Var Olduğun Kadar Yok Olacaksın

15 Mart 2021


"Böylesine perişan olmayı nasıl becerebiliyorsun? Her yerde yağmur yağıyor, sen susamaktasın. İmkânsız olanı başarıyorsun. Her yer aydınlık ama sen karanlıklarda yaşıyorsun. Ölümün bir yerlerde olduğu yok ama sen sürekli ölüp durmaktasın. Hayat bir rahmet, sen ise felaketlerdesin. Daha iyi bir yer olması için dünyaya yardım et. Terk etme dünyayı bulduğun gibi. Biraz daha iyi, biraz daha güzel bir yer hâline getirmeye gayret et." Osho

Bir keresinde adamın biri Nasrettin Hoca'ya gider ve ona şöyle der: "Çok yoksulum. Benim için hayatta kalmak artık neredeyse imkânsız. Altı çocuğum ve karım, dul bir kız kardeşim, yaşlı annem ve babam, büyük bir ailem ve akrabalarım var. Bu kadar kişinin sorumluluğunu almak ve karınlarını doyurmak giderek zorlaşıyor. Bir şey önerebilir misin Hoca? İntihar mı etmeliyiz?"

Adamı dinleyen Nasrettin Hoca kısa bir süre düşündükten sonra cevap verir: "İki şey yapabilirsin ve ikisinin de faydası olacaktır. Birincisi, ekmek pişirmeye başla. Çünkü insanlar yaşamak zorunda ve yemek zorundalar. Bu sayede hep bir işin olur."

"Ve öteki?" diye sorar adam.

"Ölüler için kefen yapmaya başla," der Hoca. "Çünkü hayatta olan insanlar ölecekler. Bu iş de hep devam edecek. Yaşayanlar için yemek ve ölüler için kefen üreteceksin."

Hocanın tavsiyesini dikkatle dinleyen adam düşünceli bir şekilde evine döner ve bir ay sonra yeniden hocayı ziyaret etmeye gelir. Ancak bu kez geçen seferkinden bile daha kötü ve umutsuz görünmektedir. Nasrettin Hoca ne olduğunu anlamaya çalışırken adam konuşur. "Hiçbir şeyin faydası yokmuş gibi geliyor. Sahip olduğum her şeyi bu iki işe koydum. Senin önerdiğin gibi yaptım ama her şey aleyhimde görünüyor."

"Bu nasıl olabilir?" diye fısıltıyla cevap veren Hoca ekler: "İnsanlar hayattayken ekmek yemek zorunda ve öldüklerinde de akrabalarının kefen satın alması gerekir."

"Fakat anlamıyorsun," der adam. "Bu köyde kimse hayatta değil ve kimse hiç ölmüyor. Tek yaptıkları sürüklenmek."*

Bir şeyi öğrenirken gösterdiğin çaba ve canlılık, o şeyi hayatına kattığın andan itibaren yok olur. Araç kullanmaya yeni başlayan biri, son derece dikkatli ve tetiktedir çünkü olayın kendisi yenidir. Ancak belli bir süre sonra araç kullanmak otomatik bir eyleme dönüşecektir. Kişiye bu rahatlığı sağlayan, aracın daha konforlu hâle gelmesi, yolların onarılması ya da diğer tüm sürücülerin daha dikkatli davranması değildir. Tek bir şey değişmiştir ve aslında geriye kalan tüm riskler aynıdır. Zihin kendi konfor alanını yarattığı anda otomatik pilota bağlanır. Tıpkı hayatın bütününde olduğu gibi... Bize öğretildiği kadarıyla hayatımızı sürdürürüz ancak bu, yaşamak terimiyle bağdaşmaz.

Yeryüzünde kurulu olan tüm sistemler, işleyiş düzenlerinde hata gelişirse varlıklarını hissettirirler. Bilinen en gelişmiş sistem olan insan bedeninde de durum benzerdir. Her sabah kalktığımızda sağlıklı olan ve tıkır tıkır işleyen organlarımızı takdir etmez, idrarı iyi süzen bir böbrekle gurur duymaz ve yürüyebilen iki bacağın performansıyla ilgilenmeyiz. Hatta öyle ki, durup dururken başımızın yerini sorsalar düşünmek için bir saniyelik zamana ihtiyaç duyarız. Oysa ağrıyan bir başın varlığı bir saniyeliğine bile unutulmaz.

"Herkes sadece kendini sürüklüyor, kimse canlı değil ve kimse hiç ölmüyor, çünkü ölmek için insanın önce canlı olması gerekir. İnsanlar sadece sürükleniyor. Yüzlerine bak! Hatta başkalarının yüzüne bakmaya gerek yok, aynaya bak, sürüklemenin ne anlama geldiğini göreceksin. Ne canlı ne de ölü."*

Zihninin konfor alanında yaşadığın ve güvenilir gibi görünen ancak seni sürüklemekten başka hiçbir işe yaramayan otomatik pilottan kurtulmanın vakti geldi. Sistemde hata geliştiği için, içindeki boşluğun her geçen gün huzursuzluğu emen bir süngerle kaplandığını görmelisin. Agresif, şikâyetçi, geçimsiz ve kötüye odaklanan taraflarınla yüzleştiğinde asıl sorunun; agresif, şikâyetçi, geçimsiz ya da kötüye odaklanan tarafların olmadığını göreceksin. Tek sorun güçsüzlüğün. Hayatın akışına dâhil olacak kadar cesur, tüm zamanların şimdiden oluştuğunu görecek kadar farkında ve yaşamayı göze alacak kadar güçlü olmalısın.

"Yoğun şekilde yaşayan, yoğun şekilde ölür ve ölüm yoğun olduğunda, kendine has bir güzelliği vardır. Tam manasıyla yaşayan, tam manasıyla ölür ve bütünlüğün olduğu yerde güzellik vardır. Ölüm, ölüm yüzünden değil, sen hiç doğru yaşamadığın için çirkindir. Eğer hiç canlı olmadıysan, güzel bir ölümü hak etmemişsindir. Hak edilmesi gerekir. İnsanın öyle bir şekilde, o kadar tam ve bütün yaşaması gerekir ki, parçalar hâlinde değil bütünüyle ölebilsin. Bir parça ölür, sonra başka bir parça, sonra başka bir parça ve ölümün yıllar sürer. Bütün olay çirkinleşir. İnsanlar canlı olsaydı, ölüm de güzel olurdu." Osho

Gerçekten yaşamayan gerçekten ölemez. Dünyaya iyi bir değişim bırakmadan ve onun daha iyi bir yer hâline gelmesine vesile olmadan dünyayı terk ettiğinde, geride kalanlar yokluğunla pek de fazla ilgilenmeyecektir. Var olduğun kadar yok olacaksın. Sürüklenmeye devam eden herhangi bir organizmanın varlığından söz edilebilir mi? Ürkek atılan adımlar iz bırakmaz, gönülsüz yapılan işler hayra sebep olmaz, değişime direnerek güç kazanılmaz.

Ve unutma; "Hayatın kendi başına bir anlamı yoktur. Hayat bir anlam oluşturma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, oluşturulması gerekir. Anlamı, ancak onu oluşturursan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, oluşturulacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. O senin kendinle münasebetine hastır." Osho

*Boş Kayık, Osho, Çeviren: Işıl Ölmez, Butik Yayıncılık


Tuğba Sarıünal
KAFKAOKUR Dergisi, Eylül 2020.
Çizim: Başak Arslan