Rıhtımda Son Perde

30 Mart 2021




Yüreğin derinlere çökmüyor mu sahi, parmak uçlarının sızlayan yaralarına dokunmaya mecal bulamadığı anlarda? Herkese sarılıp, kendine gelince sadece gözlerini kapattığın zamanlardan bahsediyorum mesela. Şimdi ne kolay bir başka yüzü anlatmak bu satırlarda; ya biri dönüp bana, beni sorsa? Nefesi yok saatlerin. Susmaların soluğunu kesiyor her gürültü. Elinde onlarca anahtar varken açamadığın kapının silik ihaneti, belli belirsiz duyulan tınılara karışıyor. Gün orada yeni doğuyor. Burada, gece ızdıraptan bir hatıra iliştirmiş gözlerimize. Perdesi örtülmüş ruhun penceresinden ne zaman ışık girer içeri?

Rıhtımdayız. İnsanlar birbirlerinin gözlerine yabancı; bir bakışı tanıyamıyorlar. Yabancısıyız saçlarımıza karışıp giden rüzgârın; çıvgınların fısıldadıklarını duymayız. Biz, sadece soğuğu teninde hisseden bedenlerden ibaretiz. Belki bu yüzdendir, yollar çoktandır uğurladı vuslatı. Biliyorum, hâlâ ansızın sancıyan vedaların var. Rıhtımdayım, herkesin yüzünde açık seçik kanayan yaşlar... Birinin hatırası, ötekinin elindeki kâğıttan gemide; süzülüyor, hep daha öteye. Miadını dolduruyor kitap arasına sıkıştırılmış kırmızı güller, nasıl ki sen uzatılan taze kokuluyu mühürledin ellerine. Geçmişe akıtılan kâğıttan gemi, isyana karışıp batıyor en dibe. Biliyorum, zamanı geldiğinde yurtsuz bir his sana sığınacak. Oysa o henüz habersiz, kapanan hiçbir kapı yeniden açılmayacak. Ne dersin, perdesi örtülmüş ruhun penceresinden ışık girer mi içeri?

Veda günü geleceğe bir çift incinmiş ruh uzatmış, heves serpilmiş yollara son bir damla yaş akıtmışım. Sen, giderken bir kanadını burada düşürmüşsün. Gitmek isteyene tek kanadın yeteceğini nasıl unutmuşum? Her uğurlama öğretir insana; her ruhun sığınağı farklı diyarda. Ferah tut yüreğini, belki de soğuğa alışmış anıları yakmak vakti geldi. Çürüttün toprağında geçmişin tebessümlerini, hâlbuki ne vardı zamanla birlikte onlar da akıp gitseydi. Kaldır başını, bak sonsuz maviye. Ne tek kanatlı kuş bir başına gökte, ne de sen teksin hüzünlü kalbinle yeryüzünde. Biliyor musun, perdesi örtülmüş ruhun penceresinden ışık girmezmiş içeri. Hafızanın yanılgısı değil, zaten atılmış her adımı tekrar tekrar aynı yolda atmak. Yanılgı, her defasında yürüdüğün aynı yolun sonuna dair farklı beklentilerinle başlıyor. Hiçbir uçurum sana çitlerle çevrelenmiş bir ev olmaz küçüğüm. İnandığın masal kahramanları, her ihtiyacın olduğunda elini tutmaz. Aç gözlerini, bu kez rıhtımda son veda vakti. Unutma ancak affet geçmişindekileri. Sığınağın kalbin, sen yalnız değilsin. Hatırlat kendine, perdesi örtülmüş ruhun penceresine rastlarsan bir gün; o perde açıldığında, bir zamanlar elinde öylece kalan tek kanat, Tanrı'nın ellerine değecek. İşte o an, yurtsuz his evini bulacak. İzin verme geçmişin kederinde yitip gitmesine, onu adımlarınla taşı her gelecek güne. Rıhtımda değilim bu kez, belki bir daha uğramayacağım ama hissediyorum orada gün henüz doğuyor. Burada, geceden anılar süzülüyor kirpiklerimize. Anılar, bu kez ıslatmıyor yüzümüzü. Bu kez, bir meleğin dudakları değiyor kalbe. Sancının oyduğu rüyalar zifiri karanlıkta kayboluyor. Artık tebessümün canlı kıldığı uzuvlar, her birimize yeni bir ömür vadediyor.


Sidal Yurt
KAFKAOKUR Dergisi, Ocak 2020.
Çizim: Günseli Sepici