Güzel Bir Gün Yaşamak İçin

9 Nisan 2021



Alarm çalıyor ve uyanıyorsun, sabahın erken saatleri… En çok bu saatleri seviyorsun. Camı açıyorsun; tatlı bir rüzgâr esiyor. Mis gibi havayı içine çekip kahveni koyuyorsun. Bilgisayarını açıp e-mail'lerini kontrol ediyorsun. Beklediğin e-mail gelmiş; arkadaşlarının hepsi planladığın yurtdışı tatili için hazırlar. İlk iş euroyu kontrol ediyorsun tabii. Yaşasın, yine Türkiye'de yapabileceğinden çok daha ucuza bir yurtdışı tatili gerçekleştireceksin. Keyfin acayip yerinde, gerçekten de güzel bir gün. Harika bir kahvaltının ardından hazırlanıp evden çıkıyorsun. Bir kez daha freelance çalıştığın için kendini şanslı hissediyorsun ve scooterına atlayıp Bebek'te manzarasını çok sevdiğin mekâna gidip çalışmaya başlıyorsun. Her zaman güler yüzlü olan garson bugün daha da bir güler yüzlü sanki. "Her zamankinden mi?" diyor, sen sadece tebessüm ediyorsun ve en sevdiğin buzlu kahveyi hızlıca getiriyor. Başka bir şey isteyip istemediğini sorduğunda o gün kendine bir güzellik yapmaya karar veriyor ve her gidişinde yememek için kendini zor tuttuğun kocaman çikolatalı tatlıdan sipariş ediyorsun. Ne de güzel bir gün…

Saatlerce çalışmanın ardından tam kalkacakken "O" arıyor. Hemen yüzüne bir gülümseme yerleşiyor. Çok seviyorsun onu. Telefonda sana harika haberleri olduğundan bahsediyor. "Akşam önce yemeğe, sonra da konsere. Ne dersin?" diyor. Haberler mi? Yemekte… Güzel olduğu kadar ilginç de bir gün.

Scooterınla eve dönerken sana yol veren otomobildeki tatlı adama teşekkür için tebessüm ediyorsun. "Ne de kibar insanlar" diye düşünüyorsun. Hemen sokağının başındaki yavru kedileri görünce scooterını bağlayıp birkaç bina ötedeki petshoptan onlar için mama alıyorsun. Yavru kedilerin gözlerindeki saflığa seviniyorsun. Ne de güzel bir gün oldu onlar için…

Eve girer girmez en sevdiğin caz listesini açıyorsun. Bir yandan dans ederken bir yandan da bir gece önceden kalan son kadeh şarabı içmeye karar veriyorsun. Şarap o kadar güzel ki, her zaman düşündüğün bir şeyi bir kez daha kendi kendine sesli söylüyorsun, "Hayat kötü şarap içmek için çok kısa…" Caz listesi güzel de, plak bambaşka tabii. Üşenmiyor ve pikabına o en sevdiğin Frank Sinatra plağını yerleştiriyorsun. Evden "Fly Me to The Moon" sesleri tüm sokağa yayılıyor. Sokaktan geçen bir başka müzikseverin "Ne kadar da güzel bir gün…" diye düşünmesine vesile oluyorsun.

Şarabından son yudumunu alıp odana geçiyorsun ve akşam için ne giyeceğini düşünmeye başlıyorsun. Onun sevdiği beyaz mini elbise mi yoksa geçen hafta aldığın o kırmızı elbise mi? Her iki elbiseyle de topuklu ayakkabılarını bir bir denedikten sonra bütün ayakkabıları bir kenara atıyor, beyaz elbiseyi üstüne geçiriyor ve altına da hemen bir Converse giyiyorsun. Saate bakıyorsun, geç kalmak üzeresin. Hemen hafif bir makyaj yapıyorsun ve işte hazırsın! Acelen olmasına rağmen pikabın iğnesini yavaşça kaldırıyor, plağı kılıfına bir güzel yerleştiriyor ve evden öyle çıkıyorsun. İner inmez bir taksi bulduğun için çok şanslı hissediyorsun kendini. Gerçekten de güzel bir gün.

Nerede buluşacağınızı konuşmamış olsanız da biliyorsun çünkü bu yıllardır böyle. Eğer özellikle yer konuşulmamışsa her zamanki yerinizdesiniz, o en sevdiğiniz sushi restoranında. Geç kaldığın için koşar adım içeri giriyorsun, O ise gayet sakin. Çünkü sen zaten her zaman geç kalıyorsun. "Her zamankinden mi?" diyor ama sen o gün bir değişiklik yapmak istiyorsun. Belki de yıllar sonra ilk kez menüyü istiyorsun, çok güzel bir gün çünkü. Neden birazcık da değişiklik olmasın ki içinde?

Harika haberleri merak ediyorsun. Gözlerini kocaman açarak konuşmasını izlerken onu bir kez daha çok seviyorsun. Geçen yaz gidip de âşık olduğunuz, sadece size saklı kalmasını istediğiniz o Ege köyünden küçük bir taş ev aldığını söylüyor. Sevinç çığlığı atmamak için iki elinle ağzını sımsıkı kapatıyorsun. Beraber yapacağınız evden, yetiştireceğiniz sebzelerden, tatlı köpeğiniz Yedi'nin kulübesinden, gerçekleştireceğiniz daha nice hayalden bahsediyorsunuz. Yemek bitiyor el ele mekândan ayrılıyorsunuz. Onun elinden tutarken kendini ne kadar da güvende hissettiğini düşünüyorsun. "Ne kadar da özel bir gün" diye düşünüyorsun.

Bu sefer akşamki kadar şanslı değilsin taksi konusunda ama beklemek seni hiç rahatsız etmiyor. Konser mekânına gidiyorsunuz. Güzel bir kalabalık var. Hemen bara doğru ilerliyorsunuz. Göz göze gelip gülümsedikten sonra yine konuşmadan birbirinizi çok iyi anlıyorsunuz ve birer tane shot söylüyorsunuz. Shotın ardından ise viskiyle devam ediyorsunuz. "En iyi viskiniz nedir acaba?" diye soruyorsun hemen. Çünkü hayat kötü bir viski içmek için de çok kısa. Royal Salute'larınızı yudumlarken konser başlıyor. O çok sevdiğin grup sahnede daha ilk notayı vurduğu an kendinden geçiyorsun. En sevdiğin şey gözlerini kapatıp da etrafta kimse yokmuşçasına canlı müzik dinlemek. Nitekim öyle yapıyorsun. Sevdiğin şarkılar birbiri ardına çalarken ve sen şarkılara son ses eşlik ederken alarm çalıyor ve uyanıyorsun, sabahın erken saatleri…

İşe gitmek için her sabah 6.30'da kalkıyorsun. Hızlıca hazırlanıp seni almaya gelen servisi bekletmemek için apartmandan koşarak çıkıyorsun. "Of yine mi!" diyerek kendine kızarak tekrar eve çıkıyorsun çünkü maskeni unutuyorsun. Aylar olmuş ama alışamıyorsun bu maske olayına. Servise biniyorsun, "Günaydın!" diyorsun ama kimseden bir Öykü 41 geri dönüş almıyorsun, en son ne zaman aldığını da hatırlamıyorsun. "Zaten kaç kişi kaldık ki?" diye düşünüyorsun. Yıllardır beraber çalıştığın birçok arkadaşın işten çıkarılmışken düşürülen maaşına üzülmeye çekiniyorsun. Yerine oturup kafanı cama yaslayıp sokakları seyrediyorsun. Birbirine de yayalara da yol vermeyen araçlar ve korna sesleri… Ofise gidiyorsun masana yerleşip ortamdaki tek renkli şey olan kaktüsüne azıcık su veriyorsun, onu seviyorsun. Öğle arasında eski tatil fotoğraflarına bakıp iç çekiyorsun. Dolar 7.32, Euro 8.62 acaba bir daha ne zaman gidebileceksin yurt dışına? Uzak, çok uzak… Mesai bitiyor koşar adım servise gidiyorsun, kendini robot gibi hissediyorsun. Yolda "O"nu arıyorsun bir yandan da en son ne zaman sesini canlı ve de heyecanlı duyduğunu düşünüyorsun. "Akşam ne yesek?" diye soruyorsun. Kolay ve hızlı bir şekilde geçiştirmek için salatada karar kılıyorsunuz. Eve giderken köşedeki dükkândan ucuz bir şarap alıyorsun Salatalarınızı yerken tek kelime konuşmuyorsunuz. Televizyondaki belgeselde Ege'nin hâlâ bakir olan köyleri gösteriliyor. Hayallere dalıyorsun. Sofrayı beraber topluyorsunuz. Şarabı açıyorsun. İkinize de birer kadeh dolduruyorsun. Pikabın yanına gidiyorsun, tozlanmış. Kim bilir en son ne zaman bir plak çalmıştın? Bulutsuzluk Özlemi'nin Uçtu Uçtu plağını pikaba yerleştiriyorsun. "Sözlerimi Geri Alamam"ı açıyorsun.

Sözlerimi geri, alamam
Yazdığımı yeniden, yazamam
Çaldığımı baştan, çalamam
Bir daha geri dönemem
Akıyorsa gözyaşım kurumasın
Coşup seven gönlümse durmasın
Dost bildik anılarım, çağırmasın
Bir daha geri dönemem
Hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız, bayramdı
Bir umuttu yaşatan insanı
Aldım elime sazımı

 
Alarm çalıyor ve uyanıyorsun, sabahın erken saatleri…


İpek Atcan
KAFKAOKUR Dergisi, Eylül 2020.
Çizim: Oya Başkaya