Kırmızı Çizgi

6 Mart 2021

Alışmanın sana çok zor geldiği gerçeğini tümüyle reddeder bir şekilde konuşurken kalabalığımızın içinde, bunun böyle olmadığını, kendin için yarattığın bir zırh olduğunu alaycı bir şekilde seni dinlerken biliyorum. Oysa her zaman gittiğin bekleme salonlarındaki süresi geçmiş dergileri, sen izin verdiğin kadar seni seven insanları, iki çayın karşılıklı olarak içilmesinden sonra yolu beraber yürüme fikrini kucaklayamazdın ki. Üstelik şu an oturduğumuz bu masada, benim tüm bunlara olan farkındalığımdan dolayı da gözlerimin içine bakmıyorsun. Sorun ben değildim, biliyorum ama yine de onların dünyasında neden hep sen dışarıda kalıyorsun? Üstelik hayatında her şey bu kadar dağınıkken neden bir şeyi daha bile isteye dağıtıyorsun?

Şimdi günlerdir kendinden yitip gidenlere hayıflanıyorsun, sanki bu şehir başına her seferinde felaketler açan bir yermiş gibi konuşuyorsun, değildi öyle. Bu şehir sadece her seferinde babanı karşına çıkarıyordu. Bunu da mı kabul etmiyorsun, yine mi öyle değil? Masa örtüsünün –ki kırmızıydı- üstündeki külleri ellerimle savuşturdum, o sırada yanımızdan esmer tenli bir çocuk geçiyor ve güllerini –ki onlar da kırmızıydı- satmaya çalışıyordu. Aldırış etmedim çünkü ben çoktan evdeki tüm çiçeklerin yerlerine yapay olanları yerleştirmiştim, bunu biliyor musun?

Birbirlerine ve kendi hayatlarına bile bu kadar yabancılaşmış üç kişiyle ne paylaşıyordum da, bu gece onlarla birlikte bu masada oturuyordum? Sanki hepsi apar topar göçmeye hazırlanmış gibi dik tutuyorlardı omuzlarını, fazla yük olmasın diye beni mi çıkarmak istiyorlardı ve aralarında bir tek benim mi sırt ağrılarım vardı da dik tutamıyordum omuzlarımı? Bedenlerinin daha büyük, sorunlarının daha küçük olduğunu hissediyordum bu gece. Aralarında yine bir tek alelacele cümleler dizen, söze başladığı anda ellerini nereye koyacağını bilemeyen, hep yanlış şeritlerden geçen bendim. Bildik hiçbir şeye benzetemediğim gibi, elden geldiği kadarlara da sığdıramıyordum ancak yine de ne geçmişimden ne de şimdimden ayrılmayan tedirginliğim, bu gece oldukça tek bırakmıştı beni. Artık buralara dayanamıyorsun, bizlerden ayrılıyorsun demek? Öyle durgun durup da suçlayan gözlerle bakma, biliriz seni. Neden gidiyorsun? Üç gün dayanamamıştın bana, hatırlıyor musun? Bunun tüm nedenlerini ve sonuçlarını dinlemek istiyordum ben, şimdi çok mu geç kaldım? Ben de tam gideceğin zamanı buldum, öyle mi? Tüm herkesin içinde tekliğini mi korumak istiyorsun? Sen kendinden başka hangi kırmızı çizgiyi geçtin de gitmek istiyorsun, diye hırçınlaşmak ve kargaşa çıkarmak isterken korkutucu derecede bir sakinliğe tutunuyordum. O sırada yanımızdan geçen her insan bana çarpıyor gibi geliyordu, konuşulanlara odaklanamıyordum, çok suskundum, bunu fark ettin mi?

Ben fark ettim ve o an, tam karşımdaki duvar boş kalmasın diye asıldığı belli olan o ucuz tabloya kaç kişinin gözleri değmişti diye sormak istedim, bunu cevaplar mısın?

Sana uzattığım ince bakışların hepsini törpüledim, sen istediğin için yapıyordum bunu ilk zamanlar ama sonrasında alıştım ve bunu şimdi terk etmek canımı yakacakmış gibi geliyor. Nedenlerin mi var yoksa, neden öyle bakıyorsun bana? “Burada, aynı yerde yaşamak zorunda kaldığım insanların yapay gülümsemelerinden ve sarılmalarından uzak tutamıyorum kendimi. Çok ağır geliyor artık.” Şikâyet ediyorsun, senden doğruyu söylemeni ister bir şekilde bakan bir tek benim, biliyorsun, söylediğin şey yalnızca bizi inandırmak istediğin doğru. Tüm kafalar seni onaylarken ben bunu kabul etmiyorum çünkü bununla yetinmek istemiyorum. Haklısın canım, bana zor geliyor belki de bu kadar kararlı olman. Sayıları artacak bu insanların demek istiyorum sana ama susuyorum ve tam yanındaki masa boş kalmasın diye koyulduğu belli olan o vazonun aynısının annemde de olduğunu anımsıyorum. Ben kötü biri miyim, diye soruyorsun ellerimi yakalayarak. Ben seni hiçbir zaman iyi bulmadım ki, zaten bu yüzden sevdim seni. Kötü birisin, olması gerektiği gibi, benim gibi. Üzülme buna şimdi, mutlak iyiyi aramadığım, bunun sahici gelmediği için sevdim seni, bunu anlayabilir misin?

Demek kararını alalı çok oldu, ardından kimse üzülmez mi sandın? Birkaç buluşmada adın geçer, cümleler yarım kalır sonrasında da unuturuz sandın, öyle mi? Sana yanıldığını, çok yanıldığını kanıtlamak için diğer iki kişiye baktım fakat haklıydın, onlar için biricik değildin sen. Ama onların hayatında kendileri de dâhil, kimse biricik değildi ki zaten! İçim almıyordu, o masada seninle ne kadar uzun oturursam o kadar yalnız kalacağıma inandım ve ikinci bir seferde olayların farklı olacağına nasıl inanacaktım? Bu yüzden ilk ben kalktım masadan, seninle vedalaşırken de gerçekten sevdim mi, yoksa acıya mı bağlanmıştım bilemiyordum, bunu çözebilir misin?

Bahar Bulut
Çizim: Holly Warburton