Sevginin Yetmediği Geç Kalınmışlık: Vesikalı Yarim

15 Nisan 2021



1968 yapımı siyah-beyaz Lütfi Akad filmi olan Vesikalı Yarim, manav dükkânında babasıyla çalışan Halil’in arkadaşlarıyla Beyoğlu’ndaki Şen Saz’a gitmesi ve orada çalışan Sabiha ile karşılaşması, her iki karakterin de karşılaşmadan sonra yaşadıklarından dolayı benlikleri ve hayatlarının büyük ölçüde farklılaşması etrafında şekillenir. Konu uzaktan bakıldığında aslında okuyucular için yabancı değildir çünkü film, Sait Faik Abasıyanık'ın 1948 yılında yayınlanan Lüzumsuz Adam'ından çıkan “Menekşeli Vadi” hikâyesinden uyarlamadır.

Öyküde menekşeli vadi, sıcaklığı ve doğayı, doğalı öne çıkararak aslında aileye tutunur ancak film bambaşka bir çizgide ilerler ve aile ile vesikalı yari onarılamaz bir biçimde ayırır. Menekşeli Vadi, yuvasını bir kaçamak uğruna kaybetmiş bir adamın hikâyesidir ve bu kaybın telafisiyle sona erer. Kaybedilen şey, öykünün sonunda vurgu yapılarak değerli kılınan menekşe kokulu evdir, ailedir. Tüm kayıpların telafi edildiği, tamlık hissini yaratan ailenin daim kalıcılığı ve “gerçekliği” asıl temadır fakat Vesikalı Yarim burada ayrılır: Filmi harekete geçiren şey arzudur, tema ise arzunun imkânsızlığıdır.

Halil’in hayalindeki Sabiha, “mükemmel kadın”dır, hem kokusu her zaman güzel, boyalı, alımlı hem de fedakâr, aşkına kendini adayan iyi bir kadındır. Sabiha’nın evinde kaldığı ilk gece, onu makyajsız gördüğü an, aslında kırılmalardan da biridir çünkü Sabiha’nın kokulu, makyajlı hâline duyduğu hayranlığı ve büyülenmişliği, bu zamana kadar alışmadığı, tanıklık etmediği bir gerçeklik olarak yaşar. Diğer yandan Sabiha da alışmadığı bir gerçekliği merkezine oturtmaya çalışır. Sigara içişi bile değişir, eviyle ilgilenir ve diğer herkes gibi ütü-yemek yapar. Bu yabancılık yakından bakıldığı zaman onları ayıran temel şeylerden biri olur aslında. Ne Halil’in evli ve iki çocuk babası oluşu, ne Sabiha’nın vesikalı oluşu onları ayırır. Aslında Sabiha’nın çıkmazların kadını olması, bir şekilde mümkün olmayan olmasından dolayı olur.

“Çok kıymetli bir şey bulursun, sonra bulduğuna pişman olursun çünkü nereye koyacağını bilemezsin.”

Onlara hâlâ bu “biz” cümlesini kurdurtan denge, Sabiha’nın Halil’in babasıyla birlikte çalıştığı manavı görmeye gitmesi, oradaki ailenin bir yenisinin bir daha kurulamayacağını er geç fark etmesiyle bozulur. Artık “ben” cümleleri yerini alır ve ayrılırlar.

Halil’in hayatını bir çember olarak nitelendirir ve çemberin parçalarını da yaşamındaki getirilerin oluşturduğunu kabul edersek, Sabiha’nın getirdiği duygular bir fazlalık olarak çemberden atılır ve bu ayrılmadan dolayı çember hiçbir zaman eskisi gibi kapanmayacaktır, kapandığı zannedilerek yaşanılacaktır. Zıtlıkların getirdiği ayrışma, her ikisinin hayatında da burukluk olarak devam edecek, yerini hep bir “keşke”ye bırakacaktır:

“Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık.”

Bu “keşke”lik çok eskiden olsaydı olabilirliği ve bu sevginin bir şekilde olasılığını saklayan buruk bir kabullenmedir. Bu yönden Vesikalı Yarim aslında sadece bir aşkı anlatmaz, toplumsal normlarla da uyuşmayanı ve onun getirdiği sonu bize gösterir. Bu yüzden bir yanımız kendini keşfeden, onun peşinden gitmeye çabalayan Halil’de ve diğer yanımız da o güvenli alan olan aile evindeki sorumluluklarını yerine getirmek zorunda olan Halil’de kalır.

Öte yandan “imkânsız aşk” temasıyla ölümsüzleşen Vesikalı Yarim’de metinleraraslığı yakalarız:

İlk olarak, Orhan Veli’nin “Tahattur” adlı şiirini görürüz: “Alnımdaki bıçak yarası / Senin yüzünden / Tabakam senin yadigârın / ‘İki elin kanda da olsa gel’ diyor / Telgrafın / Nasıl unuturum seni ben / Vesikalı yarim?”

Daha sonra 1990’da yayımlanan Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ında izini sürer: Romanda eşini bulmaya çalışan Galip, Vesikalı Yarim filminin içine oyuncuların kıyafetlerini giyen, pozlarını veya duruşlarını taklit eden benzerlerinin çalıştığı bir genelevde Türkân Şoray’ın taklidiyle tanışarak girer. Kadının “Çok eskiden rastlaşacaktık” sözü, “imkânsız aşkı/arzuyu” ve bunun büyüsünü Galip’e anımsatır.

Diyebiliriz ki, Vesikalı Yarim’deki “geç kalmışlık” başka türden metinlerde, başka türden aşklarda geç kalmışlıklarla yer değiştirir.


Bahar Bulut  


Kaynakça:

Abasıyanık, Sait Faik. (2016), Lüzumsuz Adam, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

Nilgün Abisel, Umut Tümay Arslan, Pembe Behçetoğulları, Ali Karadoğan, Semire Ruken Öztürk, Nejat Ulusay. (2018), Çok Tuhaf Çok Tanıdık Vesikalı Yarim Üzerine, Metis Yayınları, İstanbul.