Kafka'nın ''Dönüşüm''ü

28 Mart 2021

Franz Kafka tarafından yazılmış ve ilk defa 1915 senesinde yayınlanmış olan Dönüşüm eseri üzerinden yüzyılı aşkın süre geçmesine rağmen hala sık sık tartışılmakta ve güncelliğini korumaktadır. İmge kullanımı açısından oldukça zengin olan bu kısa roman, kitabın odağı olan Gregor Samsa’nın yatağında devasa bir böcek olarak uyanması ile başlar. Bu noktada Gregor Samsa’nın “böcekleşmesi” tartışma konusudur, nitekim Gregor’un içinde bulunduğu gerçeklik oldukça akışkandır. Gerçekten bir böceğe dönüşmüş olsun ya da olmasın, kitabın en can alıcı noktası sistem ve toplum tarafından “böcekleştirilmiş” olan Gregor Samsa’nın bu olgularla yüzleşmesidir.

Dönüşüm boyunca artık farklılaşmış olan Gregor Samsa’nın toplum, sistem, aile ve bireysel yaşadığı çatışmaların yanı sıra, Gregor’un kardeşi Grete, anne-baba figürleri ve aile dinamiklerinin de Gregor ile bir dönüşüm sürecine girişi bu kısa romanın ana hatlarını oluşturur.

Tek başına ele alındığında Gregor Samsa’nın başka herhangi bir orta sınıf çalışandan farkı bulunmamaktadır. Kendisi oldukça sakin bir hayatın parçasıdır. Babasından kalan borçları kapatmak için çalışmakta, iş için çoğu geceler otelde kalmakta, evdeki boş vakitlerini ise oymacılık yaparak doldurmaktadır. Evin geçimini tek başına sağladığından dolayı aile bireyleri tarafından saygı duyulan Gregor’un düzeni bir sabah gözünü açtığında bir şeylerin her zamankinden farklı olduğunu hissetmesi ile alt üst olur. Yataktan kalkmanın dahi kendisi için bir zorluk haline geldiği bu durumda Gregor’un birincil endişesinin kendi sağlığı ile ilgili değil de ailesi ve patronları ile ilişkisinin tehlikeye girme olasılığının olması ilginç bir ayrıntıdır. Sistemin içinde kaybolmuş ve ailesi ile samimi ilişkiler geliştirme konusunda başarısız olmuş Gregor sonunda “böcekleşmiş”, kendi değerini ve özsaygısını içinde bulunduğu duruma teslim etmiştir.

Gregor’un “dönüşüm”ü onun toplumda var olabilen işlevsel bir birey olarak sonu anlamına gelmektedir.

“Ölmekten müthiş bir şekilde korkuyordu çünkü henüz gerçek anlamda yaşamamıştı.”

Lara Tankal