Haruki Murakami: Karanlıktan Sonra

9 Nisan 2021



Haruki Murakami; kitaplarında işlediği içeriklerin ne anlama geldiğini söylemeye asla yanaşmaz: “Bilinçaltının kuyularından bir görüntü ortaya çıkarsa, bunu analiz etmek zeki insanların işidir ve yazarların zeki olmasına gerek yoktur”diye de ekler ve kendisini bir hikaye anlatıcısı olarak değil de bir hikaye gözlemcisi olarak ortaya koyar.

Haruki Murakami’nin bir yazar olarak ortaya çıkışındaki en önemli anlar da onun bilinçli adımlarıyla şekillenmemiştir. Japonya'nın Amerikan işgali yaşadığı dönemde doğan Murakami, hayatını kendi evcil hayvanının adını koyduğu Peter Cat adlı bir caz kulübü işleterek kazanırken; bir gün bir beyzbol stadyumunda aniden kitap yazabileceği fikriyle yazarlık alanına ilk adımı atar.

Kitaplarında ilk zamanlarından itibaren cinsel kimlik ve aşk, kayıp ve kopma, tarih ve savaş, nostalji ve kader konularına takıntılı bir akış sunan Murakami, Batı kültüründen derinden etkilenmiştir ve temalarının bazı yönlerden en sevdiği yazar ve müzisyenlerden damıtılmış olduğunu açıkça ifade etmekten de çekinmez. Japon edebiyatı kurgusunun çehresini değiştiren bu ismin Karanlıktan Sonra adlı romanı edebiyatın ne olduğu ve ne olması gerektiği ile ilgili vizyonunu açık fikirlilikle ortaya koyduğu romanlarından birisidir.

Karanlıktan Sonra geceleri şehirde farklı insanlarla tanışan üniversite öğrencisi Mari Asai’yi konu alan bir kısa bir romandır. Murakami; karanlığın şehre çökmesinden sonra yaşanılan karşılaşmaların, gündüz deneyimlerinden farklılığını gözler önüne seren bir mekansal algı ile dokunur zihinlerimize. Gecenin çok geç saatlerinde, mantık lambaları söndükten ve rasyonalite gözlerini kapattıktan sonra, dünyadaki yaşamın sınırsızlaştığı ve de bulanıklaştığı fikri ile yolculuğa çıkarız. Gündüzleri özel olan insanların; benzersizlikleri yitikleşmeye, farklılıkları silikleşmeye yüz tutar saatler ilerledikçe. Katı olan parçalanıp metafiziğe teslim olmaya başlar geceyle birlikte.

Romanın merkezini belirleyen 19 yaşındaki Mari Asai, kendisinden daha güzel olan ablası Eri’ye beslediği nefret nedeniyle ailesi ile birlikte yaşadığı eve gitmekten kaçınmaktadır. Onunla tanıştığımızda Mari, bir cafede isimsiz bir kitabı okuyarak zaman öldürmektedir. Nefret ettiği ablası Eri aylardır kesintisiz devam eden bir uyku halindedir ancak Mari onun tersine sürekli olarak uyanıktır. Murakami belki de bu “uyanıklık ve uykuda olma” metaforlarındaki dualite gerçeği ile bizi; tam da bu noktadan hikayeye entegre etmeye başlar.

Mari'nin oturduğu masaya, konuşkan bir caz tromboncusu ile başlayan bir dizi ziyaretçi gelir; felsefi sohbetiyle ortaya çıkan bir iş insanını ve sonrasında da göçmen bir hayat kadınını gözlemleriz masada. Kahramanların iradeleri çatışmalarla sunulmaz bize, hepsi ortak bir akışa yayılır roman boyunca.

Bir röntgenci gibi gözlemler Murakami Karanlıktan Sonra kitabındaki kahramanlarını. Daha geleneksel, her şeyi bilen bir anlatıcının aksine, deneysel kanıtları kaydetmeye ayarlanmış ancak yorumlayamayan bir bilim insanı gibi belirsiz bir takiptedir. “Görünmeziz, anonim ve davetsiz birer misafiriz," diye yazar sonraları. "Bakıyoruz. Dinliyoruz. Kokuları not ediyoruz. Ama o yerde fiziksel olarak var değiliz ve geride hiçbir iz bırakmıyoruz. Zaman yolcuları gibiyiz. Gözlemliyoruz ama müdahale etmiyoruz. " der kahramanlarını yazarkenki tavrını anlatmak için.

Mari'nin gecesi yarı macera, yarı terapi, yarı aşk hikayesi öğeleriyle akar. Sohbetler aynı anda hem sıradan ve derin, hem belirsiz ve sürükleyici, hem de gündelik ve felsefidir. Karanlıktan Sonra; uyku ile uyanıklık arasındaki belirsiz boşlukta gelişir. Bir karakter diğerine "Gölgeleri tanımak ve anlamak, sağlıklı bir zekanın yaptığı şeydir" der. Bu roman tamamen gölgelerde geçer. Murakami, algı ve varoluş hakkında sorular sorar, ancak cevaplar üretmez. Ona göre herkesin hayatında bir şekilde karşılaştığı ilgi çekici durumlar ve konuşmalar vardır. İşte bu öze güvenir ve romanını dokur.

Karanlıktan Sonra Mari’nin Yalnızlığı Nereye Evrilir?

Yalnızlığın halleri; Murakami'nin Karanlıktan Sonra’sında karakterlerin bakış açılarından hikaye boyunca gözlemlenir. Mari Asai’nin derinlikli yalnızlığı; onu yalnızlıklarıyla farklı şekillerde başa çıkmakta olan diğer insanlarla tanışmaya yönlendirir. Hikaye ilerledikçe karakterin yaşadığı yalnızlık da ilerler.

Kapsamlı bir açıdan bakıldığında Mari Asai'nin yalnızlığının farklı odaklanma türlerine göre farklı şekilde tasvir edilen dört önemli formdan oluştuğunu görürüz. Bunlara;

-tek başınalık,

-izolasyon,

-yalnızlık ve

-yabancılaşma olarak tanıklık ederiz. Hikaye boyunca yalnızlığın formlarının ana karakter tarafından nasıl deneyimlendiği ve ortaya çıktığı gösterilir bize.

Mari sadece etrafındakiler tarafından yalnız bırakılmamıştır, aynı zamanda başkalarının onu incitebileceği korkusuyla da yalnız kalmayı tercih eder olmuştur. Bir form diğer formlarla iç içe geçer, çünkü dört form aslında tek bir var oluş halinin farklı yansımalarıdır sadece. Mari; yaşadığı yalnızlıkla yüzleşmeye ve onu fethetmeye istekli olana kadar hiç bitmeyen bir döngü gibi sürüklenir gece boyunca.

Ana karakter yalnızlığını üç farklı yoldan aşmayı başarır:

-yalnızlığı aramak,

-iletişim sağlamak ve

-samimi ilişkiler kurmak.

Roman, ana karakterin yaşadığı yalnızlığı anlama konusundaki istekliliğini tasvir eder bize. Ancak diğer karakterlerle iletişim kurduğunda aslında herkesin kendisi gibi yalnızlık yaşadığının da farkına varır. Mari’nin yalnızlığını çözmenin anahtarı, sosyalleşmekten öte arkadaşlık gibi yakın bir ilişkiye sahip olmakta belirir; kahramanımız, başkalarının yalnızlığıyla da yüzleşebildiğinde ve güvenebileceği biri olduğundan emin olmaya istekli olduğunda, işte o zaman yalnızlığın ağırlığının üstesinden gelebilir.

Mari Asai’nin bu yolculuğu günümüzde yalnızlık ile baş etmeye çalışan pek çok genç için de çözümleyici bir alan açar. Endonezya’daki Pendidikan Üniversitesi’nde Karanlıktan Sonra kitabında sunulan yalnızlık teması ve ondan kurtuluşa giden yolun hikayesi oldukça önemli görülmüş ve bu konuda gençlere yönelik çalışmalar yapılmıştır.

Mari Asai’nin yalnızlık deneyimi, yalnızlığın gençlerin yetişkinliğe geçişinde ne kadar yaygın ve önemli bir şey olduğunu göstermekle kalmaz; aynı zamanda yalnızlıkla başa çıkmanın yollarını gösterebilen bir rehber kaynağa da dönüşür.

Murakami’nin bilinçaltı kuyularından gün yüzüne çıkardığı hikayeler; çoğu zaman gerçeküstü tınlamalarla dolu olsa da Karanlıktan Sonra’nın yarattığı etkide gördüğümüz gibi aslında pek çok farklı gerçeklikle de sıkı bağlar yaratmaktadır. O; metaforları analiz ederek bizleri yönlendirmemekle belki de en güzel ve anlamlı olan analizi zihinlerimize sunmaktadır. Neye nasıl bakıyorsak, yorumumuz da ancak baktığımız noktanın niteliği ile ilgilidir. Okuyan insan sayısı kadar farklı analiz ortaya çıkar ve metaforlar çeşit çeşit konulara böylece ışık tutar. Bazılarımız gece teması, karşıtlıklar dünyasının çelişkileri vb. konularla ilgili sonuçlara varırken; bazılarımız da yalnızlığın ve depresyonun pençesindeki insanlara sunulabilecek çıkarsamalar yapar aynı cümlelere bakarak. Açık fikirliliğin yolu her zaman aydınlıktır; sınırları çizmeyen, kalıplara hapsetmeyen Haruki Murakami’nin edebiyatının gücü de budur...

Şerife Günaydın Karaköse

Kaynaklar:


-Haruki Murakami/ After Dark (2004/2007)-Vintage International

-Masayasu ODA/ A Spatial Analysis of Haruki Murakami’s After Dark: The City at Night as a Place to Encounter “Darkness”

-Linna Amanda, Nia Nafisah, Nita Novianti English Language and Literature Universitas Pendidikan Indonesia/ Loneliness in Haruki Murakami’s After Dark (2007)

-Heller McAlpin/ A search for connection and meaning 'After Dark' in Tokyo

-Jonathan Derbyshire/ After Dark by Haruki Murakami