Günlerin Sonu

8 Nisan 2021

Akşamları tüm kalabalık yerine çekilip tek başına kaldığında, köşe dairedeki bir evin balkonunda yarı eğri bir şekilde oturmuş görüyordu kendini. Yaz akşamlarından söz edildiği zaman aklına serin ve boş kalmış lokantalar veya denizin kokusu gelmezdi, ısrarla aklının bir köşesinde hiç gitmediği o balkonlar gelirdi. Nefise bu melankolik yanımı suçlar, çocukluğunu hiç yitirmeyen bazı insanlar var ya hani, sen de onlardansın aslında ama bunu karşındakinin görmesine hemen izin vermiyorsun, derdi. Ona da izin vermemişti işin aslı, o sadece hayatında hep uzun süre kalmış ve alışık olduğu bir kişi olarak devam etmiş biriydi ama ne bunun yerini değiştirecek gücü kendinde buluyordu ne de bunun getireceği yenilikleri karşılayacak cesareti.

Tekdüzeliğine alışmıştı bu döngünün, bunu yerinden oynatmaya potansiyeli olan tüm insanlardan ve duygulardan özellikle kaçıyordu. “Doğrusu ne biliyor musun,” diye söylenmişti bir gün Nefise, “Seni kıracak kadar önemli olmalarını istemiyorsun bu insanların.” Şimdi bunu söylersem ona, “Nasıl her söylediğimi, kötü bir şeymiş gibi hatırlıyorsun, anlamıyorum doğrusu!” diye şaşırır, ben de hatırlamak değil bu, yer edinmek derim ama buna da hevesim yok. Uzun, ince parmakları bu sessizliğin içinde masadaki külleri kenara itelemişti, artık gözü takılmıyordu üst üste kaç tane sigara içtiğine, sadece günün sonunda bir fincan kahvenin yanında yeni bir paket sigara açmanın hesabını yapıyordu.

Bazen ofise gittiğinde, karşısına çıkan herhangi bir insana bu sokakta, bu yerde oluşumu yadırgıyorum ben, aynalara özellikle bakmıyorum ki sesli bir şekilde “Benim ne işim var burada?” derim de, birileri duyar diye. Günün ilerlediğini dışarıdaki seslerden anlamaktan yoruldum. Yaşımdan değil bu, şehrin kargaşasının da beni yıprattığı yok üstelik diye çıkışmaktan korkardı. Tüm bunları Nefise’ye anlatmaktan da korkardı çünkü onun gerçekleri hep rahattı, ayrıntılarda kalan, siniri bozuk olan, bir türlü kendine izin vermeyen hep kendisiydi. Üzülürdü bu yüzden Nefise’ye, ondan ne beklediğini bilmezdi, onunla olan geceleri hep soğuktu bu yüzden.

Zahmetsiz bir güzelliği vardı, en çok gözlerinin şeklini severdi onun, bir şeyleri uydurmak ya da yakıştırmak kaygısından çok uzaktı. “Şanslısın sen, bir şeyleri bile umut etmiyor ama yanında.” Diyordu ortak arkadaşları onun için, hâlbuki o, onu bu cümlenin kahramanı yaptığı için utanırdı ama şanslıydı, yanında Nefise vardı.

Gördüm, kimse değişmiyor, birinin eline kırk defa vurunca da kırk birinci bir daha asla gelmiyormuş Nefise. Bir tek korkum var, biliyor musun? Sen hep aynı yerde kal, benden hiç gitme istiyorum. Sevilmemeyi kolayca kaldırabiliyorum ama senden olanı değil ki. Sevginin ağırlığı söz konusu değil Nefise, demeyecek, onu böyle sarmayacaktı işte. Onun yerine paketi saran esnek poşeti kavradı, kenara attı.

Hiç suçlamasın onu, onun yüreğinde de kötülük, fenalık hiç mi yoktu gerçekten? Bunu bile irdeleyemeyecek kadar buruk hissediyordu kendini, bir zamanlar Nefise çok uğraşmıştı bunun sebebini bulmak için çünkü o, iki kişinin de beraber yürüdüğü bir ilişkiyi hak eden türden biriydi. Nefise’ye karşılık ben işte, diye soluğunu bırakarak söylendi. O böyle bir şeyi hak meselesi hâline getirecek türden biri bile değildi. Fakat ona iyi bir şey öğretmişti doğrusu: bazı günlerin tam ortasında yaşayamayıp alıp başını gitmek istemeyi ama sonrasında bir şeyleri yediremeyip yerine tekrar ve tekrar çakılmayı.

Bahar Bulut