Kafamın Derinliklerindeki Kapılar

11 Nisan 2021


Bir düş kurmak istedim gecenin sessizliğinde. Kimsenin bilmesini istemediğim ama aklımın derinliklerinde yatan bu his, düşlerim... Düşlerim benim için önemli, herkesinki kadar ya da kimsede olmadığı kadar!

Düşlerimi herkesten, kendimden bile saklayabileceğim gizli bir yer bulmam lazımdı. Kafamın derinliklerinde, bir sürü kapı, her kapıda başka bir sürgü, elimde ise her kapının kilidini açabilen tek bir anahtar… Acaba hangi kapının kilidini açıp da düşümü oraya saklamalıydım? Bu benim için cevaplaması zor bir soru oldu her zaman. Her yeni düşte bu korkuları bu heyecanları yaşamaktan çok da memnun olduğum söylenemezdi.


Kafamın derinliklerindeki kapılar… Kapıların ardındakiler… Onlarda pek memnun değiller bence… Kırmızı bir kapı var mesela, kan kırmızı renginde, parlak, bir o kadar da cezbedici... Ardında nelerin olduğunu benim bile unutmak istediğim! Kırmızı kapı asla olmazdı!


Büyük aile sohbetlerinin olduğu, en masum anılarım ile dolu olan bol kahkahalı anılarla bezenmiş olan yeşil kapı mesela, oraya saklayabilirdim! Nasıl olsa beni iyi hissettiren en kıymetli anılar var dedim içimden. Sonra kapıyı araladım, içime bir hüzün çöktü, mutlu olmam gerekmiyor muydu? Sonra anladım… Annem, babam ve kardeşlerimin olduğu masumiyetle dolu bir bayram yemeğiydi bu… Yengem, halam… Gidenlerin hepsi o kapının ardında. Yengem bana şarkı söylettiriyor daha beş yaşındayım. Diğer tarafta da abimler daha ayrılmamış kucaklarında iki yaşlarında yeğenim. Babam ise çok genç saçlarında çok fazla kır yok. Demek ki daha emekliye ayrılmamış…  Kapattım kapıyı yavaşça, oraya da saklayamazdım.


Beyaz olan dedim hışımla… Beyaz olan kapıda, beyaz renk olan bir bölümde ne kötü olabilir ki? Beyaz kapının ardındakilere doğru yöneldim hızlıca. Kapıyı araladığımda, gözümü yemyeşil çimenden yansıyan bir ışık huzmesi aldı önce… Yemyeşil… Üç yaşlarında bir kız çocuğu… Üstünde ponponlu örme bir kırmızı hırka var koşar adımlarla bana doğru geliyor bir yandan o kadar güzel gülüyor ki! Oyun oynuyor birileriyle belli, arkasından çatala köfte tutuşturmuş bir kadın koşuşturuyor. Annem! Simsiyah saçları var, zayıf o zamanlar. Daha kırklarında bile değil, bana bir tane köfte yedirebilmek için arkamdan koşturuyor yüzündeki o ardı ardına gelen kahkahası… Yakalıyor beni en sonunda kaldırıyor kollarımdan, alıyor kucağına öpüyor. Öpüyor. Öpüyor. Onun iş yerinin bahçesi burası, nerde görsem tanırım bu fotoğrafı, önünde eski salıncaklardan var. Çok severdim bende o eski salıncağı, hani dört kişinin aynı anda sallanabildiği karşılıklı oturulabilenler var ya, işte onlardan.


O kadar güzel kokuyor ki. Anıların kokusu olmaması gerekmez miydi? Ama bu anının var. Yeni yağmur yağmış, ilkbahar yağmuru. Ardından gökkuşağı çıkmış, yeni ıslanmış toprak kokusu kokuyor. Özlem, mutluluk, hüzün kalbime dolan bütün duygularla kapattım kapıyı.


Bu böyle olmayacak dedim kendi kendime kafamda zaten var olan anıların arasına saklayamazdım. Ya değerini yitirirdi ya da kalan anılara değer kaybettirirdi. Bende başka kapılar açmaya karar verdim. O günden sonra karar vermiştim zaten kurduğum her düşe yeni bir kapı aralamaya. Hepsinin kendine özel olmaya ihtiyacı vardı. Zaten hepsi kendine özgü ya da bana özgü değil miydi? Kurduğum düşler ya yaşadıklarımdı, ya da yaşamak istediklerim değil miydi zaten.


Açtım gözlerimi, doğruldum önce, sonra düşündüm; ben sadece bir düş kurmak istemiştim ve sonrasında mutlu olmayı dilemiştim. Olmadı! Mutlu olmak için değildir belki de bazı düşler, başka şeyleri fark etmek içindir dedim kendi kendime…


İç dünyamızdaki imgelere  ulaşabilmek için, anlayabilmek için, bir kalıpta değil de her kalıpta tek tek üstesinden gelebilmek için bile düş kurabilmeyi düşlemek gerektiğini fark ettim…


Seda Furuncu