Platon: Mağara Alegorisi

2 Nisan 2021


Gerçeklik, dünyanın bize öğrettiği bilgilerden oluşan bir kavram mıdır? Yoksa duyularımız ile algıladığımız bir olgu mudur? Başkalarının gerçekliği ile kendi gerçekliğinizi nasıl yorumluyorsunuz? Gerçekliği duyular aracılığıyla mı yoksa mantığınız ile mi algılıyorsunuz? Ve şu an dünyada yaşanılanlar, duyularımız ile tanıdığımız bir nesne algılaması mıdır? Bu incelemede Platon’un Mağara Alegorisi hakkında konuşacağız. Aynı zamanda gerçeklik kavramı ile beraber derin bir yolculuğa çıkacağız.

Öncelikle alegori nedir kısa bir tanım yapalım isterim. Alegori; bir fikrin, davranışın, eylemin, duygunun, bir kavramın ya da bir nesnenin simgelerle, sembollerle ifade edilmesidir. Platon’un Mağara Alegorisi, Devlet adlı eserinin 7. kitabının en başında geçmektedir. Asırlar önce yazılan bu anlatı günümüze önemli bir ışık tutuyor. Sizce bu anlatım dünyamızda bir değişime yol açtı mı?


Platon’un Mağara Alegorisi, mahkumların doğdukları günden beri zincirlere bağlı bir şekilde yaşadığı hayatı ve aralarından birinin aydınlığa erişme hikayesini anlatıyor. Mahkumlar, doğdukları günden beri zincirlere bağlı şekilde yaşar. Tek görebildikleri şey karşılarındaki mağara duvarı ve gölgelerdir. Mahkumların arkasında yükseltilmiş geçit, geçitin arkasında yanan bir ateş vardır. Mağaranın dışını hiçbir şekilde görmeyen bu mahkumların bildiği tek gerçeklik önüne düşen gölgelerdir. Bu gölgeler, yanan ateş sayesinde mağara dışında yaşayan insanların çeşitli nesneler ile geçitten geçmesi ile mağara duvarına gölge olarak düşer. Bir gün mahkumlardan birinin zincirleri açılır ve serbest kalır. Gerçek dünyaya gitmesine izin verilir fakat ilk başta karanlıktan çıkmakta zorlanır. Çünkü karanlıkta alıştığı bir düzen vardır. Dış dünyada neyin gerçek olduğunu anlamakta zorluk çeker. İlk önce nesnelerin gölgesini görmeye başlar. Sonra su üzerinde yansımalar dikkatini çeker. Zamanla yıldızlar ve diğer nesneleri gerçekte oldukları gibi görmeye başlar. En son güneşi görür ve aydınlığa kavuşur. Mağarada gördüğü gölgelerin sahte olduğunu fark etmesi ile gerçeği keşfeden mahkumumuz aydın bir kişi haline gelmiştir. Gerçeği mağaradaki mahkumlarla paylaşmak için geri döner ve bu dünyayı tanıtarak onların da zincirlerinden kurtulmalarını ister. Yaşadığı bu deneyimi anlatmak için geri döndüğünde, mahkumlar ona inanmayı reddeder. En korkunç olan kısım, zincirlerini kırıp onları serbest bırakmaya çalıştığında ölüm ile tehdit edilir. Çünkü mağarada yaşayan mahkumlar kendi konfor alanlarında mutlu ve güvende hissediyorlardı. En azından onların gerçekliğini bu şekilde görüyoruz.  Başka bir gerçekliğe ne inanıyorlar ne de kabul ediyorlar. 


Sizce bu anlatımda pranga ne anlama geliyordu? Doğduğumuz andan beri öğrendiğimiz kalıplar ve bize dayatılan eğitim sistemi mi? Hayatı ve gerçeği sorgulamayan herkesin ruhunun zincirlendiğini mi?

Karanlıktan aydınlığa cesurca adım herkes en sonunda güneşi görmeyi başarır. Güneşi gören, aydınlığa kavuşan, sorgulayan ve sorgulatan herkes kendi gerçeğini bulur. Şimdiki zamana gelelim. Kendimize birkaç soru sorarak hangi tarafta olduğumuza bakalım. Bu alegoride hangi gerçeği benimsiyorsunuz? Aydınlığı mı? Karanlığı mı? Medyanın ve eğitim sistemin bize dayattığı gerçekleri ve doğruları mı? Yoksa prangalarından kurtulan, duyuları dışında mantığını, aklını kullanarak hakikate erişmeyi mi? Çoğu insan farkında olmadan mağarada yaşıyor, değişimi reddediyor ve karanlıktan besleniyor. Eğer şu an bir mağarada yaşadığınızı hissediyorsanız bunu fark ettikten sonra doğru yolu bulacağınıza eminim. Mağaranın dışında her zaman ışık ve gerçekler vardır. Yolun sonunda güneşe erişeceksiniz. Eğer zincirlerimden memnunum, konformist olmak beni mutlu ediyor ve güven veriyor diyorsanız… O zaman gölgeler dünyasında başarılar dilerim. Ve çok sevdiğim bir sözü paylaşarak sizi düşüncelerinizle baş başa bırakıyorum. 


“Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.” – Platon



Selen Danacıoğlu