Belki Alışmak Lazım Bu Kaçışa

8 Nisan 2021



Bir anda oluk oluk zihnimde beliriveriyor anlatmak istediklerim, kazınıyor hücrelerime; sonsuzluğu aralayıp da var olabilmek için cenk eder vaziyette buluyorum cümlelerimi. Paragrafların ortalarından başlamak gibi bir huy oluştu bende, duymuyorum, görmüyorum bundan gayrı bir ihtimali.

Yok aksi bir özelliğim, balkondan semaya her bakışımda damarlarımdan taşan o sanatı taşımak için oturduğumda kalemin başına, yarısından feragat ediyorum el mecbur. Kaydedemiyorum andaki her tatlı parıltıyı, keşke başarabilseydim. Büsbütün olduğumla düşünüyorum, koydum önüme kellemi hasbihal ediyoruz derinlemesine deşerek bunca geçen zamanı. İnceden yağmur yağıyor, adımlarcasına karışıyor damlaların sesi tepemde cızırdayıp duran bozuk sokak lambasının çıkardığı nahoş gürültüye. İçimde de aynı sesler var, aynaya bakar gibi konuşuyorum kendimle. Bundan başkaydı umduklarım, yarısından vazgeçtim bile isteye, öteki yarısı zaten acımasızca terk etti beni.

Bir de aksi gibi sana dair birkaç anı üşüşüyor fikrime şu sıralar. Tutuşuyorlar sonra sonbaharda kuruyan yaprak yığınları gibi, öyle çabuk harlanıyor ki alevleri bir anda tarumar oluyor bildiklerim. Yüzünü rüyamda görmüşüm de etkisi ertesi sabah eşlik etmiş sanki kahvaltıda bana öyle bir his bu, halbuki çehreni anımsamak derin bir uykudan uyanmak gibi. Öyle bir hal ki bu, yangının orta yerinde de dursam tutuşmuyor artık ellerim. Buna rağmen sönmeye de yanaşmıyor ateş bir türlü. Eve barka kilidi vurup atıyorum kendimi sokaklara, sanki bu duman beynimin içinde tütmüyormuş gibi yaparsam unutmak mümkün olur diye. Her adım ayrı bir davadan kaçış. Şakaklarım peşimi bırakmadıkça belli ki her kaçışın varacağı nokta yeni bir kavrayış olacak. Lakin bu konuda hemfikirdik zaten ezelden beri. Seninle oturup konuştuğumuz sapalarda, detaylara denk geldikçe somutlaşan harf yumaklarına rastlayacağımın da farkındaydım kendi çapımda. Durduk yere düşüncelerimi işgal ettiğinde bedenimi boylu boyunca saran şu ürpertinin dinmesini beklemek istemediğimden kaçıyorum. Ev bark ne ki, ben kilidi kalbimin orta yerine vuruyorum.

Şimdi yürüyorum İstiklal'de, uzanıp Galata'dan bakıyorum semaya doğru. Arnavut kaldırımları işgal etmiş topuklarımı. O duyguyu bilirsin, hiç hazzetmezdin bu sokaklardan. Sokak lambalarının altında Beyoğlu'nun, yermiştik İstiklal'in çöpünü posasını. Hani Nevizade'den Şişhane'ye doğru, yalan olmasın ömrümüzün ortasına uzanan bir yol; bir bira altlığı, hafif kirlenmiş kül tablası. Ortaklaşa ödenmiş olan hesap, hayatın tasasını birlikte üstlenip ortaklaşa kapatmamıza ön ayak olacakmış gibi hissetmiştik. Sokaklarda ayak izleri, kubbeden yansıyan loş ışık; milyonlarca farklı insan, şehrin ışıklarından görünmeyen yıldızların tamamını görmüştük hani o merdivende. Evren senin gözlerinde parlamıştı, sense göğüs kafesine sığmayıp taştığını iddia etmiştin. Şimdi yürüyorum Şişhane'den yukarı. Kızılkayalar'dan Cihangir'e doğru yol alıyorum. Tanrı seni inandırsın bu Cihangir boydan boya sen. Evinin önü hiç değişmemiş, ev sahibin hala camdan dışarı bakıyor. Konteynırdaki kediler bile değişmemiş. Oturup eski binanın otantik, ahşap kapısının önüne bir sigara yakıyorum. İnanmayabilirsin buna ama inan ben de değişmedim. Bir yıl önce elinde bir poşet portakalla kapının önünde bekleyen kadının aynısıyım hala. Senden ayrı kalmam gerekiyordu ya kendimi bulmak adına, başladığım yerdeymişim meğer; kendimden medetim olduğumun üstündeymiş, olduğumsa hala aynı hayat ne tuhaf. Şimdi sen yoksun, bu devasa kaosun içinde yapayalnızım. İstanbul'u İstanbul yapan senmişsin meğer. Sokaklar aynı, ışıklar aynı, kediler... Ah kediler aynı, bu kalabalık aynı. Ben aynıyım. Her şey bıraktığın gibi, sen yoksun. Bir olmuşken hiç olduk aniden.


Elif Başaran