Cemil Meriç: Hayatını Türk İrfanına Adamış Bir Düşünce İnsanı

13 Nisan 2021




“Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.”

Çocukluğu, lise yılları, Hatay’da geçirdiği gençlik yılları; okuduğu birçok kitapla, kendisine yol gösteren hocalarıyla güçlendi ve şekil aldı, Cemil Meriç’in. Olağanüstü çalışma temposu ve azmi henüz o zamanlardan başlamıştı: Cemil Meriç; dil, tarih, edebiyat, felsefe ve sosyoloji başta olmak üzere sosyal bilimlerin birçok alanında araştırma yapacak, birçok sayıda dergide yazılar kaleme alacak, çok önemli bir düşünce adamı olacaktı.

Pencerelerini Dış Dünyaya Kapayan Bir Ruh


“... Sekiz yaşına kadarki hayatım bulanık, başsız sonsuz bir hatıralar yığını. 1916’da Anadolu’nun ücra bir kasabasında dünyaya gelmişim. Doğduğum tarih bile kesin olarak belli değil.”

Yalnızdı, Cemil Meriç. Yabancıydı. Küstahtı da çoğunlukla. Cevaplar arayışında olan zekasını çevresinden aldığı sığ cevaplar tatmin etmiyor, etrafındakilerin kendisine faydası dokunmuyor, onları küçümsüyor, hiçbir şey rahatlatmıyordu ruhunu: Huzursuzdu.

“...12 Aralık’ta doğan çocuk itilmiş kakılmış, düşman bir dünyada dostsuz büyümüş. Daima başka, daima yabancı... Hasta bir gurur, pencerelerini dış dünyaya kapayan bir ruh...”

Kitapların dünyasına sığınma serüveni böylece ilk gençlik yıllarında başladı. Çok okudu, yazdı ve kabiliyeti her geçen gün daha da arttı; kompozisyonlarda hep birinci gelir, etkileyici şiirler yazardı. Cemil Meriç’in ilk gençlik dönemindeki yazma serüveni daha o zamanlardan beri ötekilere kıyasla farklı ve gelişmiş bir nitelikteydi: Her akla geleni yazmanın yazı yazmak demek olmadığını kavramıştı.

Kitaplardan İnşa Edilen Yeni Bir Dünya

“… Düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yani düşünceye ve edebiyata hür bir tercih sonunda yönelmiyorum. Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım…”

Zalim gerçekten kurtulmanın tek çaresinin, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak olduğunu gitgide daha iyi anlıyordu, Cemil Meriç. Sadece akşamları görebildiği babası, o sınırlı saatlerde aileyi toplar ve kitap okurdu. Amcası Hamit Bey’in kitaplarının onun için o zamanlar sahip olduğu anlamı ise “genç tecessüsümü alevlendiren bir hazine” şeklinde ifade eder, Bu Ülke’sinde.

“…Ben yalnızım. Babam hep çatık kaşlı, annem hep mızmız. Kasabanın çocukları hep korkunç. Bol bol dayak yiyor, hep hakarete uğruyorum. Şikayet edeceğim kimse yok. Mektep bahçesinde çocuklar oynuyor... Ben yine yalnızım ve yabancıyım, yabancı yani düşman. Dilim başka ve gözlüklerim var... kendimden utanıyorum.”

Anlaşıldığı üzere ait olduğu çevrede kendisini adeta bir üvey evlat olarak görüyordu: Okulda hep yalnız, büyüklerin dünyasında yalnız, daima sürünün dışında, kendisine aptal görünen bir dünyanın ortasında yine hep yalnızdı. Bu yüzden kitaplara sığınır, onlardan nihayetinde kendisini ait görebileceği başka ve dost bir dünya yaratmak, onlardan bir kale inşa etmek isterdi.

Zorluklara Rağmen Asla Yılmayan Bir Fikir İşçisi

“Kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.”

1940’da İstanbul Üniversitesinde Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Muazzam bir düzeyde Fransızca okuyup yazan Meriç, aynı zamanda İngilizce’ye ve Arapça’ya da belli bir seviyede hakimdi. Fransız edebiyatından birçok önemli eseri bize kazandırdı. Elazığ ve İstanbul’da Fransızca öğretmenliği yaptı. Bu esnada İnsan, Yücel, Gün, Ayın Bibliyografyası dergilerinde yazmaya başladı. İlk çeviri kitabı Balzac’ın  Altın Gözlü Kız  romanını 1943’te yayımladı.

“Dilimizin sınırları dünyamızın sınırları demektir. Ve Türk düşünce dünyası her geçen gün bir kavramdan mahrum bırakılmakta ve her geçen gün biraz daha küçülmektedir.”


1955’te, ömrünün belki de en verimli döneminde, gözlerindeki miyopun artması sonucu göremez oldu ama yaşadıkları onun olağanüstü çalışma ve üretme temposundan, azminden hiçbir şey eksiltmedi. Aile kurup geçim sıkıntısı çektiği dönemlerde bile binbir güçlük ve zorlukla bir kütüphane kurdu. Sahaflardan çoğu Fransızca olmak üzere çuval çuval ucuz fakat paha biçilemez kitaplar alır, okumak üzere kütüphanesine eklerdi onları. Gözleri için aylarca hastane koridorlarında, odalarında, ameliyat ve tedavi sonuçları için ümitli bir bekleyiş başlamıştı aynı zamanda onun için: Fakat gözlerini kaybetmesi ne yapıldıysa da önlenemedi. Gözlerini tamamen yitirmesi Meriç’i pek tabii bir boşluk ve bunalıma sürükledi: Bu, bir fikir adamı için neredeyse boğuluş demekti. Yine de düşünmeye, araştırmaya, günbegün, titizlik ve sabırla devam etti. Dünya edebiyat tarihi, dünya düşünce tarihi ile ilgili çalışmalar yaptı, çağdaşlarına örnek çalışmalar sundu. Osmanlı aydınından Türk aydınına, batılılaşmadan çağdaşlaşmaya, tarihten günümüze, düşünceden edebiyata, İslâmî düşünceden Marksist düşünceye, ideolojilerden anarşi ve teröre kanat açan engin bilgisiyle durmadan üretti. Onun en büyük gayesi Türk insanının kendisini, toplumunu, Türk düşüncesini anlamasını sağlamaktı.

"Bir çağın vicdanı olmak isterdim; bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin. İdrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim; kelimeden, sevgiden bir köprü...”

Türk İrfanına Adanmış Bir Hayat


Meriç’in bugüne kadarki eserlerini yayınlatan oğlu Mahmut Ali Meriç, belki de en güzel ve doğru şekilde anlatıyor bize Türk edebiyatının önemli düşünür ve yazarı olan Cemil Meriç’i:

“Devamlı araştıran, sık sık lügatlere, ansiklopedilere, kitaplara başvuran, notlar alan, çeviriler yapan, özetler çıkaran, böylece biriken malzemeyi fişleyen, dosyalayan, fazla titiz, fazla çalışkan, fazla dürüst bir fikir işçisi Cemil Meriç. Öğrenen, öğrendiklerini, kafasının ve gönlünün süzgecinden geçirerek, öğretmek için çırpınan, her düşünceye açık, her düşünce adamına karşı sevgi ve saygı dolu bağımsız bir fikir adamı. Günahlarıyla, sevaplarıyla, Türk insanı, Türk aydını, Türk düşünce hayatı adına, yetiştirdiği insanlar adına, okuyucuları adına, sevenleri sevmeyenleri adına Cemil Meriç’e teşekkür ediyor ve kulak veriyoruz.”


Aysu Altaş