İnanmak İstediğim Bir Tanrının Cezalarına Boyun Eğiyorum

6 Nisan 2021


”İncecik ipleri vardı onu şimdilik hayata bağlayan” diyor şarkıda. İncecik iplerim ve tutunduğum her şeyin dikeni var gibi. Bileğime iple bir taş bağlanmış da, suyun dibine doğru giderken hala nefes almaya çalışıyormuşum gibi. Gerçeklik algımı önce kalpte yitiriyorum; acıyor, acıyor ve boğaz düğümlenmesi gibi bir his yerleşiyor orta yerine. Aklım alsaydı her şeyi ve bir de orada yitirseydim şu gerçekliği, şu delilikten kurtulacak gibiydim. Ama ne kalbim sıfırlanıyor ne de aklım. Kendi kuyruğunu kovalayan bir kedi gibi dönüyorum olduğum yerde. İnancım bitiyor, azalıyor direncim. Acıyor, acıyor ve yumruk gibi bir kavga indiriyor kalbimin orta yerine. Tam ortasına, bildiğin her şey yalan der gibi bir savaş bırakıyor. Bense oturup denizi izlemek istiyorum tüm bunların olduğu sırada, akıp giden ve kendine ait bir kütlesi bulunan o büyük maviliği izlemek istiyorum. Bazen de boğulmak istiyorum içinde. Maviliklerini tenime sarsın ve sarılsın bana istiyorum. Oyun oynamak isterken tokat yiyip odaya kilitlenmiş bir çocuk gibi kalbim, büyümenin çok güzel bir şey olduğunu sanarak onlarca şey sığdırmaya çalışıyor içine. Susturuyorum içimdeki oyunu. Oynayamıyorum. Salonun köşesindeki koltuğa oturup çekiyorum dizlerimi kendime, nefret ettiğim televizyon kanallarını izliyor gibi yapıyorum. İncindiğimde, oyunlar eksiliyor çocukluğumdan. Kirleniyor göğsüm, günah keçisi oluyorum sevgi dediğim ilahın.

Yorulduğum ama bırakmaya da içimin el vermediği şeylere kızgınım. Denediğim ama hep aynı sonuca gebe kaldığım, düşükler yapmak zorunda kaldığım denklemlere kızgınım. Kendime, bir şeye tüm kalbimle inandığım ve onu büyütmek için tüm güce sahip olduğum ama eninde sonunda ellerimle mezar kazdığım için kızgınım. Kızgınım, çünkü hiç galip gelmiyor kalbim. Kazanamıyor, beceremiyor koşmayı. Sendeliyor ve burkulmuş bileklerine rağmen o acıya katlanıyor, bırakmıyor da. Bıraksa geçecek, pes etse bitecek ama sevmek ya bu; sımsıkı tutmaktan başka seçeneği yokmuşçasına sarıyor.

Kendimi anlatmaktan yorgunum. Anlam bulamadığım her boşluk için, yankılanan bağırışlarıma karşı sağırlaşıyorum. Sağır oluyorum, duyamıyorum. Kendimi duyamamaya başlıyorum. Dudak okumaya çalışıyorum aynada, sesim mi çıkmıyor yoksa gerçekten mi duyamıyorum anlayamıyorum.

Kalbimin orta yerinde elimde oyuncağım öylece duruyorum. Oyun arkadaşları tarafından dışlanmış küçük bir çocuk gibi, yeni bir oyuna girmeye çalışmaya korkuyorum. Koskoca bir kalbim içinde, tek başıma bir oyun kurmaya çalışıyorum. Yerden epeyce yükseğim, yanınca çıkıyorum.

Sevginin her şeyi iyileştireceği gerçeğini bilen hasta yatağıyım. Acıyor, acıyor, acıyor… Yeryüzündeki tüm duvarları yıkmak istiyorum. Yeryüzündeki tüm duvarlara, duvarları olan kalplere kızgınım. Acıyor, acıyor, acıyor… İnanmak istediğim bir tanrının cezalarına boyun eğiyorum. Kalbim, ezbere bildiği şarkıları mırıldanıyor. Geçsin istiyorum; mevsimler gibi, saatler gibi bu da geçsin istiyorum.

Hazal Kebabci