Hüzünlü Bir Sevgi Ustası Yusuf Atılgan Ve Aylak Adam’ı

4 Nisan 2021



“Bir zamanlar hepimizin rahat yaşaması, çiftleşmesi, uyuması için yeryüzünü omuzlarında sarsmadan taşıyan” tedirgin bir yazar Yusuf Atılgan, böyle tanımlayıp imzalıyor kitabının bir kopyasını en yakın arkadaşı İhsan Bayram’a verirken. Merkezinde olan bu tedirginlik, eserlerindeki karakterlerin yalnızlığına, yalnızlığın getirdiği evhama ve sevgi arayışına da bir basamak olduğu söylenebilir aslında. Nitekim 1959’da yayımlanan ilk romanı “Aylak Adam”ın açılış cümlesi şöyledir: “Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.” Bu sevginin getirdiği dinginliği yakalama arzusu ardında C.’nin yaşama bakışını kavramış oluruz:


“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne; kimi işine, kimi sanatına. (…) Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan ve seven bir kadın!”

Aradığı bu aşkı bulamayacaktır C. ve onu bulamadığı gibi toplumla bir bağ kuramayıp onlara yabancılaşacak, hatta onları “onlar” olduğu için, “böyle”liklerini kınayacaktır:

“Ne yamansınız dökme kalıplarınızla, bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.”

“Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?”

1950’lerde edebiyatta iki önemli akımın etkisini görüyoruz burada; biri gerçek yaşamın sorunlarını ele alan toplumcu gerçekçi sanat anlayışı, diğeri ise kişinin “ben merkez”ine odaklanıp onun varlığını vurgulayan varoluşçu sanat anlayışı. Yusuf Atılgan’ın C.’sini bu ikinci kısma dâhil edebiliriz çünkü modern dünyanın insanı da birey olarak yaşamakta, birey olarak varlığını sürdürmekte ve sadece var olmaktadır. C. , kendi çapında dönen ve başlangıç-bitiş çizgisi hep aynı olan biridir. Sadece kendi kadardır ama çoktur, aylaklığı buradan gelir. O yüzden bu varoluş, romanda aylaklıkla izini bırakır. Onun iç dünyası, dışarıda olanlara karşı kendi benliğinde bulduğu sorular ya da sorunlar şeklinde kendini gösterir ve önemli olan da budur. Hatta C.’nin adı bile yoktur, romanda buna Yusuf Atılgan şöyle cevap verir:

“Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır.”

Diğer taraftan ilk kısma, toplumcu bir sanat anlayışına da dâhil etmek çok yanlış olmasa gerek çünkü C. , her ne kadar kalıplara sıkışmışlığa –hatta sığınmışlığa- karşı içine dönse de, buna etki eden şeyleri her daim eleştirmekten çekinmez fakat bir şey yapmaz çünkü o, aylaktır. Yine de bu yabancılaşmanın temelinde, toplumda gördüğü ikiyüzlülük, yalnızlık ve sevgisizlik düzeni vardır. Tüm bu içten içe yaşadığı hırçınlığında katalizör konumundadır toplum ve bu yüzden, önemli bir etkendir.

Öte yandan bu çemberin diğer bir ucu sevgidir. Her ne kadar uyumsuz, bunaltı sahibi sıkılgan bir karakter olsa da, sevgileri kırılgandır C.’nin. Birini bilecek kadar iyi hissetmeyi, tanıyabilmeyi arzular. Sevgilerde bile aynılaşmayı gördüğü anda oradan uzaklaşır ve kötü olanın kendisi olarak anılmasına aldırmaz. Hatta o, “Bir gün sana dünyada katlanacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.” der ancak romanın sonunda tüm heveslerin yitikliği söz konusudur: “Sustu, konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.” Burada C.’nin nasıl bir karakter olduğunu da net bir şekilde anlarız, onun için susmak kabullenmenin yanında içten içte bir direnmedir. Kimsenin “onun için” olanı anlamayacaklarına karşı bir inattır aynı zamanda.

Bir noktada yazdığı kadar var ama Yusuf Atılgan hayatımızda, kimi zaman daha çoğu günlük yaşamın tekdüze, sıkıcı olduğu zamanlar, kendimden, deneyimlerimden, çevremden, tanıdıklarımdan söz etmek, bir bakıma yaşamı yansılamak isteği duyduğumda yazıyorum der. Eşi Serpil Atılgan ise, yazması değil; yaşaması ön planda olan biri, herkesten fazlasını bilir ama bilgisini satmazdı: Binde bir edebiyat üzerine tartışsa, boş konuşmalardan, yapaylıktan nefret ederdi. Hüzünlü bir sevgi ustasıydı o, diyor.

“Evde misin masal söyleyenin var mı
Açık mı kapılar yataklar boş mu
Bensiz”


Bahar Bulut  

Kaynakça

Atılgan, Yusuf. (2016), Aylak Adam, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Şahin, Murat. (2017), Tedirgin Bir Yazar Yusuf Atılgan, Destek Yayınları, İstanbul.