Çığlık

14 Nisan 2021




Hafif bulutlu bir günbatımı olanca kasvetiyle karşılıyordu onu. Köprüden geçeli birkaç dakika olmuştu. Az önce yanından geçtiği sohbet eden fötr şapkalı ve orta yaşlı iki adam, hayatlarında her şey yolunda gidiyormuşçasına kendilerini sohbete kaptırıyor bir yandan da durgun denizi seyrediyorlardı. Hava, güneşin batışının kanlı bir düğün gibi gerçekleştiğini kanıtlamak istercesine kıpkırmızıydı. Kısa bir süre sonra kıpkırmızı gözyaşları dökülecekti sanki gökyüzünden. Denizin önündeki korkuluklara yaslandı. Paltosunun düğmelerini açtı. Bakışlarını balık tutma çabasında olan bir balıkçı teknesine çevirdi. Acaba balıkları yemek için mi tutuyorlardı yoksa satmak için mi? Bu sıkıntılı günlerde keyfi olarak balık yemek için kendi teknesi ile denize açılabilecek bir veya iki kişi tanıyordu. Bu boş düşüncelerden sıyrıldı. Deniz ile arasında çok mesafe yoktu. Birkaç gündür intihar hakkında düşünüyordu. Hayatın yükü altında, tek gayesi işten bir saat erken çıkabilmek olan, izin günlerinde evin ufak tefek işlerini yapan, bunun dışında sürekli uyuyan, özel hayata hiç sahip olmamış basit bir adamdı. Sıkışıp kalmışlık hissi bu günlerde kendisini fark ettiriyordu. Bu sürekliliği bir şekilde kırmalıydı. Yaşamayı o seçmemişti, şimdi bütün bu yaşadıklarının sorumlusu olarak ok işaretleri nasıl üzerine dönebiliyordu? Belki de hep üzerindeydi, sadece fark edememişti. Kendi seçmediği bir dünyaya, seçmediği şartlarda, başka insanların isteği üzerine gelmişti. Şimdi ise isteyip istemediği sorulmadan bir yük yığınının altına yavaş yavaş kendisine hiç fark ettirilmeden itilmişti.

Kaldırım taşlarına takıldı gözleri. Yeni döşendiği belliydi. İnsan üzerine basıp geçmemek için birden fazla kez düşünmek zorundaydı. Bu iş çok ayrı zanaat diye geçirdi aklından. O kadar emek, o kadar çaba sadece insanların kirli ruhlarını taşıyan kirli ayakkabılarıyla hiç umursamadan üzerlerinden hiçbir şey olmamışçasına geçip gitmeleri için olamazdı.

Birden etraf buz kesti. Tenine değen soğukluğu hiç bu kadar yoğun hissetmemişti. Çevresine bakıyordu. Sanki bakışlarının değmesinden korkan insanlar sokağı bomboş bırakmıştı. Soğuktan bembeyaz kesilmişti teni. Ansızın bir çığlık sesi duydu. Bu çığlığın kendi ses tellerinden çıkıyor olduğuna asla inanamazdı. Arkasındaki iki adam olağan sıradanlıkta samimi sohbetlerini sürdürüyor, balıkçılar tuttuğu balıkları saymaya uğraşıyordu. Bu melankolik an bir ruhun parçalanışının, bir kalbin çöküşünün sadece başlangıcıydı.


Atakan Atalay