Rotasyon

16 Mart 2021


Nerede olduğumu, nelerden kaçtığımı, nelerden korktuğumu kendime sayıklarken; bir rüyadan irkilerek uyanmış gibi bakıyorum gözlerine. Buradasın, buradayız ve zaman kavramının çok ötesinde seninleyim. Varlığına teşekkür ederken aynı zamanda bi gün olmayacağın gerçeğine küfrederken buluyorum kendimi. Hemen şimdi, şu an tüm zaman kavramlarını ele alıyorum seninle. Yazıp çiziyorum ama hiç silmiyorum. Hep böyle değil midir, hep en yoğun şeyler en başta korkutucu gelmez mi, sanki günün birinde darmadağın edecekmiş ama şimdi tutunsan tüm parçalarını birleştirecekmiş gibi. Sonra unutursun, tüm o korkunu, tüm endişeni ve işte o zaman başlar her şey. Durgun bir suya gelişi güzel verilmiş ağırlığın ve omuzlarının rahatlığıyla bıraktığın tüm bedenine ruhun da dahildir. Orada mutludur ve orada kalmaktan başka bir şey düşünememeye başlar. Akıntı ne yöne olursa olsun kıpırdamaz, güvenir ve gittiğin her yeri tüm parçalarınla kabullenirsin, çünkü parçan yapmak istersin, seninle kalsın sana ait olsun, seninle uyusun, seninle uyansın. Sonra zamanla suyun üstünde yatan bi beden değil, suyun sardığı bi beden olursun. Ayak uçlarından saç diplerine kadar, ruhunla ve bi gün öldüreceğin her parçanla. Sonra…
Bir dalga gelir, o en baştaki korkular. Batma telaşıyla çırpındıkça daha da battığın gerçeğine umut adını verirsin. Belki hala durabilirsin, belki hala yapabilirsin diye attığın her kulaç sana sevgiye olan inancını hatırlatır. O buradadır, biten tüm inançlarınla ona dokunurken ben burdayım der gibi dokunuşları vardır. Ben buradayım der gibi sarılışları, ben buradayım der gibi kavrayışları. İnanır ve hep inanıyor olmak istersin, buz tutmuş tüm parçalarını onun sıcaklığında açmak, özgürlüğünü onun çemberinde mutlu kılmak ve yorulduğun yeri de dinlediğin yeri de onun kolları yapmak…

Gün doğdu ve yavaşça aldığın bütün nefesler boynumda harmanlanarak salınıyor güne. Sıcaklığında, sesinde ve kokunda ev hissi var. Seninle uyumaların kapıları kilitlediğim tüm evlere inat açılan pencereleri var. Bak, biz burada iki kişi duruyoruz ama kimse beni ikna edemez bir olmadığımıza. Kimse inandıramaz dokunmanın sadece dokunmak olduğuna. Kaçırılan tüm gözler için birbirimize sabitlendiğimiz, ne yok denecek kadar az ne de anlamını yitirecek kadar çok olan o anlar, gövdemin tam ortasından iğneliyor seni bana. Acıtarak belki de yakarak ama iyileştirerek yapıyorlar bunu. Telaşsız, acelesiz ama gittiği yeri çok iyi bilerek, şu an ait oldukları o yerin adresini ezbere bilerek. Gün doğdu ve sıcaklığına sığınan bir bedenin kavradığı ruhun ben olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi. Baksana, ben tüm gerçekliklerde afallıyormuşum meğersem, durup bakmam gerekiyormuş, durup sarılmam gerekiyormuş. Anlamam gerekiyormuş susup, bakıp görmem gerekiyormuş. Şimdi tüm korkularım heybetli bir cüsseye tekabül edip geçse karşıma, senin elini tuttuğum gerçeğiyle yüzleşerek küçülürler. Bir tesadüfün birbirine tutuşturulmuş iki kancasıyız biz. Süreğen boşluklarıma gölgeler düşüyorum seninle. Sen görmesen de, bir başkaldırının en güçlü halkası yapıyorum seni. Yendiğin ordular var içimde, yıktığın devletler var. Henüz tamı tamına tutunmadığın gerçeğine karşı sımsıkı kavradığın gerçeği. Hangisi daha ağır basıyor bilmiyorum ama hiçbir telaşa yol açmıyor bunlar bende. Demiştim ya; sıcaklığında, sesinde ve kokunda ev hissi var diye. Bundandır. Parçalanan yelkenlere karşı hala yol alabiliyorsam, senin rotandandır.


Hazal Kebabci