No7: Sevgi Bir Otoportrenin Renk Harmonisidir

7 Mart 2021

”Rüya, bütün çektiğimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik.”


Zamanın birbirinden ayrı parçalarında, birbirinden haberdar ama ayrı iki insandık seninle. Birbirinin yanından öylece geçip giden, birbirini bilmeyen, birbirine hiç dokunmamış iki beden. Şimdi sana dokunduğumda zamana en çok hayret ettiğim yer burası. Zincirlerimizden kopup geldik birbirimize. Biz seninle, birbirimizde özgürüz.

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, diyor Ahmed Arif. İnsanlar hayatımıza girmesi gereken dönemde girer, girmesi gerektiği dönemde çıkar. Her şeyin bir sebebi var; benim korkularımın, senin inceliğinin bir sebebi var. Fark etmeden birbirimizi aramışız. Birbirimizi bir gün bulup böylesine saracağımızı bilseydik, öylece geçip gider miydik birbirimizin yanından? Yoksa durup bakar mıydık yüzlerimize? Olmazdı. Zaman, bulmamıza ve saklamamıza izin verdiği anda birleştirdi bizi.

Sen bu eve geldiğinde her şey dağınıktı, her şey yerle birdi. Sen eve ilk kez gelen bir misafir gibi değil, zaten bu evde yaşayan biri gibiydin. Yadırgamadın, toplamaya gücüm yetmeyenler ve yetişemediklerim için bana kızmadın. Acele ettirmedin, oturup bekledin, beni izledin. Yorulduğumda dinlenmem için göğsüme bir el koydun, suçlamadın. Bazıları derli toplu bir eve bile tahammül edemezken, sen bu evi benimsedin. Bu senin dedin, benim olanı gördün. Sen böyle oldukça, bana böyle baktıkça ben de bu eve olan inancımı kaybetmeden devam ettim toplamaya. Bana benim olanı sevmeyi ve benim diyebilmeyi öğrettin. Üstelik çok kısa bir sürede yaptın bunları. Şimdi anlıyorum ki zaman şeridimde ait olduğun yerdesin, burası senin. Anladım, göğsümde açtığım bu boşluğu senin için ayırmışım. Yüreğinin taşımayı kabul ettiği her şey için minnetarım. Sevginin her şeye yetecek o gücü bulacağına inandırıyorsun beni. Hiç değişme.

Uyurken izledim seni. Aklımın tilkileriyle, kalbimin zindanlarıyla izledim. Burada seninle kalmaya dairdi benim savaşım, burada seninle kalmayı seçtim. Bir gün geçecek misin diye sordum, istemsiz bir yanık gibi çektim elimi aklımdan. Sana bel bağlamamaya söz verdim. Sana mecbur olmamaya söz verdim. Şimdi verdiğim bu sözler için kızma bana. Bu evi bir gün dağıtacak olanın sen olmayacağını bildiğim için, seni böyle hatırlamamak ve belki de hiç unutmamak için verdim bu sözleri. Zaman izin verirse, silmiş olmamak için verdim.

Benim dostumsun. Seni her kim üzer ya da görmezden gelirse, eksilen tüm parçalarına göğsümden bir parça koparıp koyacağım. Koyamadıklarım için de kabul edeceğim boşluklarını. Mutluluğunu kalbimden bir mutluluk yapacağım, çoğaltmak için ne gelirse elimden, yapacağım hepsini. Dostumsun; gölgelerin gölgem, ışığın ışığım. Işığa maruz kalan her şey ışık olur diyordu bir kitapta, vazgeçmeyeceğim güneşimi dağlarına düşürmekten.

Tüm bunların yanında bazen içre savaşlarım olacak; ben kendini bulmaktan çok aramayı seven biriyim, bunu böyle bil. Kaybettim sanma seni, yenik düştüğünü sanma kavgalarıma. Beni anla, biliyorum ki anlarsın ama ben kendime kızıyorum, küsüyorum diye dönme bana arkanı. Her ne yaşarsam geçeceğini bil, dineceğini bil her fırtınanın.

Kendinden vazgeçme, olduğun kişiyi değiştirme. Kendini saklama, gözükmeden korkma. Bir insanı her şeyiyle kabul etmenin ne zor ama bir yandan ne kadar da yürek istediğini ben bilirim, gücüm yeter, yetmediği yerde toplamak için göğsümün en derinine kadar nefesimi çekmeyi, tutmayı bilirim. Sen en çok sen olduğunda benimsin, en çok sen olduğunda benimlesin. Beni sevmeden önce kendini sev, çok sev. Sevgim aynan olsun, yansıt kendini.

Evrene bana bu gönül rahatlığını verdiği için minnettarım.

Hazal Kebabci