Yanlış Öznelerin Yanlış Sıfatları

3 Nisan 2021

Sana hiç duymayacağın birkaç satır daha yazıyorum. Ve bu gece, içimi kapatıyorum sana artık, perdeleri sıkı sıkı örtüyorum. Bir vedayı boş sayfalara cılız satırlarla kazırken, zamanın göreceliğinde kayboluyorum. Ne kadar enteresan değil mi? Bir insanın hayatına girmesi ve hayatından gitmesi hali. O iki nokta arası yaşanan sayısız duygu. İlk kaçamak bakışmalar, o tatlı heyecanlar. Sonra ilk defa o kapının aralanması; açıklanamayan bir telaş. İçinde bir yerlerde başlayan kendini ortaya koyma, karşındakini keşfetme ve öğrenme isteği. Yavaş yavaş çekilmek sonra karşındakine, gün içinde ansızın aklına gelmesi ve eksikliğini hissetmek. Bazen bu duygulardan korkarak kapılarını tam olarak açamamak, emin olamadan kesivermek olup biteni. Ama bir şekilde bitirememek, gidememek; yine, yeniden yan yollar bulup özlemi keşfederek denemek istemek. Ve bir şans daha. Farklı olmasını dilediğin senaryoda yürümeye başladığın yan sokaklar gibi. Bilindik bir yüz haline gelen o tanıdık bir dost, dokunulmuş bir beden ve düşüncelerini akıttığın bir başka zihin artık karşındaki. Eski telaşların, kendini ortaya koyarken ki heyecanların yerinin dolması, rahatlık ve alışılmış bir his. Bir sevgi ve biraz güven inşasına giden o çakıllı yol. Sonra, egoların çakışması, hırsların araya girip, kirli duygularla darbe alması sağlam olmayan zeminlerin. Ve büyük darbe. Büyük yıkım. Tozun dumana karışıp, tuğlaların bir anda ezilmesi. Tüm sözlerin, tüm büyük konuşmaların, içilen şarapların ve kahvelerin, dokunulan ellerin ve öpülen dudakların; gidilen yolların, edilen kavgaların ve anlamı olduğuna inanılan bakışmaların büyük bir enkaza dönüşme hali. Sonrası sessizlik. Yavaş yavaş esen rüzgarla etrafa savrulması hepsinin. İşte bütün heybetiyle, başarısız bir aşk hikayesi önündeki.

Bir başka yerde, bir başka mevsimde ve bambaşka insanlarla, bu senaryoları yaşayacaksın belki de. Biraz üzülüp, belki hiç umursamayıp, sonsuz olmayan ve yarım kalan aşklarına ekleyeceksin diğerleri gibi bunu da. Belki de âşık olacaksın. Bambaşka olacak her şey o zaman, yıkılmaz dediğin duvarların yıkılacak, daha sağlam, daha güçlü, daha güzel ve çoğul bir özneye ait tuğlalar ekleyeceksin yavaş yavaş. Birinin seni görmesine izin vermenin, teslim olmak anlamına gelmediğini, birine bakmakla görmek arasında kilometrelerce yol ve kıtalarca saat farkı olduğunu öğreneceksin. Belki yaralanacaksın, ama sonunda kendini bulacaksın. Değişecek ve dönüşeceksin. Sonra düşsen de kalktığın yerden daha cesur, daha güçlü, çok daha mutlu bulacaksın kendini.

Dilerim bunu yaşarsın. Bir insanın vedalaştığı birine âşık olabilmesini dilemek kadar tuhaf işte hayat. Yollar ayrılırken, kin kusmadan ve dövüşmeden, sert cümleler kurmadan yürümek kadar sürprizlerle dolu. Başlangıçtaki insanın yerine bambaşka biri geçer hep vedalaşırken. Aslında insanlar değişmez diyoruz ama, yanlış öznelere yanlış sıfatlar yüklüyoruz belki de. Bu yüzden bazı cümleler hep devrik kalıyor. Belki de belki de…

Sana son satırlarımı, güzel bir vedayla bitiriyorum göremediğin gibi. Hoşça kal sözünün önünde saygıyla eğiliyorum. Vedalarında hoşça kalmasını isteyeceğin insanları hayatına almanı diliyorum. Kim olduğunu bulduğun gün hissedeceğin o mutluluğu, iple çekiyorum.

Ezgi Naz Aksu