Sosyal Adalet Savaşçıları

20 Nisan 2021


Sosyal medya araçları ile belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelen insanlar, tepkilerini belki de gerçek hayatta yapamayacakları kadar büyük oranda kitlelere yaymayı başarmışlardır. Bunun sonucunda da birçok alt kategori oluşmuş ve hassas-duyarlı konulara karşı yapılacak olumsuz yorumlara karşı sert bir tepki ve anlık hareketlilik oluşturacak bir model yaratılmıştır. Günümüzde “Social Justice Warrior”lar bunun en önemli temsilcisidir.

Genel olarak internette onlara “Social Justice Warrior” denilmesi bir aşağılama ifadesi olarak kurgulanıyor. Multi-kültürel yapıları destekleyen, sivil ve sosyal haklarını sonuna kadar kullanmaya çalışan birçok sosyal gruplar içerisinde görülürler. LGBT ve feminizm gibi gruplarda da bulunurlar lakin onlardan biraz ayrışırlar. Çünkü onlar LGBT ve feminizmi savunurken SJW’ lar onu olması gereken bir şey olarak görür. Savunulmaması gerekir ve gündelik hayatımızda da normal olarak karşılanmalıdır. Ayrıştırma yapmak veya ayrım yapmamak gerekir, LGBT bir ayrım ifadesi olarak algılanabilir. Fakat bilinçli SJW’ler olduğu gibi bilinçsiz SJW’ler de vardır ve kendi isimlerinin kötü anılmasını sağlayan kesim biraz bu bilinçsiz kesimdir. Çünkü internette bir fikri savunurken geçerliliği belli olmayan ve temelsiz şekilde ortaya attıkları argümanlara dayanırlar. İşin komik kısmı bu argümanlar gerçek olmasa bile onun gerçek olduğuna kendilerini inandırırlar ve amaçları da kendileri gibi düşünen insanlardan takdir ve destek almak üzerine kuruludur. Mesela kültürel azınlıkları veya hor görülen, ezilen kesimleri desteklerler. Bu dediğimiz azınlık kesim Amerika’da genel olarak “Person of Color” olarak adlandırılır. Bu şu anlama gelir; Afrika’dan işçi olarak getirilen ten rengi koyu insanlar, Hindistan’dan gelen veya Meksika’dan gelen, ten rengi esmere yakın olan insanlar veya daha genel ve kelimenin aşkın anlamıyla, azınlık gruba dahil olabilecek her kesimdir. Şimdi burada sorun yok, Social Justice Warrior’ ların savunduğu şey bu azınlıkların hakları ve özgürlükleridir. Tarihin tozlu sayfalarından itibaren süregelen bir ayrıştırma durumu olduğunu biliyoruz elbette. Antik dönemde kölecilik ardından feodalizm ardından kapitalizmde bu anlayışlar sürekli tekerrür etmiştir. Günümüz teknoloji toplumu ve küresel dünya düzeninin inşasıyla birlikte durum oldukça farklı noktalara evirilmiş olsa da geçmişin getirmiş olduğu sınıfsal olarak kurgulanan sürecin kalıntıların devam ettiğini söyleyebiliriz. Buna örnek olarak da son zamanlardaki George Floyd vakasını örnek gösterebiliriz. Yani SCW’ların asıl amacının bir bakıma, insanların doğuştan getirdiği yaşama, özgürlük haklarını savunmak olduğunu görüyoruz. Peki burada bir yanlış yok gibi görünüyor fakat iş uygulamaya geldiğinde durum biraz değişiyor. Mesela SJW’ lar ten rengi ayrımından dolayı ortaya atılan haksızlıkları dile getirirken, bunu beyazlardan nefret eder bir şekilde dile getirirler. Elbette kendileri de beyazlardır. SCW-karşıtlarının temel görüşleri de bunların üzerine kuruludur. Mesela bir karşıt görüşe baktığımızda; saldırdıkları kesim kadar ırkçı, cahil ve cinsiyetçi olduğunu dile getiriyorlar. Ten rengi koyu olan insanları savunurlarken, bunu beyaz ten rengine sahip olan insanlara saldırarak yaptıklarını söylüyorlar. Şimdi elbette bu karşıt görüşlerde haklılık payı vardır. Fakat genel olarak SCW’ların saldırdıkları kesim zaten “ırkçı, cahil ve cinsiyetçi” kesim olduğundan SCW’lar o kesimi dışlayarak ve ezerek konuşmalarını normal varsayabilirler. Buradan sonuç çıkmaz ve atışmalar ile sonlanır. Şöyle pencereden olaya baktığımızda teorinin özgürlük üzerine kurulu olduğunu görebiliriz ama uygulama tamamıyla saldırı üzerinedir. Belki de farkındalık oluşturmak için saldırmak yerine onların dilinden veya kafa yapısından örnekler verilebilir. LGBT destekçilerinin son zamanlarda SCW sanılması da ilginçtir. Elbette her SCW onların haklarını sonuna kadar savunur lakin asıl çıktıkları nokta zaten cinsiyet diye bir kavramın bulunmaması üzerinedir. Yani bu durumda feministlerin de uğradıkları ayrımcılık ve kadın hakları arayışında olduğu süreçte, SCW’ lar tam anlamıyla onları destekler fakat yine kendi görüşlerinin temelinde böyle bir ayrımcılığın oluşturulmasının baştan yanlış olduğu yönünde olduğu için bir bakıma feminist anlayışa da ters düşer. Çünkü feminizm gibi bir yapının içerisindeki topluluklar, yapılan ayrımcılığı onayıp böyle bir karşıt görüş kurgulamıştır. Yani kadınlar ile erkeklerin eşit olması için öncelikle cinsiyet ayrımı yapılması gerekir. Fakat SCW temellendirmelerinde baştan cinsiyet ayrımı yapılması bile yanlıştır. Bu cinsiyet seçme durumu başta bizim topluluğumuza ters düşse de aslında ortada yanlış anlaşılabilecek veya yanlış yönlendirme yapılabilecek bir mesele yoktur. Bunu da savunma tarzları genel olarak şu şekildedir; siz doğduktan sonra bedeninizin cinsiyeti olabilir fakat bedeniniz sizin cinsel tercihinizi etkileyemez ve kimse sizi bunun üzerinden zorlayamaz. Şöyle düşünelim; bedeniniz erkek bedeni olsun ve siz büyüyorsunuz ve kadın bedenine sahip olanlardan hoşlanmaya başlıyorsunuz. Toplumun normlarında bu süreç bu şekilde işler değil mi? Fakat tam tersi olur da sizin beden yapınız ile aynı beden yapısından hoşlanırsanız bulunduğunuz toplumun kültürel yapısında göre patolojik sayılabilirsiniz. Ama bu durumu görüyor ve bu durumdan rahatsız oluyorsanız, işte burada SCW’ların saldırısına uğrarsınız.

Bildiğimiz üzere son zamanlarda internette abonelik üzerine kurulu dizi mecralarında oldukça fazla eşcinsel karakterler kullanılıyor. Hatta işin diğer kısmında izlediğiniz içeriğe dikkatli bakarsanız “Person of Color” kesiminin bu dizilerin ve filmlerin içerisine zoraki olarak yedirildiğini görebilirsiniz. Çoğu kesim bu durumdan ya sıkıntı duymuyor ya da sıkıntı duyuyor. Fakat belirli bir kesim ise bu zoraki olan durumdan rahatsızlık duyuyor. Bunlar tam ortada olan kısımdır aslında. Ne olmasın, ne de olsun anlayışı hakimdir çünkü onlar için çok bir şey fark etmeyecektir. Şimdi SCW kesiminin direkt olarak “olsun” kısmından olduğunu gözlemliyoruz dijital medya ve platformlarda bu durumun yarattığı baskıyı görebiliyoruz. Firmalar ise baskı yoğunluğundan genelde SCW kesimini tatmin edecek içerikler üretiyor. Dijital içerik üreticileri genel olarak talep üzerine üretirler, fakat direkt olarak norm değiştirme eğiliminde olan bir yayın da bunu dikte biçimi olarak kullanabilir (zoraki kabul). Bundan kaynaklı olarak üreten kısmı ele alırken iki boyuttan ele almamız gerekir (Dikte olarak üretim, talep olarak üretim). Fakat şu an konumuz bu değil. İşin bir diğer ilginç kısmı firmaların baskı yüzünden oluşan durumlarda bilinen kült karakterlerin orijinlerini değiştirmek için uğraşıyor. Bu da orta kesimi çok fazla rahatsız ediyor (aynı zamanda “olmasın” kesimini de). Mesela örnek olarak ele alırsak Ghostbusters (2016) filmine bir göz atarsanız, filmde orijine(1984) kıyasla tüm karakterlerin farklı bir cinsiyette olduğunu ve “Person of Color” kavramının zoraki olarak yedirildiğini gözlemleyebilirsiniz. Bu gibi orijine aykırı gidilmesi SCW’lere karşı olan tutumun sertleşmesine neden oluyor. Fakat SCW’ler bu durumdan gayet memnun. Daha güncel ve zoraki olmayan bir örneği ise Cyberpunk 2077 oyunundan ele alabiliriz. Mesela Cyberpunk’ta cinsiyetimizi ve toplumsal cinsiyetimizi ayrı olarak seçip karakter fiziğimizi istediğimiz şekle göre dizayn edebiliyoruz. Burada bir sıkıntı yok elbette çünkü herkesin kendisine göre oluşturabileceği bir karakter portresi var. Buna karşı çıkanlar “olmasın” diyen kesimdir. Social Justice Warrior’ların aslında tüm bu cinsiyet eşitsizliğini kaldırarak toplumu ve özgürlük anlayışını daha kapsayıcı bir şekilde ele aldığını görüyoruz. Fakat aynı zamanda yine güncel bir oyun olarak Star Wars Squadrons oyununa baktığımızda, beyaz erkek karakterin sadece kötü kısımda olduğunu ve iyi olan karakterlerin direkt olarak “Person of Color” üzerinden seçildiğini görüyoruz. Bu biraz zoraki ve tercihlilik durumunu ortadan kaldıran bir seçimdir. Aynı şekilde Disney, Star Wars’un yeni üçlemesinde ana karakteri beyaz bir kadın olarak seçmiş ve yan karakterleri “Person of Color” içerisinden ele almıştı. Aynı şekilde kötü karakter de beyaz bir erkekti. Ve daha önce Star Wars evreninde daha önce görmediğimiz eşcinsellik durumunu, iki kadın eşcinsel karakterin kutlama yaptığı bir sahneyi kısa da olsa ekleyerek göstermişti. Şimdi insanlar burada yine üç farklı kesime ayrıldı. Bunlardan ilk kesim, azınlık olarak bilinen kesimin böyle kült bir yapıma dahil edilmesinden son derece memnunlardı. Orta kesim ve genel olarak Star Wars hayranları bu durumdan çok hoşnut olmadılar. Çünkü SCW kesimine hitap etmek için Disney’in serinin temellerine ve evrenin yapısına müdahale ettiğini dile getirdiler. Çoğu kısım, sondaki eşcinsel kadınların bulunduğu sahneyi ise bu kesimin isteği ve talebi üzerine filme eklediğini dile getirdi. Bu hayranların büyük bir kısmını sinirlendirdi ve SCW ‘ye karşı tepki oluşmasına neden oldu. Elbette olmasını istemeyen kesimde, orta kesime dahil olmuştu. Verilecek örnek çok elbette bunun için popüler kültür içeriklerinin yakından takip edilmesi gerekiyor. Ben burada hepsinden bahsederek konuyu daha fazla dallandırıp budaklandırmayacağım. Fakat bunun çok uzun bir süreç olduğunu düşündüğümüz zaman (özellikle Amerika’da), bu gibi olayların sıklığı zaman içerisinde SCW’nin kötü anılmasına neden oldu. Bunu savunan SCW’ların “Buna nasıl tepki gösterirsiniz? Heteroseksüel karakter olunca ağzınızı açmıyorsunuz fakat eşcinsel olunca mı rahatsız oluyorsunuz?” diyerek tepki gösterdiklerini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Elbette bunu diyenlerde var fakat biz linç ekibinden bahsediyoruz… Bu bahsettiğimiz orta ve diğer kesim genel olarak SCW dahilinde bilinçsiz ve linç kültürü üzerine olan kesim tarafından saldırıya maruz kaldı. Yani sosyal medya bu kesimler arasında bir savaş alanı işlevi gördü diyebiliriz.

Tutucu kesimler de SCW’lara karşı oldukça sert bir pozisyon aldılar. İzledikleri filmlerdeki eşcinsel karakterler kültürel olarak getirdikleri örüntülere aykırı olduğundan bunu protesto etmeye çalıştılar. SCW’ların ayrılan kollarından LGBT kısmı kendilerine saldırmaya çalışan bu kesimi sosyal medya üzerinden susturup büyük kitleler ile linçlediler. Sosyal medyada durum böyle olsa da dış dünyada durum tam olarak sosyal medyadaki kadar kuvvetli değil. Fakat şu an için küresel medya SCW tarafında yer alıyor. Aynı zamanda SCW’nin sosyal medyadaki kitlesi de göz ardı edilemez. Eski hareketlerdeki gibi fiziksel bir eylemden ziyade, koskocaman sanal bir ordu mevcut. Tekrar söylemekte fayda var elbette, SCW’ların kötü anılmalarının sebebi, içlerinde bulunan duyar kasmaktan çok fazla hoşlanan kesim ile alakalı. Mesela “Body Positivity” destekleyici SCW’leri bu kısma örnek olarak gösterebiliriz. Bazıları vücudunuz ile barışık olmanız gerektiğini ve insanların kiloları ile dalga geçmenin aşağılık bir eylem olduğunu savunuyorlar. Toplumda örnek olarak sunulan beden ve fiziksel modellere karşı çıkarak, tüm vücut modellerinin kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Burada da şöyle bir sıkıntı var, insanlar obez veya aşırı kilolu olabilir fakat onları kiloları ile barıştırmak ve olduğu halde mutlu olması gerektiğini yansıtmak onların sağlıkları ile doğrudan oynamaya giriyor. Çünkü kilo vermek yerine, aksine ikna edilen bir birey fazla kiloları yüzünden yaşamını kaybedebilir ve hayatın güzelliklerini yaşayamayabilir. Elbette bu kesim bunu farkında fakat “sen böyle güzelsin!!” diyerek onları mutlu etmeye odaklanıyorlar. Eğer sosyal medyada birinin kilosu ile dalga geçmeye kalkarsanız da karşınızda direkt olarak SCW’ leri bulursunuz. Dalga geçme eylemi SCW için kabul edilemezdir. Çünkü insanların özgürlüklerine ve alanlarına girerek onları huzursuz edersiniz. Bu bakımdan SCW ‘leri takdir edebiliriz elbette. Lakin yine birine “kilolu” olduğunu kibar bir dille belli etseniz dahi veya magazinde herhangi bir ünlünün fotoğrafının altına bu şekilde bir yorum atmanız dahilinde, duyarcı SCW dediğimiz ekibin linçine maruz kalmanız kuvvetle muhtemeldir. Yine ayrılan bir kolları Vejeteryan ve Veganlar. Ayrı ayrı ele alınması gerekiyor elbette fakat biz son zamanlarda veganları daha çok SCW içerisinde görmeye başladık. Hayvan kullanımı ile alakalı hiçbir şey tüketmeyen vegan kesimdeki SCW’larda anlayacağınız üzere genellikle hayvan tüketen insanlara saldırırlar. Burada çok büyük bir kitle yok fakat bahsetmeme değecek kadar gözlemledim. Genel olarak evdeki kedi veya köpeğinizi kesip yiyemeyeceğinizi ve bunu vahşet olarak algılayabileceğiniz üzerinden, diğer hayvanlara aynı şekilde yaklaşmayarak tür ayrımcılığı yaptığınız öne sürülür. Bundan dolayı hayvanları ve hayvanların kullanıldığı hiçbir ürünü tüketmemeniz gerekir. Karşı argümanlar da son zamanlarda yaygınlaştı, bunlar da tahmin edebileceğiniz üzere bitkilerin de canlılık niteliği üstüne kuruludur.

Genel olarak toparlamamız gerekirse SCW’ların günümüz haline doğru olan yapısına baktığımızda tutumsal olarak çoğu zaman özgürlük, eşitlik ve adalet üzerinden yürüdüğünü gözlemleyebiliriz. Fakat bunu yaparlarken karşıt kesimlerin söylemlerine bakarak, onların da ayrımcılık yaptığını görebiliyoruz. Beyazlara nefret duyarak diğer ten rengine sahip olan insanların değerlerini savunmak, bazı durumlarda kendi değerlerine saldırmak anlamına geliyor. SCW’lar her şeye fazla duyarlıdır. Espri ile yapılabilecek ciddi olmadığınız ırkçı bir şaka bile linçlenmeniz için yeterli bir sebeptir. Yani konuşma özgürlüğünüz “başkalarının yaşam tarzları veya ırkları üzerine olmamalı çünkü bu konuşma o kesimin yaşam özgürlüğünü kısıtlar” tezi üzerinden kurgulanır. Azınlıkların haklarına sahip çıktıkları için elbette düşünce olarak iyi bir amaca hizmet ediyorlar. Zaten bu kadar eleştirilmelerinin sebebi temel düşünceleri değil, bu temel düşünceleri uygulama biçimleridir. Ama şunu unutmamak gerekiyor;

Tüm insanlar azınlık olup dışlanmaktan bir adım uzaktalardır. İnsan insanı sever sadece insan olduğu için. Ön yargı ve getirmiş olduğu kültürel örüntüler ile bir insana nefret duyma eyleminin zamanı geldiğinde aynı sonucun kendisi için yaratılabileceğini unutmamalıdır. Kabul etmek ve saygı göstermek, kimseyi özel alanımıza dahil etmez. Sadece daha iyi bir birey olmamızı sağlar.


Berkay Döven