Davamız

7 Nisan 2021

Dünya’ya rastladım: Saçları kokuşmuş, yüzü kir içinde, gözleri mosmor, tek bacağı kırık; para, güç, şöhret için dövmüşler: utanarak söyledi.

“Kurtaracağım, seni.” dedim.

Baktım ki o, uslanmaz bir adamın utanmazlığı ve ketumluğuyla sırıtıyor:

“Sen mi kurtaracaksın dünyayı?” diyor.

Kahkaha attıkça salyalarıyla gözyaşları birbirine karışıyor, yine de gülmeye devam ediyor. Ansızın arkasına dönüyor ve korkakça koşmaya başlayıp karanlıkta kayboluyor. Kendisinden geriye, şehrin her köşesine sinmiş alaylı bir tını eşliğindeki yankısı kalıyor:

“Ben kurtarılmak istemiyorum ki!”

Gerçekten mümkün müdür ki toplumun bir kesimi aynı davaya baş koymayıp kayıtsız kalınca değişim başlasın?

Dünya’yı değiştirmek; yalnız ve yalnızca; her bir köylü, şehirli, işçi, okullu, evli, bekar, emekli, oralı, buralı, senle ben, hep beraber; kendi kollarımız ve bacaklarımızda onun kırıklıklarını, dudaklarımızda onun kanını, gözlerimizde onun morluğunu ve yüreğimizde onun dövülmüşlüğünü hissettiğimizde mümkün olacaktır.

Şimdi vakit; bugün bir kadın öldürüldü, bir adamın ten rengine, dinine, diline hakaret edildi, bir çocuk için adalet yerini bulmadı, biri, ötekisi, şu…” deyip bir kenara çekilmek vakti değildir.

Vakit, “birisi” sözcüğünü zihinlerden ve sözlüklerden kazımak vaktidir.

Vakit, her birimiz için:

Bize haksızlık edildi.

Biz öldürüldük, demek vaktidir.

Bir günde doğup her gün öldüğümüz dünyada, birbirimizi diriltene ve kaybettiklerimizin hesabını sorana dek de bu; onun, bunun değil, “bizim” davamız kalacaktır.


Aysu Altaş