sıkıcı bir toplantı sonsuza kadar sürüyor gibi hissedilir. Bu şekildeki zaman takibimiz, beynin farklı alanlarının ve işlevlerinin bir sonucudur. Aklımızda zamanı "takip etmenin" iki farklı yolu vardır: İleriye dönük ve geriye dönük zamanlama;

-İleriye dönük zamanlama, beyninizin zamanı anında saymaya çalışmasıdır ama bu noktada saati saat olmadan takip etmeye çalışırsınız.

-Geriye dönük zamanlama ise ne kadar zamanın geçtiğini, örneğin dün ne kadar sürede eve döndüğünüzü hesaplamaya çalıştığınızda işlerlik kazanır.

Öznel zaman duygusuyla ilgili ilginç olan şey, ileriye dönük veya geriye dönük zamanlamayı kullanmamıza bağlı olarak zamanı nasıl algıladığımızın da farklı olmasıdır. Öznel zaman duygumuz görecelidir ve içinde bulunduğumuz bağlam, duygusal durumumuz, uyaranlarımız, dikkatimiz ve daha fazlası gibi çeşitli faktörlere bağlıdır.

Beyin ve bunun zamanla ilişkisi hakkında ilginç bir diğer gerçek de, bilincimizin bize sadece “kısa zaman dilimlerinin özetlerini” gösteriyor şekilde çalışmasıdır. Bazı nörobilimsel araştırmalara göre özgür irademiz bile olmayabilir. Özgür irademizle bilinçli olarak algıladığımızı sandığımız şeyler muhtemelen daha öncesinde asıl kararları veren bilinçsiz sinirsel hesaplamalardan kaynaklanır.

Hem iç benliğimizin hem de zihnimizin nasıl çalıştığı, evren ve fizik yasaları hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey var. Zaman, tanımlanması kolay olmayan kaygan bir kavram gibi görünüyor. Ve belki de sadece gözlemcinin zihninde varlık kazanıyor.

Zaman konusu neden tartışmalıdır?

Einstein’ın görelilik teorisi, her şeyin sürekli olduğu kavisli bir uzay-zaman dünyasını tanımlarken kuantum teorisi, ayrık enerji miktarlarının etkileştiği bir dünya olduğunu iddia eder. Kuantum mekaniği uzay-zamanın eğriliğiyle baş edemezken ve genel görelilik teorisi de bir türlü kuantayı yani herhangi bir fiziksel varlığın minimum miktarını açıklayamaz. Her iki teori de başarılı olmasına rağmen görünen o ki aralarındaki uyumsuzlukları açık bir sorundur ve bu yüzden de zamanın akışkan olup olmadığı ya da temelde var olup olmadığı konusu her zaman tartışmalı bir alan olmuştur. Ancak bizlerin yine de bilimsel olarak da kabul gören, alıştığımız ve öğretildiğimiz, dilimize geçen bir şablonla söylediğimiz şeyler zamanın akışı ve yönü olduğu, daime ilerlediği ve ölçülebilir olduğudur. Zaman bizlere tüm olayların ilerlediği evrensel bir arka plan gibi görünür. Soru, bu özelliklerin fiziksel dünyanın gerçekleri mi yoksa insan zihniyetinin yapay yapıları mı olduğudur. Belki de zaman göründüğü gibi pürüzsüz bir aşamalar sürekliliği değildir. Filozoflar ve şairler bize zamanın tökezlediğini, yavaşladığını ve hatta bazen durduğunu; geçmişin kaçınılmaz olabileceğini, nesnelere, insanlara veya manzaralara içkin olabileceğini söylerler. Canlı bir rüyadan uyandığımızda, henüz deneyimlediğimiz zaman hissinin yanılsama olduğunun aslında belirsiz bir şekilde farkındayızdır.

Zamanın biricik olan tek noktası belki de sadece şu an yani gerçekliğin nasıl hissedildiğinin sıkıştığı “Şimdiki Zaman”dır. Bilim insanları hala zamanın gizemini çözmeye çalışıyorlar, ve bu soru kesin olarak yanıtlanana dek zaman dediğimiz şey biz neye inanıyorsak o olarak tanımlanmaya devam edecek.


Şerife Günaydın Karaköse