Kalpten Kalbe Giden Yol: Ludwıg Van Beethoven

30 Mart 2021

Bir devrin Viyana’sını yaptığı sanatla değiştiren, 18. Yüzyıl Klasisizminden 19. Yüzyıl Romantizmine geçiş olarak görülen, müziğinin yankısı günümüzde hala devam eden bir dahi: Ludwig Van Beethoven. Bazılarımıza Ay Işığı Sonatıyla, bazılarımıza Beşinci Senfonisiyle, kimimize Fırtınasıyla ilham olmuş, hep istediği gibi kalbimize, ruhumuza temas etmiştir. Yaşadığı dönemin çok ötesinde olan her ruhun laneti kaplamıştır onu da: Yalnızlık! Anlaşılamayacak olduğunu bilse de besteleyip de dinleyemediği bütün o eserleriyle anlatmıştır kendini. Tüm sesler susmuştur onun için ama müziği hiç susmayan yegane şey olarak kalmıştır.


 “Müzik insan ruhunun ateşini harlamalıdır.”


 Ludwig Van Beethoven 17 Aralık 1770’te Almanya’nın Bonn şehrinde dünyaya geldi. Bonn, o dönem saraylarında sanatkarların, soyluların toplanıp çeşitli eğlenceler, konserler, gösteriler düzenlediği küçük şehirlerdendi. İşte böyle bir ortamda dünyaya gelen dahi bestecinin müzikle tanışması da kaçınılmazdı.


Dedesi Ludwig ve babası Johann Beethoven müzisyenlerdi. Özellikle Ludwig Dede Beethoven’in hayatında önemli bir yere sahiptir.  Beethoven, 18. Yüzyıl müzisyenleri için en yüksek rütbe sayılan sarayda Kappelmeister olan Ludwig dedeye hayrandı. Oğlu Johann da babası gibi müzik sanatçısıydı. Bonn sarayında tenor olarak görev yapan Johann, alkole çok düşkün, sinirli bir adamdı. Oğlu Beethoven’i hırsları için kullanmaktan çekinmeyen Johann, oğlundan Mozart yaratma çabasındaydı. Beethoven’in çocukluğu babasının hırslarının kurbanı olarak geçti. Sığındığı yegâne kişi, en yakın dostu annesiydi. Ancak onun kollarında huzurlu hissedebiliyordu. Eşinin tam aksine son derece yumuşak kalpli, sakin yapılı, iyi bir kadın olan Katherina daha önce de  bir evlilik yapmış kocası ölünce Johann’la evlenmişti. Bu evlilikten doğan sekiz çocuktan yalnızca üçü hayatta kalmıştır.


İlk müzik öğretmeni babasıydı. Çok yoğun çalışmalarla yetiştirilen Beethoven bazı geceler uykusundan uyandırılıp derse zorlanırdı. Babasının baskıları Beethoven’i hırçın bir çocuk yapmıştı. Babası onu hem piyanist hem viyolonist olarak iyi yetiştirmek istiyordu. Fakat Beethoven keman ve çok sevdiği müzik aleti olan orgda bir başarı gösteremedi.


İlk konserini 26 Mayıs 1778 yılında henüz yedi yaşındayken vermiştir. Oğlunu dahi göstermek isteyen babası altı yaşında olduğunu söyler herkese. Babasından sonra gerçek anlamda ilk öğretmeni Christian Gottlieb Neefe olmuştur. 1779 yılında Neefe’den bestecilik öğrenmeye başlamıştı. Neefe Beethoven’e kurallar koymuyor, baskı uygulamıyordu. Onun yaradılışını anlamış ve ona uygun davranmıştı. İlk bestelerini Neefe yardımıyla yayınlamıştır. 1783 yılında üç piyano sonatı yayınlayan Beethoven Prens Maxilian Franz’ın da ilgisini çekmişti. Henüz on dört yaşındayken bir orkestrada viyola çalıyordu. Prens Beethoven’i himayesine almış ve ona maddi  manevi desteğini göstermiştir.


 “Sevgi ve karakterin olmadığı yerde ne büyük insan, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele insanı vardır.”


Hayallere Atılan İlk Adımlar


Viyana o günlerde sanat merkeziydi. Sanatın her dalı Viyana’da icra ediliyordu. Soyluların evlerinde, sarayda, caddelerde sanat her yerdeydi. Devrin büyük bestecileri orada ikamet ediyordu. Beethoven en büyüklerinden biriyle, Mozart’la tanışma hayali kuruyor bunun için Viyana’ya gitmek istiyordu. Saraydan aldığı izinle 1878 yılında Viyana’ya gitti.


Müziğin İki Dâhisi: Beethoven& Mozart




Viyana’daki ilk günleri hakkında pek az bilgi bulunmakla birlikte Mozart’la tanıştığı ve ona piyano çaldığı söylenmektedir. Beethoven’in piyano başında içinden geldiği gibi doğaçlama yarattığı parçalar hayranlık uyandırmıştır. Mozart’ı etkilemek isteyen Beethoven piyanonun başına geçti ve doğaçlama çalmaya başladı. Mozart genç müzisyenin doğaçlama yaptığına inanmamış, ezberden çaldığını sanmıştı. Beethoven doğaçlamasına çeşitler katınca Mozart hayran kalmış ve “Bu çocuk dünyayı kendinden bahsettirecek.” sözlerini söylemiştir. Beethoven’e ders vermeyi de kabul etmiştir.

Beethoven annesi hastalanınca Bonn’a geri döndü. Kısa bir süre sonra annesinin ölmesiyle babası kendini iyice alkole vermiş kardeşlerinin asıl vasisi Beethoven olmuştu. Beethoven annesi için şu sözleri yazmıştır arkadaşı Dr. Schaden’e “Annemi çok ağır bir durumda buldum. Ciğerlerinden rahatsızdı. Çok acı çektikten sonra öldü. Benim için pek iyi müşfik bir anne, en yakın dostum olmuştur.”


Beethoven & Haydn


Beethoven’in Bonn günleri sürerken Londra gezisinden dönmekte olan devrin diğer bir ünlü bestecisi Haydn, Bonn sarayından davet aldı . Birçok sanatçıyı himaye eden Kont von Waldstein, Haydn ’den Beethoven’i dinlemesini rica etti. Beethoven 2. Joseph için Kantata adlı eseri çaldı. Hayran kalan Haydn, genç müzisyeni beraberinde Viyana’ya götürmeyi teklif etti. O sırada kardeşlerinin geçimi Beethoven’in üzerindeydi. Geçim sıkıntısı çeken Beethoven’in yardımına prensten Beethoven için ödenek talep eden Kont Waldstein koştu.


10 Kasım 1792 yılında Viyana’ya ikinci gelişini yaşıyordu Beethoven. Fransız Devrimi’nin tesiri bütün Avrupa’da kendini göstermişti. Beethoven’i da etkilemesi uzun sürmedi. Haydn kısa bir süre sonra Beethoven’den elini çekerek kendini bestelerine verdi. Beethoven Haydn’dan sonra Johann Schenk, Georg Albrechtsberger ve İtalyan besteci Antonio Sallieri’den dersler aldı.


Fransız Devrimi’nin de etkisiyle müzik artık soyluların, sarayın olmaktan çıkmış halka yayılmıştı. Beethoven bu değişimden memnundu. Müziğin herkesin ruhuna , kalbine dokunmasını istiyordu. Beethoven o sıralarda hayran olunan iki piyaniste, Wölf ile Hummel’a karşı bir tavır takındı. Viyana halkı başta ona desteğini göstermese de  29 Mayıs 1795’te Şehir Tiyatrosu’nda verilen konserde çaldığı Piyano ve Orkestra için 2 Numaralı Konçertosuyla takdirleri topladı. Müziğe bir felsefe getirmişti Beethoven. İnsanları düşünmeye sürüklüyordu. Yeni ve cesur bir eserdi bu. İtalyan müziğine kaymış, hafif müziklerin moda olduğu Viyana Beethoven’le yeniden canlanmıştı. Bu konserden sonra Beethoven pek çok yerde konser verdi. Özellikle doğaçlama yaptığı parçalar çok seviliyor büyük alkış topluyordu.


Sessizliğe Doğru


“Bende herkesten daha mükemmel bulunması gereken bir duyudan yana zayıf olduğumu nasıl açıkça söyleyebilirdim ki?”

1796 yılımda verdiği bir konser sonrası alkış sesleri henüz sürerken beyni uğuldamaya, söylenenleri  işitememeye başladı. Onu ünlü piyanistten ünlü besteciye taşıyacak sağırlığı işte bu dönem başladı. Başlarda kimseye söylemedi bu durumu. Dahi müzisyenin sağır olmasına imkan yoktu. Bunun geçici bir şey olduğunu düşünmüştü. Müzikle var olan sanatçı duymamayı kabullenemiyor, insanların öğrenmesini istemiyordu. Bir ara sağırlığı geçer gibi oldu fakat uzun sürmeden daha da arttı. Beethoven artık piyano çalmaktan çok kendini bestelerine vermişti. 1801 yılında arkadaşı Carlo Amenda’ya mektuplarında şöyle anlatır:


“Senin Beethoven’in korkunç bir felakete uğramış bulunuyor. Şunu bil ki en değerli yanım, işitme duyum bozuldu... Gittikçe de artıyor. Kim bilir, belki de hiç geçmeyecek...”


“İki yıl kadar bir zamandan beri herkesten kaçmaya bakıyorum, çünkü kime ‘Ben sağır oldum.’ diyebilirim ki? Başka bir meslekten olsam, bunu kolayca söyleyebilirim ama, bir müzisyen için durum pek acı!”


Sağırlığın nedenleri pek çoklarınca babasının çocukken uyguladığı baskılar olarak görülmektedir. Beethoven günümüzde tedavisi çok kolay olan fakat o devrin yetersiz imkanlarıyla derdine çare bulunamamış içkulak kemiklerinin kireçlenmesi hastalığından mustaripti. Bu büyük müzisyen, müziğiyle hepimizin kulağından ruhuna dokunmuş kendi yarattığı eserleri ancak hayal edebilmiştir.


Derin Duyguların Yabancısı


Romantik  eserlerin moda olduğu bir devirde yaşayan Beethoven hayatın acılarına, mutsuz insanlara karşı ilgiliydi. Şairane hayallere uzak olan sanatçı, derin hayallere yabancı olduğunu dile getirirdi. Tam da bu duygular onu ünlü şair Franz Grillparzer'la birleştirdi. İkili ortak duygularla birbirlerini bulmuşlar ve sıkı dost olmuşlardı. Grillparzer, Beethoven’in bestelemesi için bir opera yazmış fakat Beethoven ölünce besteyi Kreutzer yapmıştır. Ünlü şairin Beethoven’in ölümüne yazdığı bir de ağıt vardır.


Ay Işığı Sonatı’nın İlhamı


Beethoven daima birilerine aşıktı. Yaptığı bestelerde bu aşklardan ilham alıyor yaşadığı aşklar onu karamsarlıktan çok mutluluğa sürüklüyordu. Sevdiği zaman çok daha canlı ve neşeli olurdu. İşte dinleyen herkesi büyüleyen Ay Işığı Sonatı da bir kadına yazılmıştı. İtalyan olan Giulietta Guicciardi Beethoven’in büyük aşklarındandı. 1803 yılında Kont Gallemberg’le evlendi ve Napoli’ye gitti. Beethoven Guillietta’nın zor zamanlarında ona yardım etse de Giulietta Viyana’ya dönüp kendisini arayınca ona geri dönmedi.


1806 yılında kendisini himaye etmiş olan Brunswicklerin kızı Teresa’yla nişanlandı. Ailesi parası olmadığı için Beethoven’i istemiyorlardı. Teresa’nın abisi Ferenc’in genç aşıkların nişanlanmasında büyük yardımı oldu. 4 yıl süren nişanlılık, 1810 yılında Teresa’nın annesinin ısrarıyla bitti. Beethoven ölene kadar bu aşkı taşıdı. Ölmeden bir yıl önce koynunda Teresa’nın resmini taşıdığı bir arkadaşı tarafından söylenmiştir.  Beethoven Dördüncü Senfoni, Altıncı Senfoni, Ateşli Sonat’ı Teresa’yla beraberken yazmıştır.


Ünlü müzisyen kendisini Goethe’yle tanıştıracak olan büyük aşkı Bettine Brentano’yla Teresa’dan ayrıyken yaşadığı üzüntü sırasında tanıştı. 1810 yılında tanıdığı bu genç kadın kara gözlü, zeki, sanata son derece meraklıydı. Goethe’ye yazdığı bir mektubunda Beethoven’den şöyle söz eder:


Beethoven’in yanında dünyayı da seni de unuttum, ey Goethe. Yanılmadığıma emin olarak söyleyebilirim ki Beethoven bizim bugünkü medeniyetimizden çok ileride bir adam.”


Ölümsüz Sevgiliye Mektuplar


Beethoven’in ölümünden sonra bir kadına yazdığı üç mektup bulundu. Yılı belli olmayan bu mektupların kime yazıldığı da belirsizdi. Ölmez sevgiliye hitap ettiği mektuplardan anlaşıldığına göre aşkları iki taraflıydı fakat evlenmeleri olanaksızdı. Mektupların gönderilip gönderilmediği bilinmemektedir. Bu konuda yönetmenliğini Bernard Rose’un yaptığı İmmortal Beloved adlı 1994 yapımı film bulunmaktadır. Başrolde Gary Oldman’ın yer aldığı filmde, Beethoven’in ölümsüz sevgilisinin kim olduğu sorusu çevresinde ünlü müzisyenin hayatını ve tabiatını görmekteyiz.


Tabiat Sevgisi

Tabiat, sanatçılar için her dönem ayrı bir öneme sahip olmuştur. Ludwig Van Beethoven henüz çocukken yaptığı kır gezilerinde tabiatla tanışmış bu tanışıklık büyük bir ilhama dönüşmüştür. Tabiat sevgisi bestecide çok önemli bir yer tutmaktadır. Müziğine işlemiştir.


Hava kötüyken bile Beethoven’i gezintiye çıkmış görebilirdiniz. Sağırlığından önce tabiatı dinler yanında taşıdığı deftere notlar alırdı. Kafasının içi her an seslerle dolu olan Beethoven sağırlığından sonra da yaptığı yürüyüşlerde defterine notlar alırken görülmüştür. Tabiat onun için büyük bir ilham kaynağı, acılardan kaçış noktasıydı. Teresa’ya yazdığı bir mektubunda tabiat sevgisi göze çarpmaktadır:


“Kırlarda çocuk gibi neşeleniyorum. Çayırlarda, ağaçlar, çiçekler arasında gezinmek bana öyle büyük bir sevinç veriyor ki!”


 Heiligenstädter Vasiyetnamesi


Beethoven 1802 yılında sevgilisi Giulietta’nın onu terk ettiği dönemde bir yandan da sağırlığıyla baş etmeye çalışıyordu. Dinlenmek için gittiği kaplıcalarda kardeşleri Karl ve Johann’a bir mektup yazdı. Mektubu öldükten sonra açılması için yazmıştı. Heiligenstadter Vasiyetnamesi olarak geçen mektubunda insanların ona haksızlık ettiği, sağırlığından duyduğu acı, kardeşlerine vasiyeti yer almaktadır. Son derece içten yazılmış bu mektuptan bazı kesitler:


“Ah, kulaklarım belki düzelir diye kapıldığım umutlar nasıl acı hayal kırkılıklarıyla sona erdi! Acı çekiyordum; öyleyken, kimseye derdimi açamıyordum. Kimseye ‘Daha yüksek sesle konuşun, bağırın; çünkü ben sağırım!’ diyemiyordum. Bende herkesten daha mükemmel bulunması gereken bir duyudan yana zayıf olduğumu nasıl açıkça söyleyebilirdim ki”


 “Az kalsın hayatıma son verecektim. Beni bundan sanat alıkoydu. Ah benden beklendiğini düşündüğüm bütün eserleri meydana getirmeden bu dünyadan ayrılmak yapamayacağım bir şey gibi göründü bana. İşte bunun için şu sefil hayata devam ediyorum.”


Kardeşi Karl ölürken dokuz yaşındaki oğlunu Beethoven’e emanet etti. Yeğenine tüm hayatı boyunca derin bir sevgi beslemiştir. Parasını onun uğruna harcamış onu iyi bir piyanist yapmak için çabalamıştır. Fakat yeğeni Karl, son derece haylaz ve serseri ruhlu biriydi. Amcasından para çalar ve kumarda yerdi. Piyano çalmayı hiçbir zaman sevmedi. Amcasını ikna ederek orduya yazıldı.


Dahi Müzisyenin Dünyaya Vedası


Son yılları Beethoven için maddi bakımdan sıkıntılıydı. Başarılı eser verememenin acısını çekiyordu. 1820 yılında bestelediği Messa Solemnis adlı ilahisine yıllarını vermişti. Eserin giriş bölümüne felsefesini ifade eden “Kalpten kalbe yol vardır” yazmıştı. Fakat eseri beğenilmedi. Umutsuzluğa düştüğü ve git gide yaşlandığı sıralarda 1824 yılında bestelediği Dokuzuncu Senfoni’yi sundu. Herkesi kendine hayran bıraktı. Bu eseri beğenilen son eseriydi. Beethoven’in hayatının bu dönemini konu alan Copy Beethoven isimli film bulunmaktadır. Kurgusal ögeler barındıran filmde Beethoven rolünü Ed Harris üstlenmiştir. Filmde konsere hazırlanan Beethoven’in yardımına koşan Anna Holtz isimli kadınla kurdukları ilişki ve Beethoven’in hayatının son günleri anlatılmaktadır.



1825 yılını hastalık içinde geçiren Beethoven  çalışmayı bırakmamış hala bestelerini düşünüyordu. Aynı yıl kardeşi onu yanına çağırdı. Bir yılını burada geçiren Beethoven iyi beslenemedi. Dönüşte kardeşi ona üstü açık bir araba verdi. Yolda çok üşüyen Beethoven Viyana’ya vardığında hastalığı için doktor çağrılmasını istedi. Zatürreye yakalanmıştı. 24 Mart 1827 yılında Kuartet op. 131’i tamamladı ve bayıldı. 26 Mart 1827’de fırtınalı bir Viyana gününde vefat etti. Cenazesinde yirmi bin Viyanalı bulundu.

 “Hiç arkadaşım yok. Dünyada yapayalnızım.”

 

KAYNAKÇA

“Çağlar Boyunca Büyük Adamlar: Beethoven”, Doğan Kardeş yayınları, İstanbul, 1970.

İlber Ortaylı “Beethoven’in Dünyası”, Milliyet.


Zeynep Hopa