Jackson Pollock – No.5, 1948

26 Mart 2021

Sizce sanat bir düşünceyi ya da bir duyguyu soyut bir şekilde aktarabilir mi? Aktarılmak istenilen olgu kavramlarla ne kadar açıklanabilir? Sanat olgusu sizin için ne ifade ediyor? Bu soruları düşündükten sonra Jackson Pollock ve eseri No.5, 1948’i inceleyeceğiz.


Sanat insanoğlunun var oluşundan beri var. Paleolitik çağda yapılan hayvan figürleri, Yunan sanatında heykeller, Bizans döneminde fresko ve mozaik süsleme teknikleri gibi çoğaltabiliriz. Kadim zamanlardan beri olan sanat günümüze kadar devam etmektedir. Bu süre boyunca fazla sayıda eser ve akıllarımızda yer edecek önemli ressamlar dünyaya gelmiştir. Jackson Pollock’da bu sanatçılar arasındadır. 44 yıllık hayatının son 3 yılı ile parlayan ve damlatma tekniği ile yaptığı sanat eserleri ile akıllarda kalmıştır. Soyut ekspresyonizm (soyut dışavurumculuk) denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Jackson Pollock’tur. Soyut ekspresyonizm, 1940’larda 2.Dünya Savaşı sonrası Amerikalı ressamlar tarafından ortaya çıkan bir sanat hareketidir. Tamamen varoluş hali ve zaman-mekan bütünleşmesiyle ile sanatçıların duygularını özgürce anlattığı bir akımdır. Haydi şimdi Jackson Pollock’un dünyasını keşfedelim.





Pollock, 1912 yılında çiftçi bir babanın beşinci ve en küçük oğlu olarak dünyaya geldi. En çok bilinen eserlerinden biri olan No.5, 1948, 2006 yılında "Dünyanın En Pahalı Tablosu" unvanını aldı. Pollock, eserlerini yere serilmiş tuvale dripping tekniğini (damlatma tekniği) kullanarak ortaya çıkarıyordu. Onu farklı kılan özelliklerden biri, fırça yerine çubuk kullanmasıydı. Tuvale döktüğü her boya ve her renkte iç dünyasını yansıttığını görüyoruz. No.5, 1948’i incelediğimizde çok fazla renklerin bir arada kullanılması dikkat çekiyor. Sizce bu kadar rengi bir arada kullanmak isteseydik nasıl bir görüntü ortaya çıkardı?

Pollock, tuvalin başına geçerek kendisini özgür bırakıyor ve sıvı boyaları istediği yere damlatıyordu. Ortaya çıkan her eser eminim ki bilinçaltının birer yansımasıydı. Belki de kendi arayışını keşfediyordu. Pollock’un dikkat çeken hareketlerinden biri, kendisine engel olmadan istediği gibi boyaları damlatmasıydı. Onun için özgürlük, boyaların istediği yere damlamasaydı. Damlayan her boya, zaman-mekan-duygu etkileşimi ile ortaya çıkıyordu.

No.5, 1948’i estetik kaygısı olarak değil hisler üzerinden giderek incelemenizi isterim. Her darbenin, her rengin görüntüsünü hayal edin. Boyaların tuvale sıçradığı anı gözlerinizi kapayarak imgeleyin. Eseri siz anlamlandırın. Eseri incelediğinizde “Ne anlatmak istiyor?” sorusundan çok “Hangi duyguyu hissediyorum? İçimde neler uyandırıyor?” sorusunun cevabını almaya odaklanın. Sanatta, tek bir anlam ve bir olgu yoktur. Anlamları biz içimizden gelen duygular beraberinde ifade edebiliriz.

Eğer şu an büyük bir tuval ve bir sürü sıvı boya önünüzde olsa nasıl bir eser ortaya çıkardı? Kavramsal mı? Soyut mu? Ben olsam mavi ve turuncu renklerin arasında sıkışıp kalmış yeşil renge kavuşmaya çalışan mor bir damla üstünde oynardım. Duygusu ve anlamı ne mi dersiniz? Üzgünüm, bunu kelimelere dökemem. Çünkü kelimeler bazen kifayetsiz kalır aynı No.5, 1948’de olduğu gibi…

Selen Danacıoğlu