Hanuman'ın Mezarı

14 Nisan 2021




e-5 tabelalarına vasiyet bırakarak giden
bir gövde dolusu sızıdan ibaretim
yasaklanmış tüm şarkıları dinlerken
bize çok şey öğrettiğini söylediğimiz bu şehrin
acı cetvellerini yiyorum parmaklarıma
eller diyorum, eller!
kazdığınız bu mezar
üç beden büyük geldi bana

inanmak istemişti hanuman
savaşmakla gelirdi tüm aciz zaferler
savaştı da hanuman
bir kol bir bacak ve bir kalp verdi
yenileceğini bilerek girdiği savaşı
genel geçer bahanelerle süsledi
ondan her şeyi alan bu savaşın
bir gün biteceğine öyle çok inandı ki
öldüğü gün
bitmiş sandı görmediğinden meydanı

son defa bomboş gözlerle sevişen beden
anlam yüklemeye başladı boşluklarına
bu yüzden
göğsünün ortasına sıkıştırdı
eskimesin diye fotoğrafları
ve tanrı silmesin diye zihninden
hiçbir kırığın yerini

hanuman onu kimse duymadığında
dilsiz olduğuna inanmaya başladı
oysa topyekün sağırdı ahali
onu kimse duymadığında
söylediklerinin yalan olduğuna inanmaya başladı
oysa gerçekti her şey
ama hem sağır hem yalancı oldu hanuman
apolitik cevaplar bulmaya çalıştı sorulara
ağırlığını taşıyamadı diye
indirdi sırtındaki yükü kanyona
ama hiç hafiflemedi yükü hanuman’ın
bunu bir kanyon bildi
bir de hanuman

bir dirhem daha acı ekleseler
hareket ettirseler beni yerimden
kanamaya başlayacak bu yara
putlar diktirdi bana içimde
sonra birer birer
kundakladı tüm tapınakları
hiçbir iz kalmamalıydı sarmalından
hiçbir ses yankılanmamalıydı
ve çarpmamalıydı pencereme
son haberini uçuramadan
ölmüş bir güvercin

hanuman bir taş koymaya çalışırken
ısrarla yıkılması istenen bu duvarın
bir gün yıkılmasına izin verdiği için
hain ilan edildi meydanlarda
koyduğu tüm taşlarla
teker teker taşlandı
ama yine de sitem etmedi hanuman
çünkü biliyordu haklı olanın kim olduğunu
onu taşlayan ellere değil
taşlara sorunca bilirdiniz ancak
ki haklı olmak da istemedi hiç hanuman
tek istediği bir duvardı tanrıdan
yaslanabilsin diye
yükünü indirdiğinde sırtının
ve bittiğinde adına savaş denilen bu illetin

sanılmasın ki
delikler açmamak için çakmadığım çiviler
çerçevelerle olan müsibetimden
küsmem ben hiçbir fotoğrafa
artık birer yabancıdır gülen yüzler
ve tembihler annem
yabancılardan bir şey almamamı
acı dahil der, acı dahil

hanuman’ın iki soru hakkı vardı
iki yanında dikilmiş cellata
ya ölerek anlayacaktı ölümü
ya da yaşarken öğrenecekti
önce yaşamayı seçti hanuman
her gün bir sonraki güne mezar kazdı
ve her mezara bir parça ümit attı
besleyeceğini sandı toprağı
mezar da olsa besleyebileceğini sandı
sonra tüm inancını kaybetti hanuman
ölümü ancak ölüm öğretirdi
ve sonunda öldü hanuman
ümitle beslediği mezara gömdüler onu
öğrendi hanuman
iki yanındaki cellata
cevabı çoktan belli sorular sormuştu

bir yolu kaç kez yalnız yürüdüğümü
sayamamaya başladığımda
yol değil adımlar cezalandırıldı
yalnızlığa rağmen uzun yolu seçen adımlar
bir anıyı yad eder gibi çarpıktı
son kez diyordu kulağımdaki fısıltı
bu karanlıktan tek başına geçmeyi
son kez öğretiyorum sana
iyi dinle!

hiçbir silüetin gölgesi düşmedi hanuman’ın mezarına
bir gölgeye tutunup dirilmeyi
günlerce bekledi hanuman
güneşin her gün doğup batması gibi
olağan olan bu ölümü
kabullenmekle bitecekti bekleyişi
sonra bir gün bir silüet belirdi mezarın başında
önce bir gül salkımı bıraktı
sonra bir keskin bıçak
hanuman bıçağı seçti ve ikiye ayırdı göğsünü
bunu gören silüet ardını dönüp gitti
oysa hanuman
gülü gövdesine koyabilmek için
atmıştı bu son kesiği göğsüne
mezarına düşmeyen bir gölge
ve açık bir göğüs kaldı hanuman’a

tutulmamış sözlerin kulplarını kırıyor zaman
kaynayan zehrin altındaki ateşi kısıyor
istasyonlara iki beden yerleştiren ilahi güç
bu kez yenik düşüyor oynadığı role
bu da yetmemiş gibi
istasyonsuz bir şehre doğru çiziyor kaderi
gelmenin gitmekten daha zor olduğunu
hesaba katmadan yolcu ediyor beni
ardımdan
bir bardak gözyaşı dökerek

kim olduğunu bildiğimde sen oluyorum der hanuman
kabul ettiği bu ölümün mezarına
bir taş koyamama derdinde şimdi
dokunmam diyor hiçbir taşa
hatırlattığı için duvarları
varsın bir eksik bir taş olsun başımda
varsın olmamak olsun bir adresin ucunda
kapatıyor gözlerini hanuman
büyük bir gürültü kopuyor o an
hanuman’a ölümü öğreten herkes
birer taşa dönüşüyor sonra
yaşamayı kutsal saymış tüm müritleri
öldüm diyor hanuman, öldüm
bir ayrık göğüs içinde bir salkım gül
ve bir yarım kalmış duvarın
kanıma bulanmış taşlarını
bırakarak ardımda!


Hazal Kebabci