İnceleme: Dövüş Kulübü

13 Mart 2021

Chuck Palahniuk Dövüş Kulübü eserinde toplumda yer edinemeyen ve bir kimlik
arayışı içine giren anlatıcının ve toplumdan intikam almayı anlatıcı rehberliğinde kendisine
görev edinen Dövüş Kulübü üyelerinin içsel sıkıntısını konu almaktadır. Bireyler kendilerini
içinde buldukları varoluşsal krizle başa çıkma adına daha öncesinde de yer edinemedikleri ve
bir aidiyet duygusu hissedemedikleri toplumdan kendilerini tam anlamıyla ötekileştirir,
hayatlarında mutsuzluklardan doğan intikam alma isteği ve ihtiyacını önce kendi bedenlerine,
sonrasında da topluma yöneltir. Dövüş Kulübü’nün oluşumuyla üyeler kendileri ile çatışma
içine girer ve şiddete başvurarak “dövüşemeyecek kadar korktukları” sorunları çözme çabası
içerisine girerler. Kargaşa Projesi’nin başladığı noktaya kadar kitapta konu alınan çatışma
bireysel bir düzeydedir. Kargaşa Projesi ile bireylerin toplumla çatışması başlar. Toplumda
yer edinememiş üyeler bireysel olarak uygarlıkla bir çatışma içine girerler, sisteme ve
kurallara karşı mutsuzluklarını toplumsal düzende bir kargaşa yaratarak dile getirirler.
Kargaşa Projesi organize çalışıyor olmasına rağmen alınan aksiyonlar bireysel düzeyi
aşmamakta, görevlerin sonuçları kısa süreliğine dikkat çekmenin ötesine geçmemektedir.
Kargaşa Projesi’nin ardından Kıyamet Projesi ile uygarlıkla topyekun bir çatışma içine girilir,
görevlerin kapsamı ve etkisinde bir büyüme gözlemlenir.
Dövüş Kulübü’nün bir parçası haline gelen ve dövüşmenin hazzına bağımlı haline
gelen bireylerin orada bulunma sebepleri aslında “dövüşemeyecek kadar korktukları” bir
sorunun varlığıdır. Her biri “kadınlar tarafından yetiştirilmiş bir kuşağın” parçası olan ve bir
baba figüründen yoksun bu bireyler kimliklerini tamamlamak için babalarına ihtiyaç
duymadıklarını kanıtlama çabası içerisindedir. Bir baba veya Tanrı figürüne aidiyet
hissedemeyen Dövüş Kulübü üyeleri, aidiyet ihtiyaçlarını Dövüş Kulübü’nde karşılamakta,
kendilerinden daha büyük bir amacın parçası olduklarını hissederek kendilerini
tamamlamaya gayret göstermektedirler. Dövüş Kulübü’nün köklerinin anlatıcının kendisiyle
dövüşmesine dayanıyor oluşu ise Dövüş Kulübü bünyesinde gerçekleşen tüm dövüşlerde
bireylerin karşılarına kendilerini aldıklarına, şiddeti sorunlarını çözüme kavuşturmak için bir
çözüm yolu olarak gördüklerine işaret etmektedir. Baba figürünün eksikliği tüm Dövüş
Kulübü üyelerinin hayata bakış açısında önemli bir rol oynamaktadır. Dövüş Kulübü’nün bir
parçası haline gelen bireylerin “kadınlar tarafından yetiştirilmiş erkekler kuşağı” olduğu,
bababaları ile bir bağ kurma şansına sahip olmadıkları görülür. Baba figürünün ve bir babaya
duyulan aidiyet ihtiyacının karşılanmıyor oluşunun “baba” kavramı ile parallellik içerisinde
olan Tanrı kavramı ile de bağdaşmaktadır. Dolayısla, babasına sığınma imkanı bulamayan
bireylerin Tanrı ile ilişkileri de zedelenmekte, Tanrı kavramının varlığından huzur bulmak
imkansız hale gelmektedir. Tyler kime karşı dövüştüğü sorulduğunda “Babama” diyerek
cevap vermekte, anlatıcı ise kendini tamamlanmış hissedebilmek için bir baba figürüne
ihtiyaç duyup duymadığını sorgulamaktadır.
Anlatıcıyı varoluşsal krize sürükleyen nedenlerin başında toplumun derinlerine
işlemiş mülkiyet ve sahip olma kavramları gelmektedir. Tüm varlığının apartman dairesinin
patlamasında yok olması ile bir aydınlanma yaşayan anlatıcı, “bir zamanlar sahip
olduklarının” onun sahibi haline geldiğini fark eder. Evinde yıllar boyunca biriktirdiği marka
lambalar, herkeste aynısının bulunduğu dolaplar ve çok sayıda çeşninin varlığına rağmen
evinde “gerçekliğin” eksikliğinden şikayet eder. Anlatıcının varoluş krizi gerçeklikten kopuk olmasından kaynaklanmakta, gerçek ve anlatıcı arasında çatışma kitap boyunca sık sık dile
getirilmektedir. Anlatı içerisinde yer alan “gerçekten” ifadeleri ise anlatıcının kendini
gerçekliğe bağlama çabası olarak görev yapmaktadır. Anlatıcının kimliğinin gittikçe Dövüş
Kulübü’nün bir parçası haline gelmesi ile beraber anlatıcı hayatını ikiye bölmekte, eski
hayatını “gerçek” olarak adlandırırken Dövüş Kulübü’ndeki varlığını ise gerçek üstü olarak
dile getirmektedir. Dövüş Kulübü’nün gerçek üstü oluşu ise Tyler Durden’dan kaynaklanan
kafa karışıklığı ve kontrolü kaybetme hissiyatıdır. Gerçeği aramak üzere yola çıkan anlatıcı
sonunda bir parçası olduğu Dövüş Kulübü ve Karga Projesi’ne de yabancılaşarak ikinci bir
çıkış arayışına girmiştir. Bu arayışın cevabını ölümde bulan anlatıcı bir kez daha Dövüş
Kulübü’nde ringe çıkarak kendi yok oluşuna ulaşma amacıyla dövüşmeye başlar. Dövüş
Kulübü’nde isimlerin önemi, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Sadece ringe çıkanlar
ışığın altındayken geri kalan herkes karanlıkta saklanır, sadece ringde hayatını kaybedenlerin
isimleri vardır. Dolayısıyla anlatıcı ismini geri kazanma hayaliyle ringe çıkarak ölmeyi
dilemektedir. Çünkü ancak ölümle adları vardır, ancak ölümle Kargaşa Proje’sinin bir parçası
olmaktan çıkmak mümkündür.
Toplumun bir parçası olmaktan kaçınan, sisteme ve kurallara karşı bir sitem içerisinde
olan anlatıcı Dövüş Kulübü ile yarattığı sistemin içerisinde kaybolmakta, kaçmaya çalıştığı
değerlerin kaynağına dönüştüğünü fark etmektedir. Anlatıcı Dövüş Kulübü’nün üyelerini
“köleleştirerek” özgürlüğü, “korkutarak” cesareti öğretmektedir. Dövüş Kulübü bu noktada
parçası olan bireylere vad etmiş olduğu özgürlüğü sağlamaktan acizdir. Anlatıcının Dövüş
Kulübü’ne olan inancı da bu gerçeği fark edişi ile sona erer. Anlatıcının var oluş krizinin,
gerçeği arayışının ve aidiyet hissetme ihtiyacının cevabı olma ideali ile oluşturduğu bu
oluşuma olan sadakati sona erer. Anlatıcının içerisinde bulunduğu var oluş krizinin içerisinde
çıkamayışı, aksine gittikçe içine gömülüşünden doğan öfke ise Kıyamet Projesi’ni hayata
geçirmesini tetikler. Anlatıcının eline böylece öfkesinin kaynaklarını yok etme, hayatı
boyunca onu ötekileştirmiş her bir olguya olan nefretini dışarıya vurma şansı geçer. Sonunda
anlatıcı bu idealini de gerçekleştirmeyi başaramaz, ismini geri kazanamaz ve Dövüş
Kulübü’nden uzaklaşmayı başaramaz. Kurtuluş umuduyla çekmiş olduğu tetik onu yarı yolda
bırakacaktır.

“Sizi özlüyoruz, Mr. Durden”
“Aramıza geri dönmenizi dört gözle bekliyoruz.”

Lara Tankal