Her Şeyin Hiçliği

23 Nisan 2021

Şu an, belki bir süredir yeni sayısını beklediğiniz derginin başında oturuyorsunuz. Diliniz muhtemelen dişinize baskı uyguluyor. Nedeni ise fikir sahibi olduğunuz ama yine de içeriğini tam olarak bilmediğiniz bu yazıyı ilk defa okumanızdan kaynaklanan bir anlamlandırma çabası. Peki siz, bu yazıyı okuduktan sonra yine de tam olarak bir kavrama gerçekleştirebilecek misiniz? Bu yazının tam olarak ne olduğunu biliyor olacak mısınız? Cevabın tereddütlü olduğunu varsayıyorum. Çünkü her zihin için anlamlandırma ve sonuç çıkarma eylemleri, daha önce anılarınızda bununla ilişkili bölümlerle bağ kurma ve zıttı ile karşılaştırmaya dayanır.


Peki ya biz anlam çıkarmak için nelerle ilişkilendiririz bu kavramları? Her birey, bu zamana kadar doğrudan veya dolaylı, alakalı veya alakasız, farkında veyahut olmayarak aynı zaman diliminde bir başkasının hayat çizgisiyle çakıştığı zaman gördüğü, duyduğu, hissettiği, tattığı ve kokladığı şey zihninde yer edinir. Bilinçli ve bilinçsiz yoldan bir depolama olarak adlandırabileceğimiz bu işlem, birer birer tecrübelerimizi oluşturmaya başlar. Bu tecrübeler herkes için farklıdır; çünkü kimse bir başka somut varlıkla aynı anda, aynı noktada ve aynı biçimde bulunamaz. Bu yüzden gözlemlerimiz ve duygularımız kendi koşullarımıza en yakın biçimde bulunan biriyle bile aynı olamaz, ki koşulların da tamı tamına özdeşliği sağlanamaz. Çünkü hiçbir yer, hiçbir zaman aralığı ve hiçbir varlık birbirinin aynısı değildir; ha farklı zamanlarda, konumlarda (tek kişilik bir konumun koordinatları verildiği zaman aynı koordinat ne bir başka yerde bulunur, ne de o spesifik konumun yerinde aynı zaman diliminde bir başkası bulunabilir) ve farklı yollardan, biçimlerden var olmuş olmasıyladır. Bunun temeli, özdeşliğin kendi zihnimizin en sağlıklı anlamlandırmayı yapabileceği yaşam ve var oluş koşullarımızı oluşturan zaman, mekan, biçim (oluş şekli) ve nitelik kavramlarının birbirinden ayrı olarak ele alınamamasındandır. Çünkü kendi sistemi ve matematiği olan bir olguyu parçalamaya kalktığınız zaman bütünlüğün anlamı bozulur. Bütünlük tek bir kavram veya varlıktan oluşmaz, birçok etkenin bir arada bulunmasıyla anlamı oluşturur. İçindeki çeşitlilikle var olan bütünlük, heptir. Birbirinden ayrı incelenen kavramlar kendi ekosistemini oluşturacak farklılığa sahip olmamasından dolayı hiçliğe karışacaktır. Ki ne kadar birbirleriyle ilişkili olsalar da bizim birbirinden daha ayrı olarak incelediğimiz her şeyin sadece yolunu şekillendiririz. Örneğin pozitif bilimler fizik, kimya, biyoloji, matematik, tarih vb. olarak ayrılsa da hepsinin çalışma ortamı ve malzemesi aynıdır, sadece inceleme biçimleri ve odaklanma noktaları farklılık gösterir; tek bir duyguyu yansıtmak için müzik, resim, heykeltıraşlık, tiyatro ve edebi eserler gibi farklı sanat dallarının kullanılabiliyor olması gibi.


O zaman biz bu gerçekliğin içerisinde bir bakımdan aynılığı tutturamazken algıya gelen ve anlamlandırılması gereken mesajı tam anlamıyla, olduğu gibi kavrayamayız. Deneyimlerimizin ve tanık olduklarımızın şekillendirdiği bakış açımız ve anlam çıkarma şeklimiz zihne geleni özgün bir biçimde işler. Soyut kavramlardan çıktığımız bu yolda da akla şu soru gelir: Ben teknik olarak hep var olmuş, değişmeyen ve kendini hep aynı şekilde korumuş cansız olan bir varlığı bile olduğu gibi algılamıyor, onu da kendime göre uyarlıyor muyum? Her ne kadar yaşanmışlıklar geçmişe aitken bile geleceği etkilerken, gelecekte edindiklerimiz de artık yaşanmışlıkları güncel benlikle yorumlar. Değişim tek bir yerden başlamaz, değişim bütünü kapsayarak değişimi yaratır. Değişim kendi içinde bir paradokstur, sonunun biz insan algısında bir karşılığı tanıklık edebileceğimiz veya karşılaştırabileceğimiz bir zıt örneği olmadığı için yoktur.


Bu sürekli değişim ve farklılığın etrafındaki çeşitliliği ve kendi içindeki özgünlüğüne karşın her şeyi olduğu gibi, tüm farklılıkları ile bilmek, bunu da geçelim tek bir şey dahi olsa bilmek kavramının tamlığına ulaşmak sizce mümkün müdür? Ben sizin şu an sandalyeniz üzerinde, kaşlarınız hafif bir şekilde çatılı oturup oturmadığınızın kesinliğini tamamiyle bilemem, ki muhtemelen de asla bilemeyeceğim. Bir insan olarak edindiğim bireysel tecrübelerin yanında başka insanların tecrübeleri ve kişisel gözlemlerime dayanarak bir bireyin diğer bireylerle olan ortak davranışsal noktalarına göre akıl yürütmem ile tahminsel bir sonuca varırım.

Kesinlik kavramının bilmek kavramıyla iç içe geçtiği saniyelerde, kesinliğin de esasında bilmenin bir başka varyasyonu olması sıra dışı gelmemeye başlar. Kendi canlılığımızın gerçekliğinde, mantık farklı olguların birbiri içerisine geçtiği, benzerliğin farklılıkları bir araya getirirken farklılığın da benzerliği bir araya getirdiği basit bir karmaşanın paradoksunda buluyoruz kendimizi. Ve her şeyin sonunda, birer insan olarak bir parçası olduğumuz bu paradoksu yaşayarak farklılıklarımızla bütünlüğü kendi gerçekliğimizde kavrayarak yolumuzu şekillendirmenin yaşamanın esas olduğunun farkındalığı kalıyor bize de.


Ece Dikici