Wıllıam Blake Ve Vahiy Kitapları

1 Nisan 2021


İngiliz şâir, ressam, oymabaskıcı ve mistik olan William Blake, hayatı boyunca kaleme aldığı şiirleriyle bugün hâlâ kendisinden sıkça söz ettiren önemli bir isim. Kaan H. Ökten tarafından dilimize kazandırılan ve tıpkı basımıyla birlikte yayımlanan kitabı Vahiy Kitapları, şâirin belki de en önemli yapıtı. Bu önemli eserde Blake’in bir sanatçı olarak karakterini ve düşüncelerinin temellerini görmek mümkün.

William Blake’in öne çıkan en önemli özelliği belki de kendini diğer tüm şâirlerden ayıran “görme biçimi”dir. Blake, tüm hayal dünyasını sözcüklerle olduğu kadar görsellerle de ortaya koyan bir sanatçıdır. Onun için gördüğünü ifade etmek kadar onu görsel olarak bir bedene kavuşturmak da çok önemlidir. Bu noktada belki de kendisiyle oldukça bağdaşan bir özellik ortaya çıkıyor. Blake, daha çocukluğundan itibaren bir oymabaskıcı olarak yetişmiştir. Ailesi tarafından çırak olarak verildiği James Basire, onun sanat anlayışının gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Zira oymabaskıyı öğrenmesiyle birlikte artık onun için hayallerini yansıtabileceği bir zemin oluşmuştur. Yıllar içinde gittikçe deneyim kazanan ve Basire ile birlikte geçen 7 yılın ardından ustalaşan Blake, artık zihninin içinde her ne olup bitiyorsa hepsini fiziksel olarak bir nesneye yansıtır. Geliştirdiği teknik ve yöntemlerle birlikte hayallerini panolara yansıtan Blake, bir sanatçı olarak gittikçe sağlam bir biçimde kendi karakterini ortaya koyar. Onun zihninde nelerin olup bittiğini herkese gösteren bu panolar, zamanla onun şiirini açıklamak için bir kaynağa dönüştüğü kadar başlı başına da birer sanat eserine dönüşür. Bu anlamda Vahiy Kitapları özellikle öne çıkar. Zira bizzat kendisi, kitabı yazarken aynı zamanda eserini resimlendirmiş, böylelikle hayal dünyasını büyük bir çıplaklıkla ortaya koymuştur. Sanatçı, bütün çıplaklığıyla herkesin karşısındadır.

Bir sanatçı için anlaşılabilirlik oldukça önemli bir meseledir. Zira anlamak ve onu anlatmak sanatın önemli meselelerinden biridir. Blake, özellikle bu konuda ön plana çıkan isimlerdendir. Şiirlerinde büyük bir semboller ağı söz konusudur. Hiçbir zaman ifade etmek istediğini doğrudan aktarmamış, bunu birçok farklı yolla ortaya koymak istemiştir. Eserlerinde meleklerden peygamberlere, tanrılardan onlarca farklı figüre kadar birçok olaya, tarihe, isme göndermeler yapılmıştır. Oldukça zengin bir silsiledir bu. Onun sembolleri takip edilirken cinselliği kodlayışı, tanrıyı biçimlendirişi, bâkirelikten hazza kadar tüm duyguları dile getirişi derinden derine kendini hissettirir. Böylelikle onun hayal dünyasının ne kadar zengin olduğu kullandığı imgelerden yola çıkılarak görülür. Okur için o, sonsuz yorumların söz konusu olabileceği eşsiz bir denizdir. Bu denizin suyu hiçbir zaman çekilmez ve tükenmez, sürekli şiddetlenerek artar.

“Yaşayan hiçbir şey yaşamaz tek başına,” diyen Blake, kitabının daha ilk satırlarından itibaren yaşamla ölüm arasında gidip gelen bağlar kurar. Melekler dile gelip hikâyenin bir parçası olurken bir yandan da insanoğlunun değişmez yazgısı vücut bulur. Ölüm herkes içindir ve Vahiy Kitapları boyunca insan, sürekli kendini bulacağı pasajlara sürüklenir. Buna göre insan, hiçbir zaman tek başına bir anlam bulamaz. Anlam, sürekli başka örgüler içerisinde saklanır, vücut değiştirir, yer yer görünmez kılınır. Satırlara bizzat Blake’in elinden çıkma gravürler eşlik eder. Bu gravürleri değerli kılan sadece yaratıcısı Blake’in elinden çıkmış olması değil, aynı zamanda orijinal olmalarıdır. Blake, zamanında görülmemiş bir şekilde hayal gücünü konuşturur ve kendisi için yeni teknikler bulup geliştirir. Geliştirdiği bu teknikler daha sonra büyük övgüyle anılmasını sağlayacak ve kendisini oymabaskı alanında da ölümsüzleştirecektir. Bunun için Blake’i salt bir şâir veya gravür sanatçısından ziyade komple bir sanatçı olarak ele almak, hatta düşünceleriyle kendi felsefik dünyasını oluşturduğunu söylemek çok daha isabetli olacaktır. Tüm bu nedenler işte hiçbir şeyin tek başına yaşamadığı dünyada onu meydana getiren etkenlere dönüşür.

Blake’de öne çıkan hususlardan birisi de benlik mevzusuyla beraber ne için ve kimin için var olduğumuzdur. Eserinde “Kendimiz için yaşamayız biz,” diyen Blake, hayatımızı birçok neden üzerine inşa ederken aynı zamanda bu nedenlerin bizi benliğimizin dışına taşıdığını da belirtir. Hayat dediğimiz bu amansız tutku, bizi bir yandan kendimize hapsederken bir yandan da başka yaşamlara bağlar. Aile, arkadaş, eş, dost derken hayatımız birçok kişiyi içine alan dev bir sarmala dönüşür. Bunların sonucunda da artık hayatımız sadece bize ait olan bir yapıdan çıkıp pek çok öğeyi içinde bulunduran dev bir örgüye dönüşür. Bu örgü nasıl çözülür? Cevap, bir kez düğüm atıldığında artık bir daha geriye dönüşün olmadığıdır. Blake bunu ortaya koyar. Artık geri dönüşün olmadığı ve birçok kişinin içinde hapsolduğu tüm bu yaşamlar, bizi benliğimizden uzaklaştırır. Kendimiz için yaşamazken başka hayatların yükünü de üstleniriz. Tüm bu nedenler belki bir yandan bizi insan yapan etkenleri doğururken bir yandan da bizi sık sık ölümün kıyılarına getiren, umutsuzluk denizine sürükleyen dalgalara dönüşür. Dalgalar arasında boğuşur, Olimpos’un zirvesine doğru yeniden ve yeniden tırmanırız. Ne dalgalar durulur ne de zirve bir karış olsun yaklaşır. Hayatımız, işte böyle yinelenip kaybolur.

William Blake’in dünyasında semboller kaynağını Tanrı’dan alır. Her şeyin yaratıcısı olan o yüce varlık hiçbir şeye benzemez ve her şeyi bünyesinde barındırır. Blake, dönemi içerisinde de tanrı düşüncesiyle pek çok kimseden ayrışan bir isimdir. İngiliz kilisesini reddetmesi ve kendi ideallerine yönelmesi zamanında onu oldukça yalnızlaştırır. Blake için tanrı, yaratan ve tüm sembollere anlam veren o kutsal “şey”dir. O her şeyi kapsar ve meydana getirir. Sonsuzluğun kendisidir ve hapsedilemez, sahiplenilemez. Tanrı herkes içindir ve olduğu yerde olduğu gibi durmaktadır. “İnsaf, merhamet, barış ve aşk vardır / Tanrı’nın olduğu her yerde” Dolayısıyla bunların olduğu yer aslında tanrının da olduğu yerdir. İnsan, onu görmek için nereye bakması gerektiğini bilmelidir. Sembollerine bakarak ona doğru giden yol görülebilir. Bu düşünce ekseninde onun şiirlerinde ve gravürlerinde semboller büyük bir dikkatle takip edilmelidir. Tanrı mesajı taşıyan meleklerden onun elçilerine ve izdüşümlerine geniş bir semboller yelpazesi söz konusudur. Düşüncelerini takip eden tek kişi eşi ve daha sonra asistanı olup eserlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir yeri olan Catherine Blake’dir. Blake, sadece din konusunda değil, devlet yapısından cinsel özgürlüğe kadar birçok alanda yenilik talep etmektedir. Amerika’nın özgürlüğünü destekleyen; cinselliğin her türlüsünün özgür ve insani olduğunu savunan; tanrının sadece kiliseye hapsedilemeyecek kadar büyük bir varlık olduğunu defalarca kere yineleyen; devletin bir otorite olarak zalimleşeceğini ve yıkılması, yenilenmesi, değişmesi gerektiğini savunan Blake, zamanı için de hatta günümüz için de oldukça sert çizgileri olan çok değerli bir isimdir.

“Ne yaparsan yap bu yaşam bir kurgudur ve çelişkilerden oluşur.” Onun düşünceleri bugün bile birçok önemli isim tarafından takip edilmektedir. Blake’in şiirinin ve düşüncelerinin etki alanına bakıldığındaysa Edgar Allen Poe’dan Charles Baudelaire’e kadar uzanan çok geniş bir çizgiden bahsedebiliriz. İngiliz ve dünya edebiyatındaki yerini çoktan almış olan Blake’in Türkçe’ye kazandırılmış eserlerinde onun düşüncelerinin yansımalarını bulmak bu yüzden oldukça önemlidir. Zira Baudelaire’den oldukça etkilenen ve edebiyatımızı bambaşka boyutlara taşıyan birçok isme giden yol ilk olarak Blake’den geçmektedir. Bu nedenle Blake’i anlamak ve düşüncelerini irdelemek belki de temelde edebiyatın değişim çizgisini anlamak için önemli bir noktadır. William Blake’in Kaan H. Ökten tarafından dilimize çevrilen ve onun sekiz kitabını içeren Vahiy Kitapları, eşsiz dünyası ve kitaba eşlik eden Blake’in elinden çıkma tıpkıbasım gravürleriyle edebiyatın temel taşlarından biri olarak okurlarını bekliyor.



Abdullah Ezik
Yalnız Dergi Picasso sayısında yayınlanmıştır.
Çizim: Nilay Adlim