Mutlu Sona Ulaşana Kadar Koş Lola

15 Nisan 2021

Anlatının en temel tanımı, "neden-sonuç ilişkisine dayalı, belirli bir zaman ve mekânda meydana gelen zincirleme olaylar"dır. Yani anlatı üç ilke üzerine kuruludur: Nedensellik, zaman ve mekân. Gelişigüzel olaylar silsilesinin hikâyeye dönüşmesi zordur. Nedensellik bu noktada devreye girer. Fazlası sıkıcı, azı kaybolmamıza neden olacak bir tür yasa. Nedenselliğin karşısında ise rastlantısallık vardır. Temel bir ayrım yaparsak. Realizm nedensellik ilkesi üzerine kuruludur. Batı edebiyatı ve sanat için sanat yaklaşımı bu izleği takip eder. Romantizm ise rastlantısallık ilkesi üzerine kuruludur. Doğu geleneği, masallar ve toplum için sanat yaklaşımı da bu izleği takip eder. Borges ise bu kadar net bir ayrıma gitmemeyi tercih ederek şöyle der: "Rastlantı dediğimiz, nedenselliğin karmaşık işleyişini bilmememizden başka nedir ki?"

Tesadüfler gerçek hayatta ilginç ve şaşırtıcıdır. Kurmaca dünyasındaysa tesadüfün fazlası gerçekçiliği zedeler. Nedensellik yerini rastlantısallığa bıraktığında, anlatı masalsı alana kayar. Olağanüstü rastlantılar, akla hayale sığmayacak karşılaşmalar seyirciyi en kestirme yoldan etkileme peşinde olan melodramlara yakıştırılır. Yeşilçam anlatılarının bir kısmında da tesadüf abartılarak dramatize edilir.

Diğer yandan hikâye anlatmak yaşamın korkutucu rastlantısallığının üstesinden gelebilme, onu kısmen de olsa kontrol altına alma çabasıdır. Başrolü rastlantılara veren filmlerse bu durumla didişirler. Koş Lola Koş (Tom Tykwer, 1998) da bu örnekler arasındadır.

Aynı zamanda en yaygın şablon olan Aristoteles temelli "kanonik öykü formatı"na da (Aristotelesçi kurmaca düzeninin ilkeleri) aykırıdır. Aristotales'in dünyası olabilirlik ve zorunlu-luk üzerine kuruludur. Bu gerçek dünya referansı mimesisin temelini oluşturur. Bu mantıkla sınırlanan anlatılarda aynı olay sadece bir kez yaşanabilir. Koş Lola Koş'ta ise üç alternatifli olay örgüsü karamsar veya kaderci olmadan, kasvetli bir olayı bile ferah bir ruh hâliyle takip etmemize neden olur.

Film, olası hayatları paralel kurguyla değil, ayrı bloklar hâlinde verir. Yapısı klasik giriş-gelişme-sonuç akışında değildir. Kendi içinde ayrıca organize olmuş bir giriş-gelişme-sonuç, iki gelişme-sonuç olmak üzere üç bölümden oluşur. Film, video klip hatta video oyunu estetiğindedir. Zaten yapısı da karakterler öldükçe başa dönme mantığıyla kurgulanmıştır. Üç canımızın olduğu bir oyun gibi. Yalnızca Lola'nın değil, koşarken yanından geçtiğ insanların da değişen hayatlarını takip ederiz. Lola'nın onlara omzuyla çarpması veya teğet geçip gitmesi arasındaki küçücük farkların bambaşka sonuçları, fotoğraflarla gördüğümüz ileriye dönük projeksiyonlarla sergilenir. Bir tür kelebek etkisi mantığıyla.

Her şey Lola'nın sevgilisinin mafya liderine teslim etmesi gereken yüklü miktardaki parayı polisten kaçarken metroda unutmasıyla başlar. Fark ettiği anda onu bir evsize kaptırdığını görmüştür. O parayı buluşma saatine kadar bulamazsa işi bitmiştir. Lola'yı arayıp durumu anlatır. Üç koşu planı da telefonun kapanmasıyla başlar.

Birinci akışta Lola üst düzey banka çalışanı olan babasına koşup bu parayı ister. Alamayıp yoluna devam eder. Çaresiz sevgilisi kaybedecek vakti kalmadığı için market soygununa başlamıştır. Lola ona yardım eder. Ancak çıkışta polis tarafından vurulup ölür.

İkinci akışta Lola aynı yollardan, aynı insanlarla karşılaşarak geçer. Babasından parayı alamayacağını öğrenince güvenliğin silahıyla bankayı soyar. Parayla sevgilisiyle buluşacağı alana koşar. Son anda yetişir ama bu defa da onu bekleyen sevgilisine ambulans çarparak ölümüne neden olur.

Üçüncü akışta Lola'nın sevgilisi evsize rastlayıp parasını geri alır. Lola ani bir kararla karşısına çıkan kumarhaneye girer ve ihtiyaç duydukları parayı kazanır. Buluşma noktasına geldiğinde sevgilisinin mafyayla dostça vedalaştığını görür. Ondaki para da kendilerine kalmıştır. Durduk yere zengin olmuşlardır. Hem de bu defa kimse ölmez.

Hakan Bıçakçı
KAFKAOKUR Dergisi, Yaz: Umut.