Nar Lekesi

8 Nisan 2021



Kadın bileklerine geçirdiği çileyi havada tutmaya çalışıyordu. Kayınvalidesi bir sağdan bir soldan çekiştirip yumak yaparken. Uyuşmuştu kolları artık, yavaş yavaş aşağı iniyordu. Farkında değildi. Aklı bugün götürdükleri hocaya gitmişti. Cam kapaklı büfelerde irili ufaklı şişeler. Kilitli. Sırtında okuyamadığı harflerle üst üste yatan kitaplar. Raflarda. Derdini sormuştu hoca kayınvalidesine. Kendisine dönüp bakmadan. Zorla götürmüşlerdi. Kolundan tutup. Bu hoca diğerlerine benzemiyormuş. Ne kısırlara ne kız kurularına ne fakir fukaraya. Kim gitse çaresini yazmış vermiş ellerine. Sürmüş. İçirmiş. Kaldır şu kollarını. İp dolandı gene. Senin yapacağın işin. Kocası dönüp baktı. Kaşlarını çattı. Kalk meyve getir.


Mutfakta kıpkırmızı elmaların kabuklarını soydu. Hiç koparmamaya çalışarak. Kenara koydu. Çay yaparım. Deli deli konuşuyor, demişlerdi hocaya. Ne desek itiraz ediyor. Kuzu diye aldık, kurt çıktı. Aslan gibi adam. Sabrı taşacak, az kaldı. Portakalın kabuğunu soydu. Kokusunu içine çekti. Reçel yaparım. Dünya bu kadar güzelken hayat böyle çirkin olsun. Aklı almadı. Portakal böyle güzel kokarken. Hayat. Narın tepesini kesti. Beş parça. Zarların üstünden beşe böldü, muntazam. Ağzına attı bir tanecik. Gelen var mı diye yokladı kapıyı. Dilinin üstünde ezdi nar tanesini. Narın suyu ağzını şenlendirdi. Hayat. Nerede kaldın, diye bağırdı homurtu. Homurtunun sırtını sıvazladı el. Kızarmış beyaz parmakları kasıldı kadının. Fazladan sıktı narı. Yüzü gözü nar suyu. İçinden bir kahkaha yükseldi. Karnında yankılandı. Göğüs boşluğunda sıkıştı, söndü. Elmayı kararmasın diye kesmemişti. Bıçağı da aldı yanına. Bu meyve tabağına gündoğumu adını veriyorum. Narın kızarttığı gökyüzüne, göğün ısıttığı portakal denizine baktı. Yavru ağzı.


İçinden elmayı alıp kocasına uzattı tabağı. Elmayı dilimlemeye koyuldu. Bıçağa takıp uzattı bir dilimini. Adam dışı kahveye dönmeye başlamış elmaya baktı. Gözlerini elmadan kaldırmadı. O kadar öfkelendi ki karısını görse kan çıkacak. Sakinleşmeye çalıştı. Elinden bir kaza çıkmasın. Ama olmadı, yapamadı, elmayı avcunun içinde sıkıp tabağı fırlattı. Nar taneleri ait oldukları göğe çıktı. Portakal dilimleri deniz. Kayınvalidesi zor tutuyordu adamı parmağının ucuyla. Gömleğinin kıyısından. Elinden kaçırıverdi. Nar tanelerinden biri. Bir nar tanesi gelip kondu adamın beyaz gömleğine. Homurtunun beyaz gömleğine. Nasıl çıkacak bu nar lekesi şimdi? Nar lekesi çıkmaz. Kadın gömleğe baktı. Giderek yayılan kırmızılığa. Yaralı bir hayvan gibi. Ağzı sulandı. Senin yapacağın işin, dedi gömlek. Yumruğunu sıktı, doğruldu.


Olacakları gördü kadın. Sıçrayıp ayağa kalktı. Elindeki bıçak ışıldadı. Kocası ve kayınvalidesi birbirine baktı. Ne oluyor, dedi fısıltıya dönen homurtu. Hocanın verdiğini içmedi mi bu? İçti, dedi öbürü. Gözümün önünde içti. Fısıltı bir adım geriledi. Kadın yüzünde farkında olmadığı nar lekeleri, bıçağın gözüne yansıyan ışıltısı, heyecanlı nefesinin hırıltısıyla karşılarında. Bıçak tutan elini havaya kaldırdı. Göğsü yukarı kalktı. Yüzünde çarpık bir gülümsemeyle karşısındakilere bakıyordu. Ağzından çıkan çığlıkla heyecandan yanıp sönen bıçağı daha fazla bekletmedi. Aşağı doğru indirdi. Kendine sapladı. Kalbine. Kocaman gözleri daha da açıldı. Gülümsemesi yüzüne yayıldı. Karşısındakiler donakalmış. Gövdesini kalbinden karnına yardı, elini öne uzatıp bıçağı yere bıraktı. Kendisi de yere yığıldı. Bir süre kıpırtısız kaldıktan sonra açılan yarıktan sürüne sıkışa dışarı çıktı. Ayağa kalktı. Bir post gibi yerde yatan derisine baktı. Şimdiden kuruyup pullanmaya başlamış. Kendisine bakan korkulu gözler, açık ağızlar. Ortalık batmış. Çıkar mı kan lekesi. Çıkmaz. Hah. Dönüp nar lekesiyle karışık kanı sildi yüzünden. Kapıyı vurup çıktı.


Ayşe Parlak Akyüz