Kalp Kendi Hiçliğinde Var Olur: Tahir İle Leyla

15 Mart 2021


Yürüyordu Tahir yalnızlığının ıssızlaştırdığı ıslak kaldırımlarda. Boynunu bükmüş, ince bir kederle süzüyordu kaldırım taşlarını. Adımlarını saymakta bile zorlanıyordu. Düşünceleri aklında ateşli birer silah gibi patlayıp duruyordu sürekli. Düşünüyordu Tahir. Yazmayı ve O’nu düşünüyordu. O’nu düşündüğü vakit yazası geliyor, yazası geldikçe O’nu düşünüyordu. Başka şeyler düşünmeyi de bilirdi Tahir. Yağmur gibi mesela. Yağmur damlalarının yere her çarpışında gönlünde tarifsiz duygulara yer açardı. Yürüyordu Tahir yorulmadan. Arabaların vızır vızır geçtiği bir otobana saptı. En solundan yürüyordu yolun. Aklından birkaç nota tutturmuş onu düşünüyordu. Hatta kimi zaman öylesine boğuluyordu ki düşüncelerinde ayakları yerdeki kızıl taşlara dolanıyor, takılıp düşecek gibi oluyordu.

Düşmüyordu Tahir. Ancak ayağına dolanan o kızıl taşlara tekme bile vuramıyordu. Düşünceleri ona güç verir gibiydi. Yürüdükçe düşünüyor düşündükçe yürüyordu. Yürüdüğü istikamette tek yaya oydu. Arabalar adeta bir fabrika makinesinin parçaları gibi düzen içinde geçip gidiyorlardı yanından. Usul usul geçiyordu yolun ortasına dikilmiş yalnız ağaçları. Hangi ağaca baksa birden haykırıyordu o ağaç “Yaşasın yalnızlık!”. Düşünecek bir şey daha takılmıştı şimdi aklına. Yalnızlığı. Herkes kadar yalnızdı Tahir veya herkesten biraz daha fazla. Ne o peşini bırakıyordu yalnızlığının ne de yalnızlığı onun. Kendi kuyruğunu kovalayan köpek yavrusu gibiydi zihni. Durdu birden. “Yalnızlık nedir ki?” diye geçirdi içinden. İçinden olmasına rağmen haykırış gibi bir soruydu bu. Bilincinde depremlerin olduğunu hisseder gibiydi. Yıkılıyordu düşünceleri birer birer. Yürümeye devam etti umursamazca. Sorgulayıp durdu yalnızlığı. Tam üç saat iki buçuk dakika kadar sordu bu soruyu kendisine. Yalnızlık insanın dostunun olmaması değildi ya da insanın derdini anlatacak bir aile bireyine sahip olmaması değildi yalnızlık. Kimi insanlar yalnız doğardı.

Yürümeye devam ediyordu Tahir. Yürüdükçe beyninin damarlarının açıldığını hissediyordu. Ferahlama geliyordu ruhuna. Zarif bir hasretle yazdığı şiirleri yakmak istiyordu. Hatta onu bile yakmak istiyordu ruhunda. Yapamazdı bunu. Çünkü Leyla’yı o kadar düşünmüştü ki sanki Leyla’nın fikri onu bir sarmaşık gibi sarmıştı. Onu yaksa kendi daha çok yanacaktı. Yakamadı içinde Leyla’yı. Durmuyordu. Yürüyordu. Hiçliğe doğru belki de. Yalnızlık asla peşini bırakmıyordu Tahir’in. Nereye giderse gitsin ne kadar uzaklaşmış olursa olsun hep yanı başındaydı. En yakın dostlarıyla dertleşirken bile kulağına fısıldıyordu yalnızlığı. Sol kaburgası daha bir hafif gibiydi artık. Unutmaya başlamıştı Leyla’yı. Ürperdi. Tüyleri diken diken oldu. Zira unutmak için sevmemişti Leyla’yı. Yürüyordu umarsızca. Arkasında koskoca bir şehri bırakmıştı. Hareketli karanlıktan hareketsiz karanlığa geçiriyordu özünü. Zifiri karanlığa ulaşmasına ramak kalmıştı. Az daha düşünse içindeki karanlık dışarıyı da karartacaktı. Düşünmek istemiyordu artık. Bırakmak istedi düşünmeyi. Olmadı. Bunu da yapamadı Tahir. Elinde ne kâğıt ne kalem vardı. Onu bu düşüncelerden uzak tutan tek şey yazmaktı. Yazmadığı zamanlar ya ağlıyordu ya da düşünüyordu. Uzaklaşmıştı herkesten. Tüm tanıdıklardan ve sıradanlıklardan. Elini pantolonunun sol cebine attı. Yıpranmış katlı kâğıdı nazikçe çıkarıp yavaşça açtı. Cebine ne koyduğunu unutmuştu. O da merak ediyordu. Kâğıdı açar açmaz gördüğü ilk kelimeyle maziye dönmüştü. Hayal kırıklıkları cam parçaları gibi saplanmaya başlamıştı yeniden yüreğine. “Leyla’ya,” diye başlayan mektuplarından biriydi. Ona vermek için koymuştu cebine bu mektubu. Sonradan hatırladı. Verememişti. Bir kez daha yakmak istedi Leyla’yı tüm ruhunda. Derin bir nefes aldı. Sanki tüm gökyüzünü ciğerlerine doldurmuşçasına duruşunu dikleştirip yürümeye devam etti. Yürüdü, yürüdü, yürüdü…

Durdu Tahir. Karşısında yeşil bir deniz feneri duruyordu. Çalışmayan bir deniz feneri. Az daha ilerledi. Fazla değil. On beş, yirmi adım kadar. Denize yaklaşmıştı. Kapkaranlık deniz sonsuzluğuyla uzanıyordu Tahir’in karşısında. Onu arzular gibi bir hâli vardı. Kapattı gözlerini Tahir. Derin bir nefes verdi bu kez. Gözlerini açtı. Bir adım daha attı denize doğru. Kafasını eğdi aşağı baktı. Yüksekti. Ürperdi. Tüyleri diken diken olmuştu. Zihninin karanlığı dışarı vurmaya başlamıştı. Denizden başlamıştı dünyayı karartmaya. Kafasını sola çevirip yeşil deniz fenerine bir kez daha baktı. Çalışmayan yeşil deniz fenerine. Baş ve işaret parmaklarıyla bıyıklarını düzeltti. Avucunu sakalında gezdirdi. Hafif bir tebessümle aklına getirdi Leyla’yı. Kollarını açtı. Bir adım daha attı. Ulaşmıştı Tahir sonunda karanlığa. Hiçbir şey düşünmüyordu artık. Zihninde hiçbir düşünce kırıntısının dahi kalmadığını fark etti. Bir kez daha verdi nefes. Öyle bir nefes vermişti ki ciğerlerine doldurduğu gökyüzünü tekrar armağan etmişti dünyaya. Durdu Tahir. Yürümedi. Bıraktı düşünmeyi, yazmayı, Leyla’yı, her şeyi…


Tarık Çimen