Kimseye Bahsetmedim

13 Mart 2021

 

Kimseye bahsetmedim. Bambaşka bir mevsim var bu şehirde: Bir kasırga kopuyor ve kayboluyor ansızın her şey, kalmıyor hiçbir şey bırakılan yerde. Öteki sonbaharlar, ilkbaharlar, yazlar geliyor ardından; gelmiyor bazı şeyler de hiçbir zaman. Seni andıran bir başkaları ve bana benzeyenlerle dolup taşıyor, çocukluğumuzun hayaletlerinin kaldırımlarında gezindiği bu caddeler; hiç dolmuyor bazı şeyler de. Kimseye bahsetmedim; inanmazlar. Ama nasıl olur da tıklım tıklımken bile bomboş kalıverir ansızın her yer, tek bir kişi gitti diye? Sormadım, kimseye. Sormadım, o eski bene; olur da bulmak için tutturur gidenleri yeniden, diye. Öğrendim çünkü; kayboldukları yerlerde daha güzel bazı şeyler de. Toplamak istemedim, dağıttım kendimi her yere. Bu şehirdeki herkes neden kendisini tanımak, dinlemek ve toparlamak ister ki sanki böylesine? Bir başka yabancının bedeninde uyanırım ben oysa, her geçen günde. Kumral olur belki yarın sabah yeniden saçlarım ve çocuğun biri olurum tekrardan, önceleri küstüğü bütün umutlara kıpır kıpır yüreğiyle tekrardan tüm gücüyle sarılan. Yeminlerimi bozarım belki durup dururken, yine bu sokaktan geçtiğim yağmurlu bir akşam. Pişmanlıklarımdan başka hiçbir şey kalmayabilir hatta ellerimde öylesine otururken bir bankta, günün birinde. Yakındır, biliyorum; öyle olacak yine: O mevsim geldi çünkü, çöktü yine bu şehrin üzerine. Her zamanki gibi yine, herkes. Gökyüzü en güzel mavisinde belki de. Papatyalar açıyor bahçenin birinde, ağır ağır yürüyor siyah bir kedi ileride, burada bir hikâye başlıyor ve bir başka hikâye bitiyor ötede, doğuyor biri ve ölüyor ötekisi. Her zamanki gibiyim işte, ben de: Tam bahsedecekken susuyorum, yine. Balıkçılara, çocuklara, ihtiyarlara, uzak diyarların yerlilerine, çöllerdeki vahaların sakinlerine, serin deniz kıyılarında kırık pembe deniz kabukları toplayan gençlere tam bahsedecektim ki seni nasıl kaybettiğimden; sustum, yine. Derdinde değilim şimdi, hiçbir şey anlatmanın; yitirdi anlamını, her şey. Anlamı, açıklaması, sebebi de olmadı hiç belki de; görüyorum şimdi. Güneş; sensiz ve bensiz kalmış o çöllerin, deniz kıyılarının, çıkmaz sokakların ve bundan böyle ikimizin tek bir izinin dahi kalmayacağı o bütün yerlerin üzerlerine umarsızca batarken anlıyorum, şimdi: Hiçbir şey yokmuş zaten, bahsedilecek. Ne kırgınlıklar ne küskünlükler ne çok sevmek ne de başka bir sebep var şimdi, kaybettiklerime. Bir kasırga koptu ve kayboldun ansızın işte sen, karıştın o gürültülü kalabalıklardan birine; o kadar. Bulamadım seni bir daha asla, bıraktığım yerde. Her zamanki gibi ama yine, herkes. O mevsim geldi, çöktü yine bu şehrin üzerine. Kalabalıklar, renkler, sesler, mevsimler ve gün batımları gelip gidiyor bir bir, yitiyorlar kendi içlerinde; yoksun sen. Lodos, samyeli, poyraz ve başka başka rüzgârlar esiyor dört bir yönden; yoksun sen. Olsun. Böyle biter zaten hep, gerçek şeyler. Hem kaybetmedim henüz her şeyi, ben de: Uğruna birkaç ömür yalnız kalınabilecek tek bir sevgi kaldı, ellerimde. Kimselere bahsedemediğim bir hikâyem vardı hani, yokluğunla biten. Başka bir hikâye başladı şimdi benim için, bu şehirde: Hiç adım atmadığım sokaklarda başka başka rüzgârları soluduğun, hiç binmediğim gemilerle yıldızlı akşamlara karıştığın, bambaşka hikâyelere ve sevgilere karıştığın ve seni; seni kaybettiğim halinle, seni kaybettiğim yerde sevdiğim, daima bahar kokacak bir hikâye. Yokluğunun ne başlangıcı ne de sonu olmadığı, ne zaman hatırlasam çocukluğumdaki gözlerimle gülümseyeceğim ve bir daha, en baştan seveceğim, insanlara değil; bu defa kuşlara ve yıldızlara bahsedip duracağım, asla unutmayacağım bambaşka bir hikâye.

Aysu Altaş