Zakkumlar Ne Zaman Zehir Oldu

25 Nisan 2021

Bir çehrenin sırrında saklıdır kimi kelimeler. Berrak bir suda ölümsüzlüğü tadamazlar. Yağmurun da içinde saklandığı sığlıkta, çamurun ve eski kokan günlerin hatırasında, ansızın parlayıp sönerken insanı kör eden ışığın, bir yüreğin içinde kilitlenip kalışında yaşarlar onlar. Onlar geçmişe aitlerdir ve bir başkasına sarılırken bile gözlerinin önünde beliren sözlerde. Cümleleri, yan yana dizilen kelimeler oluşturmaz bu evrende. Her gün aynı çınar ağacının köklerine fısıldayan, geçmişin tozunu soluğunda yaşatan bir kadının kurumuş gözyaşlarındadır onlar. Eskiyi eskimekten esirgeyen, her gün bir başka dalını hatırında yeşertirken yaşlanan bir kadın. Hıçkırıklarını kahkahasında boğmaya mahkum o; ve yalnızca o biliyor, ince dudakların arasından doğan fısıltılar, dolgun gürültülere galip gelir. Susmak değil dudaklarının işlevi; boğmak bütün gürültüleri.


Cümleler anlamları doğurmazlar bu evrende. Bilakis, cümlelerdir bin defa öldüren, insanoğlunun anlamlardan teslim aldığı inanışları. Bir kadın yaşıyor inanışların sınırlarında; adımları titrek her daim, bakışları dantelden bir eldivenin gölgesinde, elleri kelimelerin köşelerini okşuyor. Zakkumlar büyütüyor topraktan yollarda; o yol onun, o yol bu evrenin. Ağrıyla, sızıyla, kirle, terle; acıyla patlıyor yeni bir tomurcuk. Kokusunda tutkusu saklı; kadın suyunu veriyor, güneşinin yerini değiştiriyor. Bu evrende yalnızca bu kadının dili hüküme el veriyor. Bal akıyor parmaklarının ucundan, can damlıyor; bütün zakkumlar ona teşekkür ediyor. Ve bir kez daha sarılıyor yoluna, çiçeklerine dokunmaya kıyamıyor delicesine titreyen elleri. Güneş sıyrılıyor kadının dilinden, ardında iz bırakmadan çekiliyor bir kenara. Kadının gözleri yeniden eskinin acıttığı parıltıda. Adımları, sınırın gölgesinin ardında kalıyor ve ansızın sönüyor bu evrenin ışığı. Şimdi miadı dolmuş bir kare yansıyor buzdan ekrana, donup kalıyor oracıkta. Ruhların dansını izliyor ve biri, uzun zaman önce ona aitti. Hatırlayışlar nasıl da çabuk tutuşturuyor belleğin buz tutmuş fotoğraflarını. Onlar cayır cayır yanarken, oynaşan alevlerin gölgesinde değil, dumanında beliriyor kopuk hayaller. Şimdi izliyor kadın ilk gençliğinin kül olmuş günlerini. 


Saçak saçak her taraf, küller gri bir duman gibi; gözlerine kaçıyor, genzini yakıyor... Bu kadın şimdi dizlerinin üzerinde, sınırın eşiğinde, ağlıyor... 


Ağlıyor. 


Zakkumlar ne zaman zehir doldu sahi? Ne zaman unuttu kadın, unutmamaya adamışken ömrünü? Şimdilerini adadığı çiçeklerin yaprakları kordu, zehirdi. Ve evet; unutmamak, hatırlamakla aynı değildi; zira unutmayışları biriktirirken insan hatırında, zakkumun zehir olduğunu unutuyor. Hatırlamak tüm tomurlardan evvel zehirledi yürekleri, unuttuğu buydu; unuttuğumuz, buydu. 


Unutmak, gözlerinin ardında saklanan o kelime. 



Geçmiş de vakti geçince karışıyor kanımıza, alıştırıyor tatlı acısına. Bu yüzden parmaklarının şifasıyla büyüttüğü zakkumlar zehirliyor şimdi kadını. 


O oracıkta; bir ayağı inanışta, diğeri birikmiş vazgeçişlerin daim unutuşunda. 


Aldığı her yaşta yaşattığı bütün eskiler zehirliyor onu. Yolu yüreğiymiş meğer; büyüttüğü zakkumlar uğurluyor onu.


Melisa Akkaya