Marcel Proust- Kıskançlık

6 Mart 2021







“Dolayısıyla aşkta da olağan hayatta olduğu gibi sadece gelecekten değil, çoğunlukla gelecek geldikten sonra bizim açımızdan gerçeklik kazanan geçmişten de korkmak gerekir.”

Kıskançlık, Marcel Proust’un yedi ciltlik Kayıp Zamanın İçinde adlı romanının beşinci cildi Mahpus’tan bir bölüm. Daha büyük bir resmin parçası olan bu hikaye, tek başına biz okuyucuları aşkın sınırlarını keşfetmeye zorluyor, cevabını öğrenmek istemeyeceğimiz sorular sorduruyor. Zaman zaman ellerinizin arasında kaybolup gidecekmiş hissi veren sayfalar sizi Paris’te yazar olma hayalleriyle yanıp tutuşan ve sevgilisine duyduğu kıskançlığın yiyip bitirdiği Marcel’in en savunmasız düşüncelerinde bir yolculuğa çıkarıyor.

Anlatı boyunca Marcel’in hem aşık olduğu Albertine’ye, hem kendine hem de Albertine’ye karşı duyduğu aşka karşı yabancılaşmasına şahit olmaktayız. Albertine’nin sadece cepheden görüntüsüne karşı bir hayranlık duyan Marcel, Albertine’nin “farklı güzelliğiyle farklı bir kadına yapışık olması”nı tuhaf bulmakta, profilden gördüğü sevgilisine karşı yabancılaşmaktadır. Albertine’nin profilden görüntüsü Marcel’in aşkına karşı tüm güvensizliklerini gün yüzüne çıkarmakta, Albertine’nin “maske”sini düşürerek Albertine’ye karşı beslediği “kör aşk” tarafından yutulma endişesi içerisine giren ancak kendini kıskançlığından soyutlayamayan Marcel aşkının acısı ve verdiği huzur arasında sıkışıp kalmıştır. Proust yazar olarak bu noktada kendini geri çeker, okuyucuyu Marcel’in derin düşünceleri ile baş başa bırakır.

Aşığın en büyük ikilemini yaşamaktadır Marcel. Aşkı “deva bulmaz bir hastalık” olarak nitelendirmesi şüphesiz ki bir rastlantı değildir. Marcel sadece aşkının geleceği için değil, onu kovalayan geçimişten dolayı da endişe duymaktadır. Geçmişe yönelik korkusu ise onu aşkından uzaklaştırmaz, aksine kaygısı onun aşkını canlı tutan yegane şeydir, zira onun aşkı Albertine’yi elinden kaçırma korkusu ile onu elde edememe kaygısından başka bir şey değildir. Bir aşık olarak aidiyet ve hakimiyet duygularına özlem duyar Marcel, öte yandan aidiyet duygusunun getireceği alışmış olma halinin sevgisini köreltmesi, “hoşlukları ızdıraba dönüştürmesi” ihtimali onu daha derin bir endişe içerisine çekmektedir. Marcel belki biraz da bu yüzden Albertine’yi seçmiştir kendine “sevgili” olarak. Albertine Marcel’i ne sevgilisi olarak görür, ne de yarın Marcel’in yanında olup olmayacağı bellidir. Bu belirsizlik Marcel’in hem aşkını canlı tutmakta, hem de onu yiyip bitiren bir kıskançlıkla kutsamaktadır. Acı çekmek ve Albertine’yi sevmek arasında bir seçim yapmak zorunda hisseder kendini Marcel. Aşkının doğurduğu kıskançlığı onu değiştirmekte, Albertine’ye karşı daha sert bi adam yapmaktadır. Böylece intihar eder Marcel’in aşkı.

Anlatı başladığı gibi Albertine’nin uyku hali ile sonlanır. Marcel’in kıskançlığı da böylece sakinleşir, sessizleşir.

Lara Tankal